Sinema Çalışmak

david_bordwell

*Bu yazı David Bordwell‘in makalesinden Türkçeye Fırat Çakkalkurt tarafından çevrilmiştir.

İnsanlar seyrettikleri filmler hakkında birbirleriyle konuşurlar, bazıları da bu filmler hakkında gazete ve dergilerde yazarlar. Peki, akademik bir disiplin olarak film çalışmaları, sinema hakkındaki bu genel konuşma ve düşünme biçimlerine nasıl uyum sağlamaktadır? Sinema üzerine bu iki düşünme biçiminin birbirinden tamamıyla farklı olmadığını düşünüyorum; yine de bazı ayrımlar dikkate değerdir. Continue reading

Türk Film Müziği Bestecileri (Bölüm 2)

1970’li Yıllar: Arabesk Furyası

Türk filmlerinin sinemacılar döneminden itibaren filmin kendisine özgü müzik üretmedeki başarısı 70’li ve 80’li yıllarda Türk sinemasında Arabesk dönemin başlamasıyla sekteye uğramış, ‘film müziği’ kavramı görünürde popüler bir dönem yaşasa da aslında duraklama evresine geçmiştir. Arabesk müziğin Türk sinemasına olan yansımalarını Fırat Çakkalkurt’un “Arabesk Filmlerde Müzik ve Sinema İlişkisi Bölüm 1 & Bölüm 2” yazılarında detaylı bir şekilde görmek mümkün, özet olarak arabesk müziğin film müzikleri üzerinde oluşturduğu en büyük değişiklik artık bu dönemde filmlere özgü Continue reading

Türk Film Müziği Bestecileri (Bölüm 1)

Selvi_Boylum_Al_Yazmalım_afişiSinema tarihindeki ilk sesli film 1927 tarihli “Caz Şarkıcısı” filmi olsa da, sinemanın müzikle olan ilişkisi daha önceye, sessiz film dönemine dayanır. Lumiere Kardeşler sinematografın icadıyla birlikte kaydettikleri görüntüleri Paris’te bir kafede gösterime sunarken bile görüntülere piyano eşliğinde dönemin popüler müzikleri eşlik etmiştir. Solo piyanoyla başlayan sinema-müzik ilişkisi sessiz film döneminde salonlarda kurulan orkestralara kadar uzanmıştır. Sesli filmlerin başlamasıyla ilk olarak operet ve vodvili biçimleriyle kullanılan müziğin ardından filmin senaryosuna ve kurgusuna özel olarak üretilen ‘film müziği’ bilinci bütün dünya sinemasında etkisini göstermiştir. Continue reading

Gilles Deleuze’de Sinemanın Felsefesi: Hareket-İmge ve Zaman-İmge

Gilles-DeleuzeÖzet

Sinemanın ortaya çıkışı, kendisinden önceki sanatların ve teknolojilerin araştırdığı ve yakalamaya çalıştığı gibi hareketi dolaysız olarak saptayan bir yapının bulunmasıyla ilgilidir. Bilinen dünya tarihi düşünüldüğünde mağara resimlerinden, arkeolojik kazılarda bulunan nesnelere kadar çoğu verinin hareketi yakalama ve tekrar üretme istencinin bir tezahürü olduğu görünecektir. Fakat insanlık bu buluşu 19. yüzyılın sonlarında bulabilecekti. Yani sinema bir anlamda insanoğlunun hareketi kaydetme ve yeniden üretme isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış, önce teknik, teknolojik bir icat olarak yaklaşılmış sonra ise kendi özgün Continue reading

Sinemada Kuram Ne İşe Yarar

Kuramlar, bir alan konusundaki düşünme biçimlerinin sistematik bir organizasyona dönüştürülmesini sağlar. “Fiziki bilimlerde kuramlar genellikle denetim altındaki koşullarda gerçekleştirilen olaylarla ilişkilendirilir. Bu alanda kuramlar haklı olarak, sonuçlarla, gerçeklerle ve ampirik olanla sınanabilir hatta yasaya dönüştürülebilir şeyler olarak değerlendirilir. Film kuramlarını da kapsayan, beşeri ve sosyal bilimlerde ise genellikle aynı kanıt kuralları ve nesnel tutum beklenmez. Metafora ve belirli retorik tarzlarına daha fazla bağımlılık duyulur” (Branston, 2010:70). Kuram çalışmaları belirli bir düşünce sisteminin veya sanatın ne olduğunu araştırmaya çalışarak sistemli bir fikir üretimine olanak sağlar. Bu nedenle sinemanın sanatsal işlevini araştırmak ve etki alanlarının keşfini yapabilmek için kuramlara ihtiyaç duyulur bu çerçevede sinema, çıktığı günden beri özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi kırılma zamanlarının da getirdiği etkiyle kuramsal üretimin yaşandığı bir sanattır. Metz, “anlaşılması kolay olduğundan bir filmi açıklamak zordur” der. Bu cümleden hareketle kuramın etkinliği hakkında bir değerlendirme yapılabilir. Filmler her ne kadar birden fazla duyuya hitap ederek kolay anlaşılır gibi görünse de film yapım sürecinin çok fazla değişkeni olması nedeniyle de çok katmalı bir yapı olarak karşımıza çıkar. Filmlerin bu yapısı farklı kuramsal çalışmaları da beraberinde getirmiştir.

Continue reading

33. Uluslararası İstanbul Film Festivali: “Aman Laleler Duymasın” Dediğimiz 7 Film

Festivalİstanbullu sinemaseverlerin en sevdiği ay Nisan ayı geldi çattı. Her sene olduğu gibi festivali müjdeleyen Mart ayında kalemimizi kağıdımızı hazırladık, festivalin dopdolu programından zamanımıza ve beğenimize uygun filmleri seçmeye başladık ve yine daha önceki yıllardan alışık olduğumuz maratonun bir sonraki aşaması olan biletlerin satışa çıkacağı gün, yani 22 Mart tarihinde bir cumartesi sabahı erkenden kalkıp bilet telaşı yaşanacak. Tabii bu durumu Lale Kartlılar için söylemiyorum çünkü Lale Kartlılar için bilet satışları birkaç gün öncesinden başlıyor. Yani kart sahibi olanlar izlemek istedikleri filmlere Continue reading

Beyaz Yakalılara 10 !f Filmi Tavsiyesi

if-istanbul-2014Sinemaseverlerin her sene heyecanla beklediği Türkiye’nin başlıca film festivallerinden !f Uluslararası Bağımsız Film Festivali en sonunda 2014 programıyla karşımızda. Keş!f, Digiturk Galaları, !f Music, Oyun, Gökkuşağı gibi daha önceden aşina olduğumuz kategorilere bu sene Aşk & Başka Bir Dünya kategorisi eklenmiş; ilk bakışta göze çarpan farklılık bu. Onun haricinde program yine aynı zenginlikte ve her türden bağımsız filmlere doyacağımız 11 Continue reading

Sinemada Modern Anlatı İle Postmodern Anlatı Yapısının Karşılaştırılması ve David Lynch Sineması

Özet

Modernizm kavramı, aydınlanmayla temeli atılmış ve toplumların tüm yaşantı pratiklerinde yer edinmiş bir kavramdır. Aydınlanma düşüncesiyle dolaşımı artan akıl, ilerleme ve kurtuluşa erişme kavramları modernizmin de başat düşünceleri haline gelmiştir. Aydınlanma filozofları, moderniteyle akıl arasında güçlü bir ilişki kurar. Öyle ki; tarihsel, sosyal ve felsefi olarak ilerlemenin gerçekleşmesi aklın sürekli ilerleme eğiliminde olmasıyla mümkündür. Mutlak kurtuluş, vaat edilen özgürlüğe ulaşılınca gerçekleşir. Continue reading

Türk Sinemasında Bir Anlatı Ögesi Olarak Mutfak ve Sofra Kültürü

Giriş

Orta Asya’nın göçebe yaşantısının ardından yerleşik düzene geçilmesi, bolluk ve bereketin simgesi ve bilinen en eski tanrıça olan Kibele’nin doğduğu Anadolu’ya göç edilmesi ve burada farklı medeniyetlerle karışılması, yıkılan her devletin ardından kurulan yenilerinin mevcut kültürü sahiplenerek geliştirmeye devam etmesi ve günümüze yaklaştıkça küreselleşmenin de etkisiyle, Türk mutfağı bugün oldukça zengin ve incelenmeye değer bir kültür olma özelliğindedir. Bu bakımdan Türk mutfağının temellerini, tarihsel birikim ve çeşitlilik, coğrafyanın ve mevsimlerin zenginliği ve değişikliği, denizlerin ve göllerin çeşitliliği ve buna bağlı ürünlerin oluşturduğu söylenebilir. (Araz, 1999: 18) Continue reading