La Grande Bellezza (2013): Kadim Roma’da Güzelliğin İzinde

La-Grande-BellezzaCannes Film Festivali’nde beklediği etkiyi verememiş olsa da, Altın Küre galibiyeti ve Oscar adaylığıyla dünya çapında ilgi uyandıran Paolo Sorrentino’nun filmi, ilk kitabının ardından muhteşem güzelliği arama yolculuğuna çıkan ve bu uğurda kırk sene boyunca kitap yazmayıp popüler bir gazetenin “in/out” köşesinde yazan Jep Gambardella’nın hikayesini anlatıyor.

La Grande Bellezza’nın başkarakteri, tek şeritli bir istikamette değil de, pek çok yan yola sahip kavşaklarıyla, u dönüşleriyle, girift ve çok şeritli bir ana yolda ilerlemektedir. Bu yüzden parça parça analiz edilmesi zor, ancak genel çerçevede vermek istediği mesajları sade ve anlaşılır bir dille Continue reading

Short Term 12 (2013) : Geçmiş Bir Başlangıçtır!*

Short-Term-12Neredeyse her senaryoda hikayeyi takip etmenizi sağlayan ana karakter ve hikayenin ilerlemesini engellemeye çalışan anti-karakter vardır ki genellikle ana karakter iyi niteliklerle donanmışken, anti-karakter kötülüğü temsil eder. Klasik filmlerin senaryo kalıbı bu zıtlıkla şekillenmekteyken, bazı filmler ana karakteri ve anti-karakteri tek bir bünyede toplar ve metinde verilen mücadeleyi iki kişinin arasındaki mücadeleden çok bir insanın kendiyle olan mücadelesine dönüştürür. En iyi örneğini Fight Club filminde gördüğümüz bu tarz filmler, psikolojiyi ne kadar iyi analiz etmişse o kadar başarılı olur ve seyirci ruhsal kimliğinde hem ana karakteri hem anti-karakteri taşıyan bireyle daha kolay empati kurabilir. Destin Cretton’un hem Continue reading

American Hustle (2013): Bu Sefer Olmadı Dostum!

American-Hustleİsminin başında ‘American’ olan bir filmi hiç izlememek lazımdı aslında. Bunu da Amerikan milliyetçiliğine karşı bir insan olduğum için söylemiyorum çünkü elbette bir propaganda aracı olarak Hollywood’un Amerika güzellemesi yapmasını doğal buluyorum, ancak filmin isminde direkt olarak niyetini belli eden ‘Amerikan’ kelimesi genelde işin sadece Amerika’ya yönelik olduğunu gösteren bir ipucu anlamı taşıyor. Bu film de Amerikalılara hitap eden, Amerikan seyircisinin beğenilerine göre şekillenen vasat bir film.

Eğer yönetmeni David O. Russell olmasaydı ve Oscar yarışında 10 dalda adaylıkla sivrilen bir yapım olmasaydı, film hakkında 70’ler döneminde geçen bir Continue reading

Zwei Leben (2012): İnsan Kim Olduğunu Seçebilir mi?

Zwei-LebenAlmanya’nın bu yıl Oscar aday adayı olan Zwei Leben, Georg Maas’ın TV filmleri ve belgesellerinin ardından yaptığı ikinci uzun metrajlı film çalışması. Oscar yarışında son dokuza kaldıktan sonra elenen film, bu başarısını aslen naif konusuna ve basit anlatısına borçlu. Bu bakımdan bütününde her ne kadar sıradan bir seyir sunuyor olsa da, Georg Maas’ın filminin dayandığı tarihsel gerçeklik hayli ilginç.

Norveç’in Nazi işgali altında olduğu dönemde, birçok Norveçli kadının Nazi subaylarından çocukları olur. Bu çocukların Alman kanı taşıyor olmaları sebebiyle Ari ırkından oldukları düşünülür ve çocuklar Naziler tarafından annelerinden Continue reading

Bhaag Milkha Bhaag (2013): Uçan Sih’in Ödüllü Hikayesi

Bhaag-Milkha-BhaagBu sene 59.su düzenlenen, Hindistan’ın en prestijli sinema ödüllerinin dağıtıldığı 2014 Filmfare Awards ödül töreninde ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülleri dahil olmak üzere 6 dalda ödül kazanan Bhaag Milkha Bhaag,  Uçan Sih lakaplı sprinterin gerçek yaşam öyküsünü anlatmakta.

Sihlik Hindistan’da yaygın görülen bir inanç şekli olup, görünüş olarak en belirgin özellikleri saçlarını kesmemeleri ve topuz yapmalarıdır. Tarihin en ünlü sihlerinden biri olarak Milkha Singh’i sayabiliriz çünkü pek çok yarışmadan altın madalyayla dönmüş, dünya rekoru kırmış, Hindistan’ın en önemli spor ikonu olmuş bir kimsenin Hindistan-Pakistan savaşının olduğu dönemlerde gelişimini gösterip bu başarıyı Continue reading

The Broken Circle Breakdown (2012): Amerikan Rüyasına Avrupa Tokadı!

The-Broken-Circle-BreakdownKadere inanmayan insanlar için, bazı sorulara cevap vermek oldukça zordur. Amerikan tarzıyla ve Bluegrass Country müzik grubuyla birlikte Belçika’da özgür bir hayatın keyfini çıkaran Didier ateisttir, onun için ruhun yolculuğu bu dünyada sona erecektir. Yeni tanıştığı Elisa ise dövme dükkanı olan punk ruhlu bir katoliktir, Didier kadar çılgındır, ancak o bu hayatın ardından başka bir hayatın olacağına inanmaktadır. Didier ile Elisa’nın toplumdan yalıtılmış bir çiftlik arazisinde, bir başlarına yaşadıkları aşkın meyvesi hiç beklemedikleri bir anda gelir. 2014 Oscar yarışında yabancı dilde en iyi film adaylarından olan Felix Van Groeningen’in bu filmi, Didier ile Elise’nin 7 yaşındaki kızlarının kanser olması ve bunun üzerine iki farklı inançta ve karakterdeki insanın kırılmalarını Continue reading

Sinemada Modern Anlatı İle Postmodern Anlatı Yapısının Karşılaştırılması ve David Lynch Sineması

Özet

Modernizm kavramı, aydınlanmayla temeli atılmış ve toplumların tüm yaşantı pratiklerinde yer edinmiş bir kavramdır. Aydınlanma düşüncesiyle dolaşımı artan akıl, ilerleme ve kurtuluşa erişme kavramları modernizmin de başat düşünceleri haline gelmiştir. Aydınlanma filozofları, moderniteyle akıl arasında güçlü bir ilişki kurar. Öyle ki; tarihsel, sosyal ve felsefi olarak ilerlemenin gerçekleşmesi aklın sürekli ilerleme eğiliminde olmasıyla mümkündür. Mutlak kurtuluş, vaat edilen özgürlüğe ulaşılınca gerçekleşir. Continue reading

Türk Sinemasında Bir Anlatı Ögesi Olarak Mutfak ve Sofra Kültürü

Giriş

Orta Asya’nın göçebe yaşantısının ardından yerleşik düzene geçilmesi, bolluk ve bereketin simgesi ve bilinen en eski tanrıça olan Kibele’nin doğduğu Anadolu’ya göç edilmesi ve burada farklı medeniyetlerle karışılması, yıkılan her devletin ardından kurulan yenilerinin mevcut kültürü sahiplenerek geliştirmeye devam etmesi ve günümüze yaklaştıkça küreselleşmenin de etkisiyle, Türk mutfağı bugün oldukça zengin ve incelenmeye değer bir kültür olma özelliğindedir. Bu bakımdan Türk mutfağının temellerini, tarihsel birikim ve çeşitlilik, coğrafyanın ve mevsimlerin zenginliği ve değişikliği, denizlerin ve göllerin çeşitliliği ve buna bağlı ürünlerin oluşturduğu söylenebilir. (Araz, 1999: 18) Continue reading

12 Years a Slave (2013): Oscar Yolunda Harcanan Yönetmenin Dramı

12-Years-A-Slave2008 yılında Hunger filmiyle, 2011 yılında festivallerde büyük ilgi gören Shame filminin ardından Steve McQueen’in nasıl bir filmle geri dönüş yapacağı merak konusuydu ve yönetmen tercihini Oscar üzerinde yapmış anlaşılan. 12 Years a Slave (12 Yıllık Esaret) filmi, konusu itibarıyla tamamen Oscar heykelciğini kazanmaya odaklanmış gibi duruyor; özgür bir adamken işgüzar iki kişi tarafından kaçırılıp köle tüccarlarına satılan bir adamın on iki yıl boyunca yaşadığı esaret hayatını anlatan ve ‘özgür bir adamın gözlerinden kölelik hikayesi’ gibi duran film, anlatımıyla da klasik konusuna eşlik etmekte. Öyle ki, filmin yönetmeninin kim olduğunu bilmeseydim yönetmenin Steve McQueen olduğunu söyleyebileceğim sahne sayısı bir Continue reading

La Haine (1995): Geç Kalınan Treni Yakalama Problemi

La-HaineMathieu Kassovitz’in uzunca bir süre üzerinde okuma yapabileceğiniz, Fransız sinemasının son dönemdeki en ilgiye değer örneklerinden La Haine (Protesto), sosyal tabakalaşmanın toplumları getirdiği o son noktayı, kolluk gücü olarak polisin bu noktada belki de tek kurtuluş şansı olan gençlikle uğraşmasını ve o gençliğin de aslında çoktan kurtuluştan vazgeçmiş olduğunu gösteren, karanlık ama çok karanlık bir film. Siyah-beyaz çekilen filmin hikayesi gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış. 1993 yılında Zaireli Makome B’owole isimli gencin polisle yaşadığı tartışma sonucu meydana gelen olay filmin hikayesini oluşturmaktadır. Konuyu özetlemek gerekirse farklı etnik kökenlere sahip üç gencin, protestoların ve polisle çatışmaların Continue reading