İz – Rêç (2011): Kürt Sineması Diye Bir Şey Var, Duymayan Kalmasın!

Iz-RecTürkiye’de her yıl milyonlarca kişi tarafından seyredilen ana akım filmlerden arda kalan birkaç küçük salondur sorunsal sinema seyircisinin nefes alabildiği tek yer. Oysa ki Türkiye sineması diye bir olgudan bahsedebilmemiz için bireysel veya toplumsal sorunlardan yola çıkan filmler hayati derecede önemli ve her ne kadar Türkiye’de son yıllarda üretilen sorunsal filmler arasında çok başarılı işler çıkıp yurt dışında ödüller toplasa da, ülke sınırları içinde gördükleri üvey evlat muamelesi nedeniyle sorunsal sinemanın olgun bir üsluba kavuşup bir olgu olarak kendini ortaya koyabilmesi için biraz daha zaman gerekmekte. İşte bu yüzden, tam olarak bir Türkiye sinemasının varlığını kabul etmek şimdilik zor.

Diğer yandan Türkiye’de Kürt sineması hızla olgunlaşmakta. Dünyada Kürt sinemasının varlığı çoktandır kabul edilirken, bunun Türkiye ayağında da önemli gelişmelerin yaşandığına şahit olmak sinema severler için büyük şans. Kürt sineması hakkında detaylı bilgiler Mizgîn Müjde Arslan‘dan öğrenilebilir. Arslan’a göre “Hangi filmler Kürt filmidir?” sorusunun yanıtı basit: “İlk esas yönetmeninin Kürt olmasıdır. Yönetmen Kürt olduğu gibi bunun bilincinde de olmalıdır… (İ)kinci bir şart olarak Kürt hikayesini anlatması ve yüksek ihtimalle filmini Kürtçe çekmesi önemlidir. Ayrıca Kürt yapımcının çektiği Kürtçe filmler de Kürt sinemasına dahil edilebilir.” [1]

Iz-Rec

Her yıl Kürt sinemacılar arasına eklenen yeni isimlerden biri de Tayfur Aydın.

Tayfur Aydın ilk filmi olan İz – Rêç‘i 2011 yılında yaptı. Doğduğu topraklardan koparılan bir kadının vasiyeti üzerine oğlu ve torunu tarafından köyüne götürülüşünü konu edinen filme iyi film yapma niyetinin buram buram kokusu sinmiş. Muhtemelen seyirciye kolaylıkla geçen bu iyi niyet hissi sayesinde, 31. İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü İz – Rêç’e verildi.

Yine de filmde birçok açıdan eksikler göze çarpıyor. Bunların ilki, sorunsal sinemacıların – özellikle de Kürt sinemacıların – kronik sorunu olan bütçe sıkıntısına bağlı zayıf oyunculuk. Bu sorun genelde olduğu gibi İz -Rêç’te de typage (tipleme) yöntemiyle aşılmaya çalışılsa da yeterli olmamış. Buna, filmin birçok sahnesinde mevcut olan kötü yazılmış diyaloglarda hissedilen yapaylık da eklenince, duygusal gerçeklik ciddi anlamda zarar görmüş. Böylesi gerçekçi bir konuya sahip filmde bu kadar gerçekten uzak diyaloglar (özellikle Hêvî ve Buse arasında geçenler) bulunması, filmin pek de incelikli bir senaryoya sahip olmadığını düşündürüyor. Bu açıdan film, Tayfur Aydın’ın ilk yönetmenlik tecrübesi olduğunu açıkça hissettiriyor.

Iz-Rec

Başta korucular sahnesi olmak üzere birçok diyalogdaki propagandist tavır filmin estetiğine fazlasıyla zarar vermiş. Bu tavır maalesef Kürt sinemacıların uzak durmaktan kolay kolay kurtulamadıkları bir sorun. Yılmaz Güney’in Sürü filminde şehirli bir gencin ağzından parti manifestosu edasıyla duyurduğu ideolojik argümanlardan bu yana, Kürt sinemacıların kendi elleriyle kendi filmlerinin tüm şiirselliğini bozmak pahasına siyasi ideolojilerini doğrudan repliklere yedirmeleri artık kronik bir probleme dönüştü ve acilen çözülmesi gerekiyor.

Eksiklerine rağmen İz – Rêç, konuya gerçekçi yaklaşımıyla kendini sonuna kadar seyrettiren bir film. Güneydoğu Anadolu coğrafyasının engin şiirselliğini en iyi şekilde görüntüleyebilmek için geniş açı objektifler filmde bol bol kullanılmış ve böylece birbirinden harika fotoğraflar yakalanmış. Bu fotoğrafların kullanıldığı uzun çekimler yönetmenin film boyunca yaptığı en iyi iş. Bu sayede filmin özellikle sonlarına doğru zenginleşen sinematografisi Tayfur Aydın için geleceğe dair en önemli umut kaynağı.

Herkese iyi seyirler!

[1]: Özgür Gündem  http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=3308&haberBaslik=Bir%20duru%C5%9F%20olarak %20K%C3%BCrt%20sinemas%C4%B1&action=haber_detay&module=nuce

Advertisements

4 thoughts on “İz – Rêç (2011): Kürt Sineması Diye Bir Şey Var, Duymayan Kalmasın!

  1. Konusu bana Incendies’i hatırlattı nedense. Yazıda bahsettiğin oyunculuğumuzun halleri konusunda suçlamaya gerek yok, maalesef öyle. Okullarla çözülebilecek bir mesele. Bir noktaya kadar.
    Hangi filmlerin Kürt filmi olduğu meselesine gelince, bana açıkçası tuhaf geldi. Ne yani hem Kürt olunacak hem Kürtlükle alakalı konu işlenilecek, ötesi yok. Farz edelim Kürt bir yönetmen Çehovesk bir şekilde fantastik bir şehir hayatını anlatsa ve içinde (doğal olarak) gram Kürtlük olmasa Kürt filmi olmaz o değil mi? 🙂 Tamam hadi şu an için tartışma alevlendirici önermeler olabilir, ama ne bileyim, böyle basmakalıplaştırmak saçma geldi bana.

    • Kürt filmi tanımı konusunda haklı olabilirsiniz. Bence de Mizgin Müjde Arslan’ın tanımında bazı eksikler var ama yine de Kürt sineması üzerine literatürdeki en kapsamlı çalışmanın sahibi olduğu için görüşlerini önemsemek gerektiğini düşünüyorum.

  2. Tabi tabi, dedim ya “şu an için tartışma alevlendirici önermeler olabilir” Olmalı da zaten. Böyle böyle konuşup, tartışıp, didişip, dövüşüp kavramsallaştırma üzerine kafa yoracağız. Hem hiçbirimiz bilmiyoruz hem de hepimiz en iyisini biliyoruz 🙂

  3. Bu arada, benim de yeni elime geçti ama faydası dokunur belki diye söyleyeyim. Film Arası’nın “Türkiye’de Kürt Sineması” dosya konulu 29. sayısı da tavsiyemdir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s