Frances Ha (2013): Gencim, Başarısızım, Yine de Çok Mutluyum

Frances-HaFrances 27 yaşında, Brooklyn’de ev arkadaşıyla yaşayan, hayatta her şeyi başardıktan sonra onur belgeleriyle Paris’e taşınma hayali kuran, hayat dolu bir modern dansçıdır. Ev arkadaşı Sophie, Frances’a göre daha aklı başında görünse de, bu iki genç kadın aslında aynı kişidir. Sophie, Frances’ın ruh ikizidir. İlk anda Frances ve Sophie arasında lezbiyen bir ilişki olduğu fikri akla gelir ama onlar sadece arkadaştır; o kadar yakın arkadaşlardır ki, Frances’ın söylediği gibi “artık seks yapmayan lezbiyen bir çift”e benzerler ve ne zaman ki Sophie evden ayrılır, o zaman Frances için büyük düşüş başlar. Filmin renk paleti sadece siyah ve beyazdan oluşuyor olsa da, Frances hayatında her şeyin açıkça siyah ya da beyaz olmadığını görecektir. İşte Frances Ha, bu genç kadının hikayesini Continue reading

Gambit (2012): Rahatsız Etmeyin, Coen Kardeşler Dinleniyor

GambitTürkiye’de remake filmlere hala mesafeli yaklaşılırken ABD ve Avrupa sinemasında her yıl yeni remake filmler görücüye çıkıyor. Bunlardan biri de Gambit. Henüz Türkiye’de vizyon tarihi belli olmayan filmin orijinal versiyonu 1966 tarihli. 46 yıl sonra çekilen bu yeni versiyonu ise birçok eleştirmen tarafından orijinalinin kötü bir kopyası olarak değerlendirilse de, ben en azından eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim.

Genel olarak soygun filmlerini hep eğlenceli bulmuşumdur zaten. Neden bilmiyorum ama janr farkı gözetmeksizin soygun filmleri bana çok hitap eder. Belki çoğu zaman Robin Hood-vari zenginden alıp fakire verme ülküsünün türevlerini konu edinerek sosyal adaleti yerine Continue reading

Seven Psychopaths (2012): Tarantino Olmak O Kadar da Kolay Değil

Seven-PsychopathsQuentin Tarantino, tür filmleriyle dalga geçen kendine özgü üslubuyla modern sinemanın auteur yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Şiddeti estetize ederek alaycı bir komediyle harmanlayan anlatımı ilk filmi Reservoir Dogs‘tan bu yana hiç değişmeden devam etti. Muhtemelen bundan sonra da usta yönetmen üslubunu değiştirmeyecektir ama işin ironik tarafı şu ki, Tarantino bir yandan tür filmleriyle dalgasını geçerken, diğer yandan kendi film türünü yarattı ve bu yolda birçok yönetmen de onu takip etmeye başladı. Martin McDonagh‘ın son filmi Seven Psychopaths‘ı izleyince insanın aklına ilk gelen işte bu oluyor. Continue reading

Certified Copy (2010): Abbas Usta Yine Yapmış Yapacağını

Certified Copyİran yeni dalgasının çığır açıcı yönetmeni Abbas Kiarostami‘nin Cannes‘da prömiyerini yapan filmi Certified Copy sade ve zarif anlatımıyla oldukça etkileyici bir film.

İtalya’nın Toskana bölgesinde karşılaşan bir kadın ve bir erkek, hayatlarında başka insanlara söylemek isteyip de söyleyemedikleri şeyleri birbirlerine söylemek suretiyle kendileriyle yüzleştikleri tuhaf bir oyun oynamaya başlarlar, ama seyirci olarak bu bir oyun mu yoksa bu insanlar aslında birbirlerini önceden tanıyorlar mıydı karar vermek zor. İşte bu yüzden ilişkileri aslı gibidir. Orijinal ile kopya arasında ama orijinalin yerini tutacak gerçeklikte bir ilişki. Continue reading

Badlands (1973): Katil Doğanlar Değil; Zorla Katil Edilenler

BadlandsAltın Palmiye ve Altın Ayı ödüllü Amerikalı yönetmen Terrence Malick, daha sonraki yıllarda ne işler yapacağının işaretlerini – adam olacak çocuk misali – 1973 yılında ilk filmini tamamladığında vermişti. Henüz 30 yaşındayken yaptığı bu ilk film olan Badlands, Malick filmografisinin temel yapı taşlarından biri. Yaklaşık 40 yıllık sinema hayatı boyunca sadece 6 film yapmış olan Malick’in iki film arasındaki uzun sessizliklerinin, aslında ne kadar yoğun bir yaratım çalışmasıyla dopdolu olduğunu anlayabilmek için Badlands mutlaka izlenmesi gereken bir film.

Badlands genel olarak bir ilk filmden ziyade, oldukça olgun bir üsluba sahip olmasıyla Malick’in ileride yapabileceklerinin iyi bir göstergesi. Daha Continue reading

Pina (2011): Kandırmışlar Bizi, Meğerse 3D Teknolojisi Böyle Bir Şeymiş

PinaWim Wenders sinema severlerin yakından tanıdığı çok başarılı bir yönetmen olmanın ötesinde sinema sanatının gerçek bir hizmetkarı. Bir yandan farklı tür filmlerde farklı tür anlatımlar geliştirerek güçlü sinema diliyle birçok iyi film üretmiş, bir yandan da diğer sanatçılara bireysel olarak destek vermiştir. Bu yolda kendisini kah Buena Vista Social Club için belgesel çekerken, kah Beyond the Clouds’ta Michelangelo Antonioni‘nin gayrı resmi asistanıyken; kah Zülfü Livaneli‘nin Yer Demir Gök Bakır‘ında prodüktörlük yaparken görmek mümkün. Bu bakımdan, Wenders’in Pina‘yı daha önce hiç kullanmadığı yepyeni bir teknikle çekmiş olması da hiç şaşırtıcı değil. Continue reading

Taxi (2015): Cafer Penahi; Özgürlük Savaşçısı mı, Kültürel Ajan mı?

taxi_2015Cafer Penahi’nin 65. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan filmi Taxi’yi 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde izleme şansı buldum. Penahi, 2010 yılında ülkesi İran’da tutuklandı, neyle suçlandığı bile belli değildi. Ardından serbest bırakıldı; fakat 20 yıl film çekme yasağı getirildi. Ayrıca ülkesinden çıkması da yasaklandı.

Penahi, bir taksinin içine yerleştirdiği kameralar vasıtasıyla ve bazen taksideki müşterilerin ya da yolcuların kameraları –cep telefonları ve amatör kameraları- aracılığıyla elde ettiği görüntüleri kurgulayarak bir film metni yaratmayı başarıyor. Taksinin şoför koltuğunda Penahi’nin kendisi var. Continue reading

Foxcatcher (2014): Bir Yalnızlık Trajedisi

Foxcatcher Konuk Yazar: Onur Metin

Foxcatcher, başarılı bir ‘Amerikan Rüyası’ eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor ve bu başarının en önemli payı Foxcatcher’ın eleştirisini çok katmanlı bir şekilde yapıyor oluşunda saklı.

Bütün izlediğim sinema filmleri içerisinde artık en kötücül karakterin John DuPont olduğunu söyleyebilirim! Karakterin sinema diline aktarılışının ne kadarı yönetmenin uyarlamasıdır bilemeyiz ama bu karakter üstelik gerçek hayattan ve bu da yaptığı eleştiriyi daha esaslı hale getiriyor. Continue reading

Mommy (2014): Bir Kareye Sıkışmış Üç İnsan

mommy   ‘Dahi’ çocuk Xavier Dolan’ın inatla üzerine gittiği sinema anlayışı öyle bir sonuç ortaya çıkarıyor ki, genç yönetmene ya hayran kalırsınız, ya da bir daha dönüp bakmamak üzere sinemasından nefret edersiniz. Böylesine keskin bir görüş oluşturmasındaki en büyük etkenlerden biri, psikanalizin derin sularında, sivri uçlarda gezinmesi. Yetenekli bir yönetmen olduğu ve kısa zamanda ortaya çıkardığı işlerin yaşına göre önemli bir başarı sayılacağı tartışılmaz üstelik şimdiden yönetmenin Queer sinemaya önemli katkıları olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak Dolan’ı şimdiden ‘dahi’ ilan etmek ve usta isimlerin arasında anmak ne kadar doğru bir öngörü orası tartışılır. ‘Mommy’ zihinsel sorunları olan, şiddet yanlısı, duygularını kontrol edemeyen Steve’in Continue reading

Cavalo Dinheiro (2014):Ventura’nın Düşleri

Cavalo Dinheiro Portekizli yönetmen Pedro Costa’nın Cavalo Dinheiro / At Parası filmi, 2015 İf İstanbul’da seyircisiyle buluştu. Film, genelde göçmen sorunları ekseninde ilerleyen bir konuya sahip olsa da özelde, Lizbon’a göçmen olarak gelmiş ve hayatı boyunca ağır işlerde çalışarak geçimini sağlayan işçi Ventura’nın hikayesini anlatmaktadır. Filmin konusu ve söyleminin ayrıntılarına girmeden önce yönetmenin tekniğinden bahsetmek gerekir.

Costa, filmin başına koyduğu, hangi zamanda ve nerede çekildiği belli olmayan, yıkık dökük yerleri gösteren fotoğraflarla filmdeki mekanlar arasında bir geçişlilik sağlar. Filmdeki mekan dağılımı gösterilen fotoğraflar gibi belirsizdir. Continue reading