I Origins (2014): Gözler Kalbin Aynasıdır

I-Origins  2011 yılında ‘After Earth’ filmiyle ismini duyuran yönetmen Mike Cahill, Sundance Film Festivali’nde kendisine ödül getiren son filmi ‘I Origins’ ile bilimin tartışmalı sularında geziniyor. Göz yapısı her insanın kendine özgü, eşsiz bir özelliktedir ve genç bilim adamı Ian, evrime karşı gözün eşsizliğini dayanak olarak kullanan ‘inançlı’ kesime karşı bu savı yıkmak için sıfırdan göz ‘oluşturmanın’ çabası içerisindedir. Genel olarak göz organına bağımlılık derecesinde ilgisi olan, tanıştığı insanların göz fotoğraflarını çekip, kendine özel bir göz veri tabanına sahip Ian’a çalışmalarında stajyer birinci sınıf öğrencisi Karen yardım etmektedir. Bir partide tanıştığı maskeli kadının gözlerinden etkilenip onu bulmak için başladığı yolculuk, ilerleyen zamanlarda onu tesadüflerle, işaretlerle dolu bir yolculuğa çıkaracaktır ve Ian bilimsel kanıtlara dayalı kurduğu hayatını dahil olduğu ruhsal yolculukta tekrar sorgulayacaktır. ‘I Origins’ filmi iddialı bir içeriğe sahip ancak yönetmen fazla derin sulara girmeden konuyu temel hatlarıyla işliyor ve filmin en büyük gücü senaryo kurgusunun tamamlayıcılığı ve sürprizlere açık olması.

Tür olarak ‘bilimsel film’ olarak nitelendirebileceğim ‘I Origins’, ilk yarım saatlik kısımda seyirciye gözün yapısı ve özellikleriyle ilgili bilgilendirici bir görev üstleniyor. Ian’ın yaptığı deneyleri, hedeflediği amacı, gözlerin eşsiz olması ve üretilebilirliği üzerine yapılan çalışmaları izledikten sonra, gizemli Sofi karakteriyle tanışıyoruz. İnsanları kontrol eden yüce bir gücün varlığına inanmayan Ian’ın hayatına giren Sofi, hem Ian hem yardımcısı Karen için tam bir karşıt karakter. Ruhani gücün varlığına, şans öğelerine, tesadüflere inanan Sofi, Ian’ın Tanrı rolünü oynama isteğinin karşısında duruyor. Sofi-Ian ve Karen arasında ilerleyen hikaye, Ian’ı bilimsel verilerin ışığında hareket eden ruh ikizi Karen ve ruhsal güçlere bel bağlamış ‘inanan’ Sofi arasında bir seçim yapmaya zorluyor. Senaryo hikayenin devamında pek çok sürpriz ve seyirci için beklenmedik ayrıntılara sahip olduğundan filmin devamıyla ilgili bilgi vermek istemiyorum ancak Ian’ın yolculuğu en sonunda Hindistan’a kadar uzanıyor ve çok farklı aşamalardan geçiyor. Mike Cahill bilimsel tanıtım kısmından sonra inanmak ya da bilimin verilerini kabul etmek arasında fazla derine inmeden bir karşılaştırma yapıyor ancak senaryo sürekli olarak boşluklarını doldurarak, ilk sahnelere atıflar yaparak ve şaşırtıcı ayrıntılara girerek seyirciyi en sonunda tatmin ederek final yapıyor. Bu filmin olumlu yanlarını sıralarken ilk sıraya bilimsel içeriğini sıkmadan ve temposunu düşürmeden anlatmasını koyarken ikinci sıraya da sahip olduğu başarılı senaryo kurgusunu koyabiliriz.

i-origins

Bilim-Din çatışmasından reenkarnasyon konusuna geniş bir yelpazede pek çok konuya değinen bir film için yönetmenin fazla riske girmemesi ve filmini popüler öğelerden uzak tutmadan seyri kolay bir çizgide tutması, Mike Cahill’in iddialı filmiyle ilgili söylenebilecek tek ancak önemli bir eksiği. Film yola çıktığı felsefeyle ve ortaya çıkardığı argümanlarla ilgili ortalamanın üzerinde çok az laf söylüyor ve konunun içeriğini fazla deşmeden hikayesini sonlandırıyor. Her ne kadar film boyunca yaşanan tesadüflerle kutsal bir gücün varlığına işaret etse ve evrime karşı mucizevi olaylara değinse de Cahill’in taraf olduğunu söylemek de mümkün değil. Bu suya sabuna dokunmayan hali filmin potansiyelini biraz da olsa engelliyor.

I-Origins

Okuması kolay, basit bir düzlemde anlatılan filmlerle ilgili hikayesini eksiksiz bir şekilde anlattıktan sonra pek şikayetim olmuyor. Açıkçası müziklerine, görselliğine ve hikayenin akışına kendimi kaptırdıktan sonra hem eğlenceli hem de hüzünlü bir süre geçirdim ve yönetmenin tarzını Jean Marc Vallee’nin ‘Cafe de Flora’ filmindeki tarzına benzettiğimi söyleyebilirim. Özellikle filmin son yarım saatinde nasıl bağlanacağını bir türlü kestiremiyorsunuz ancak yönetmenin reenkarnasyona göndermede bulunması ve anıların transfer olmasına bağladığı son sahnesi basit gözükse de doğru yer ve zamanda etkileyiciydi.

Ian karakteriyle Michael Pitt duygulardan arındırılmış bilim adamı rolünü başarıyla oynuyor, ancak filmin en ilgi çekici oyuncusu Sofi rolünde Astrid Berges-Frisbey. Filmekimi 2014 kapsamında izleme imkanı bulabileceğiniz film, senenin sürpriz filmlerinden. Another Earth ve I Origins filmlerinden yola çıkarak Mike Cahills’in takip edilecek yeni yönetmenlerden biri olduğunu söyleyebilirim.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s