Seven Psychopaths (2012): Tarantino Olmak O Kadar da Kolay Değil

Seven-PsychopathsQuentin Tarantino, tür filmleriyle dalga geçen kendine özgü üslubuyla modern sinemanın auteur yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Şiddeti estetize ederek alaycı bir komediyle harmanlayan anlatımı ilk filmi Reservoir Dogs‘tan bu yana hiç değişmeden devam etti. Muhtemelen bundan sonra da usta yönetmen üslubunu değiştirmeyecektir ama işin ironik tarafı şu ki, Tarantino bir yandan tür filmleriyle dalgasını geçerken, diğer yandan kendi film türünü yarattı ve bu yolda birçok yönetmen de onu takip etmeye başladı. Martin McDonagh‘ın son filmi Seven Psychopaths‘ı izleyince insanın aklına ilk gelen işte bu oluyor. Continue reading

Advertisements

The Portrait of a Lady (1996): Bir Kadının Kırık Portresi

portrait-of-a-ladyJane Campion’un Henry James’in aynı adlı romanından 1996 yılında uyarladığı filmin başrollerinde Nicole Kidman, John Malkovich, Barbara Hershey, Martin Donovan, Mary Louise Parker, Ch ristian Bale ve  Viggo Mortessen rol alır. Yönetmen dünya çapında tanınmasını sağlayan Piyano’nun ardından Hollywood’la buluşur ve bunun ilk ürünü olan Bir Kadının Portresi’nde starların oynaması, atmosfer yaratımında kapalı mekânın daha çok kullanılması, başarılı bir oyunculuk dışında Masamdaki Melek’teki ya da Piyano’daki kanlı canlı karakter yaratımının yakalanamaması yönetmenin kendi kariyeri içinde düşüşe geçtiğini Continue reading

Locke (2014): A Noktasından B Noktasına

lockeRedemption filminden sonra ikinci yönetmenlik denemesiyle festivallerde dikkat çeken Steven Knight daha çok senarist kimliğiyle karşımıza çıkmış bir isim. Özellikle Cronenberg’in Eastern Promises filminin senaryosuyla hatırlanabilecek Knight, bu filmde de senaryo kurgusuyla öne çıkarak seyirciye sıkılmayacakları bir ‘tek mekan’ hikayesi anlatıyor. Detaylara önem veren ve küçük ayrıntılarda hikayeyi tamamlamayı iyi bilen Knight, bu filmde de kağıt üzerinde oluşturduğu küçük oyunlarla izleyicinin dikkatini hikayesinde topluyor.

Ivan Locke çalıştığı şantiyeden ayrılıyor ve son model BMW’sine binip yola çıkıyor. Arabada önce doğum yapmak üzere olan, çocuğunu taşıyan kadını arıyor Continue reading

An Angel At My Table (1990): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 1)

angel_at_my_tableJane Campion’un 2014 Cannes Film Festivalinin Altın Palmiye Jüri Başkanlığına seçildiğini ilk duyduğumda beni çok etkileyen Piyano’dan beri yönetmenin filmlerini takip etmediğimi fark ettim ve kadın hikâyelerine olan merakımdan yönetmenin özellikle erken dönem çalışmalarını karşılaştırmalı olarak izlemeye karar verdim.
Campion’un ilk olarak televizyon için mini dizi şeklinde 1924 doğumlu Yeni Zelandalı yazar Janet Frame’in otobiyografisinden uyarladığı Masamdaki Melek, yüz elli sekiz dakikaya indirilerek filmleştirilir. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Sweetie’de olduğu gibi Continue reading

Diana (2013): Efsanenin Bilinmeyen Hikayesi

dianaTüm dünyaca tanınan ve sevilen İngiltere Presesi Leydi Di’nin hayatının bilinmeyen bir dönemine odaklanan, Deney ve Çöküş filmlerinin de yönetmeni Oliver Hirschbiegel’in Diana adlı filmi, ülkemizde başlıktaki mottoyla vizyona girdi. Başrollerini 2013 Oscarlarında Kıyamet Günü filmiyle en iyi kadın oyuncu dalında aday olan Naomi Watts’ın, Lost dizisinin meşhur Sayid’i Naveen Andrews’in ve Douglas Hodge’nin paylaştığı filmde Diana’nın 1995-1997 yılları arasındaki aşk hayatı anlatılıyor. 1997’de henüz 36 yaşındayken şüpheli ve beklenmeyen bir şekilde öldüğünde küçük büyük herkesi ekran başına kilitleyen bir cenaze töreniyle aramızdan ayrılan Diana’nın Continue reading

The Selfish Giant (2013): Rol Modeli Olmayan Çocuklar

selfish-giant13. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinin Keşif bölümünde ülkemizde gösterim imkanı bulan, Büyük Britanya’nın taze yönetmenlerinden Clio Barnard’ın iki küçük çocuğun arkadaşlık hikayesini ve paralelinde kapitalizmin geldiği son noktayı anlattığı “The Selfish Giant” filmi, sade bir hikayesi olmasına rağmen çok katmanlılığıyla ve etkileyici diliyle dikkat çekmeyi başarıyor. Oscar Wilde’ın aynı adlı hikayesinden esinlenerek ortaya çıkan bu modern ‘masal’, bencilliğin hayatın her aşamasına nasıl nüfus ettiğini ve hiçbir rol modelin olmadığı yetişkinler dünyasında çocukların ‘bencil devler’ tarafından nasıl ezildiğini gözler önüne seriyor. Continue reading

Frank (2014): Çinçilya !

frankGeçen yılki İstanbul Film Festivali’nin uluslararası yarışma bölümünde Altın Lale En İyi Film ödülünü kazanan “Ne Yaptın Richard?” filminin yönetmeni Lenny Abrahamson’un son filmi Frank ülkemizde bu yıl yine İstanbul Film Festivali’nde ilk kez gösterildikten sonra Başka Sinema kapsamında izleyicisiyle buluştu. Başrollerinde Michael Fassbender, Domhnall Gleeson, Scoot McNairy ve Maggie Gyllenhaal’i barındıran film oldukça keyifli, eğlenceli ve alternatif bir yapım. Müziğin ve komedinin iç içe geçtiği Frank’in çıkışında salonda tek bir mutsuz yüz görmek bile mümkün değildi. Continue reading