American Hustle (2013): Bu Sefer Olmadı Dostum!

American-Hustleİsminin başında ‘American’ olan bir filmi hiç izlememek lazımdı aslında. Bunu da Amerikan milliyetçiliğine karşı bir insan olduğum için söylemiyorum çünkü elbette bir propaganda aracı olarak Hollywood’un Amerika güzellemesi yapmasını doğal buluyorum, ancak filmin isminde direkt olarak niyetini belli eden ‘Amerikan’ kelimesi genelde işin sadece Amerika’ya yönelik olduğunu gösteren bir ipucu anlamı taşıyor. Bu film de Amerikalılara hitap eden, Amerikan seyircisinin beğenilerine göre şekillenen vasat bir film.

Eğer yönetmeni David O. Russell olmasaydı ve Oscar yarışında 10 dalda adaylıkla sivrilen bir yapım olmasaydı, film hakkında 70’ler döneminde geçen bir Continue reading

La Haine (1995): Geç Kalınan Treni Yakalama Problemi

La-HaineMathieu Kassovitz’in uzunca bir süre üzerinde okuma yapabileceğiniz, Fransız sinemasının son dönemdeki en ilgiye değer örneklerinden La Haine (Protesto), sosyal tabakalaşmanın toplumları getirdiği o son noktayı, kolluk gücü olarak polisin bu noktada belki de tek kurtuluş şansı olan gençlikle uğraşmasını ve o gençliğin de aslında çoktan kurtuluştan vazgeçmiş olduğunu gösteren, karanlık ama çok karanlık bir film. Siyah-beyaz çekilen filmin hikayesi gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış. 1993 yılında Zaireli Makome B’owole isimli gencin polisle yaşadığı tartışma sonucu meydana gelen olay filmin hikayesini oluşturmaktadır. Konuyu özetlemek gerekirse farklı etnik kökenlere sahip üç gencin, protestoların ve polisle çatışmaların Continue reading

Gözümün Nûru (2013): Işığa Fazla Bakma, Kör Olursun Sonra

Gozumun-NuruMelik çocukluğundan beri göz problemi yaşayan sinema aşığı bir gençtir. Hayattaki en büyük hayali sinema yapmak olan Melik, bu uğurda eğitim almak için Fransa’ya gider fakat bir süre sonra retina dekolmanı sebebiyle kör olmanın kıyısına gelir ve tedavisi için İstanbula’a geri döner. Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş‘un bir kez daha birlikte kamera arkasına – ve ilk kez önüne – geçtikleri Gözümün Nûru, işte böyle başlıyor.

Fransız ekolünden etkilendikleri sır olmayan Saraçoğlu ve Kurtuluş’un bu sıradışı filmi bir yandan jenerik yazılarının, müziklerin, zengin hayalgücünün ve film boyunca perdeye yansıyacak ödünç film parçacıklarının etkisiyle seyircide ilk anda bir Fransız Continue reading

Peeping Tom (1960): Biz Burada Röntgencileri Sevmeyiz Dostum

Peeping-TomMartin Scorsese’ye göre Peeping Tom, film yapmak üzerine söylenebilecek her şeyin söylendiği iki filmden biri. Diğeri de Fellini’nin klasik filmi 8½. Scorsese bu bağlantıyı ‘bakmak’ ve ‘film yapmak’ arasındaki ilişkiden kuruyor. Yönetmenler kendi gözlerinden gördükleri dünyayı, kendilerine göre şekillendirerek filmlerinde seyirciye sunar. Yani sinemada esas olan yönetmenin bakışıdır. Bu açıdan, Michael Powell‘ın filmi de bakmak üzerine bir film olduğundan film yapma deneyimi üzerine önemli cümleler söylüyor.

Henüz ilk açılış sahnesinde film kendini belli ediyor zaten. Yakın planda kapalı bir göz birden açılıverir. Bu göz hikayenin ana karakteri Mark Lewis’e aittir ve film boyunca biz bu gözün Continue reading