Vizyona Girenler (7 Mart): Dallas Buyers Club Kaçırılmamalı

300-Rise-of-an-EmpireBugün vizyona giren filmlerin gişede en iddialı olanı tabii ki 300: Rise of an Empire. 2007 yapımı 300 filminin devamı niteliğinde olan bu Hollwood savaş filmi, bir kez daha seyirciyi Yunanistan’ın Persler tarafından istila edildiği zamanlara götürüyor. Serinin ilk filminin yönetmeni olan Zack Snyder bu kez filmin senaryosuna ve prodüksiyonuna katkıda bulunurken, 300: Rise of an Empire filminin yönetmen koltuğunda Noam Murro oturuyor. Murro’nun ikinci uzun metraj çalışması olan bu aksiyon dolu filmin, istisnai olumlu eleştirilere rağmen Rotten Tomatoes ve Metacritic puanlarının oldukça düşük olduğunu belirtmekte fayda var. Sinemaseverlerde serinin ilk filminin yarattığı heyecanı yaratmayan 300: Rise of an Empire için, Glasgow Evening Times’tan Paul Greenwood’un Continue reading

Beyaz Yakalılara 10 !f Filmi Tavsiyesi

if-istanbul-2014Sinemaseverlerin her sene heyecanla beklediği Türkiye’nin başlıca film festivallerinden !f Uluslararası Bağımsız Film Festivali en sonunda 2014 programıyla karşımızda. Keş!f, Digiturk Galaları, !f Music, Oyun, Gökkuşağı gibi daha önceden aşina olduğumuz kategorilere bu sene Aşk & Başka Bir Dünya kategorisi eklenmiş; ilk bakışta göze çarpan farklılık bu. Onun haricinde program yine aynı zenginlikte ve her türden bağımsız filmlere doyacağımız 11 Continue reading

Inch’Allah (2012): İsrail-Filistin Savaşında Kahrolsun Bağzı Şeyler

Inchallahİlk olarak 32. İstanbul Film Festivali’nde ülkemizde gösterimi yapılan, şu sıralar vizyonda olan Anais Barbeau-Lavalette imzalı Inch’Allah iddialı bir konuyla, İsrail-Filistin sınırında geçen hikayesiyle karşımızda. Savaş varsa kazanma yoktur, hep kaybetme vardır düşüncesiyle savaşın dağıttığı aileleri, yok ettiği hayatları ve izi kalmış mutlulukların hatırlanarak günlerin geçtiği bir coğrafyayı dramatize ederek anlatıyor Barbeau-Lavalette. Ancak konunun ağırlığı karşısında Inch’Allah’ın ciddi bir çözüm üretememesi ve hatta yanlış bir çözümleme yoluna gitmesi, gerçek adına umutsuz, film içinse naif bir portre çiziyor.

Kanadalı doktor Chloe’nin hayatı, gündüzleri Filistin’de çalıştığı Türk Kızılayı’nda, geceleri ise Continue reading

Cafe de Flore (2011): Sevmek Ne Kadar Özveri, Ne kadar Fedakarlık?

Cafe-de-FloreFilm kritiği yaparken o filmi pek çok yöntemle ele almak mümkündür; kısa bir tavsiye yazısı şeklinde ya da derin teknik bir incelemeyle, o dönemin koşulları altında toplumbilimsel bir değerlendirme yaparak ya da auteurist bir yaklaşımla film hakkında çıkarımlarda bulunarak… Ama bazı filmler de vardır ki hakkında sadece ‘fanboy’ yazıları yazmak, film kritiği kurallarının dışına çıkmak, övmek ve daha çok övmek istersiniz. Bu illa ki sadece mükemmele yakın filmler için de geçerli değildir, bir yazar için olmaması gereken ‘bence’lerin yığınla etrafını saran vasat bir film için de olabilir. Jean-Marc Vallee imzalı 2011 yapımı Cafe de Flore objektif bir gözden bakıldığında vasatın da üstünde, seyri keyifli, ilginç bir Continue reading