Pina (2011): Kandırmışlar Bizi, Meğerse 3D Teknolojisi Böyle Bir Şeymiş

PinaWim Wenders sinema severlerin yakından tanıdığı çok başarılı bir yönetmen olmanın ötesinde sinema sanatının gerçek bir hizmetkarı. Bir yandan farklı tür filmlerde farklı tür anlatımlar geliştirerek güçlü sinema diliyle birçok iyi film üretmiş, bir yandan da diğer sanatçılara bireysel olarak destek vermiştir. Bu yolda kendisini kah Buena Vista Social Club için belgesel çekerken, kah Beyond the Clouds’ta Michelangelo Antonioni‘nin gayrı resmi asistanıyken; kah Zülfü Livaneli‘nin Yer Demir Gök Bakır‘ında prodüktörlük yaparken görmek mümkün. Bu bakımdan, Wenders’in Pina‘yı daha önce hiç kullanmadığı yepyeni bir teknikle çekmiş olması da hiç şaşırtıcı değil. Continue reading

Sivas (2014): Bir Çocuk, Bir Köpek ve İmkansız Bir Masal

Sivas

Olaylardan ziyade durumlara odaklanan, az diyaloglu, sabit kameralı kişisel anlatılar Türkiye’de festival sinemasının kalıpları olarak git gide kemikleşmekte ve bu durum, festivallerden ödülle dönen filmlere karşı sinema seyircisinde kaçınılmaz olarak olumlu veya olumsuz beklentilere neden olmaktadır. Venedik ve Antalya’da ödüller alan Sivas‘ın da bu başarısı doğal olarak zihinlerde filmin klişeleşen festival filmi anlatısı ile ilişkili olarak kodlanmasını tetikledi. Buna rağmen kesin olarak söylenebilir ki, Sivas tüm bu önyargıları boşa çıkaran ve bu cesareti ile Türkiye sinemasının geleceğine dair insanı umutlandıran bir film. Continue reading

Zwei Leben (2012): İnsan Kim Olduğunu Seçebilir mi?

Zwei-LebenAlmanya’nın bu yıl Oscar aday adayı olan Zwei Leben, Georg Maas’ın TV filmleri ve belgesellerinin ardından yaptığı ikinci uzun metrajlı film çalışması. Oscar yarışında son dokuza kaldıktan sonra elenen film, bu başarısını aslen naif konusuna ve basit anlatısına borçlu. Bu bakımdan bütününde her ne kadar sıradan bir seyir sunuyor olsa da, Georg Maas’ın filminin dayandığı tarihsel gerçeklik hayli ilginç.

Norveç’in Nazi işgali altında olduğu dönemde, birçok Norveçli kadının Nazi subaylarından çocukları olur. Bu çocukların Alman kanı taşıyor olmaları sebebiyle Ari ırkından oldukları düşünülür ve çocuklar Naziler tarafından annelerinden Continue reading

Rush (2013): Hayattan Rekabeti Alın Geri Neyi Kalır Ki!

RushÜlkemizde sessizce vizyona giren ve aynı sessizlikle vizyondan kalkan, A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) filminin ünlü yönetmeni Ron Howard’ın bu sene Oscar ödüllerinde boy göstermesi muhtemel filmi Rush (Zafere Hücum), bu senenin gözden kaçan filmlerinden. Ünlü Formula 1 yarışçıları Niki Lauda ve James Hunt’un sıra dışı hikayelerini ve aralarındaki rekabeti anlatan film, özellikle kusursuza yakın görüntü yönetmenliği ve kurgusuyla dikkat çekiyor.

Odak noktasında Avusturyalı pilot Niki Lauda’nın 1976 yılında yaptığı kazanın olduğu Rush, kazanın olduğu yarışın öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Hava koşullarının Formula yarışı için uygun olmadığı bir atmosferde hızını dengeleyemeyen Continue reading

Good Bye Lenin! (2003): Elveda Berlin Duvarı, Merhaba Ostaljik Akım

Good-Bye-LeninWolfgang Becker‘in yönetmen koltuğunda oturduğu 2003 yapımı, Good Bye Lenin! bir anne ve oğulun ilişkisi üzerinden Doğu ve Batı Almanya’yı bölen duvarın yıkılışını konu alıyor.

Princeton Üniversitesi’nde Antropoloji Profesörü olan John Borneman Berlin duvarının yıkılışını topluma etkisi üzerinden ele alır ve özetle, duvarın asla sadece bir duvar olamayacağını söyler. Zira duvarın varlığı toplumu ikiye ayırmıştır; evet ve yıkılışıyla her şey düzelecek gibi görünür ama esas olan bireylerin zihnindeki duvardır ve en zoru onu yıkmaktır. Film de aslında tam olarak burada duruyor. Alex’in Denis ile ilk tanıştığı sahnede kura çekilirken iki kutu görürüz, biri Continue reading

Lore (2012): Nazi Cephesinden Sıradışı Bir II. Dünya Savaşı Filmi

Loreİlk filminden alışkın olduğumuz üzere Cate Shortland, 2012 yapımı filmi Lore’de de film başlar başlamaz seyircinin kendini bir genç kız ile özdeşlemesini sağlar. Yönetmenin bunu yapmadaki en büyük silahı yine kamera ve kurgu tekniği. Jump cutlar, yakın planlar, hızlı kurgu sayesinde hızla ana karaktere dikkat çeker yönetmen ama bu tekniğin filmin üslubu içerisinde tuttuğu yer bununla sınırlı kalmaz. Yakın plan jump cutları peş peşe dizerek oluşturduğu sentaksı  film boyunca kullanarak Shortland, görsel olarak fotoğrafın bütününü bir kerede seyirciye vermek yerine parça parça verir  ve seyirciden bir puzzle misali parçaları birleştirerek kendi fotoğrafını yaratmasını bekler. Aynen senaryoda yaptığı gibi. Filmde senaryo gereği Continue reading

Run Lola Run (1998): Berlin Sokaklarında Bir Forrest Gump

Run-Lola-RunTom Tykwer 2000’li yılların Avrupa sinemasında yüksek performansa sahip yönetmenlerin başında gelenlerden biri. Son olarak Wachowski Kardeşler ile birlikte Cloud Atlas‘ı yöneten Tykwer’ı, sinema severler Patrick Süskind’in Koku romanından uyarladığı Perfume: The Story of a Murderer ve baş rollerini Clive Owen ve Naomi Watts’ın paylaştığı The International filmleriyle tanır. Bu noktada unutulmamalıdır ki, Tykwer’ın filmografisinde konvansiyonel anlatım tekniğinin tamamen dışında bir kült film de mevcut. İşte bu film Run Lola Run.

Film, sevgilisini kurtarmak için 20 dakika içinde 100000 Mark bulmak zorunda olan Lola’nın başından geçenleri anlatması itibarı ile pek de orijinal bir Continue reading