Mommy (2014): Bir Kareye Sıkışmış Üç İnsan

mommy   ‘Dahi’ çocuk Xavier Dolan’ın inatla üzerine gittiği sinema anlayışı öyle bir sonuç ortaya çıkarıyor ki, genç yönetmene ya hayran kalırsınız, ya da bir daha dönüp bakmamak üzere sinemasından nefret edersiniz. Böylesine keskin bir görüş oluşturmasındaki en büyük etkenlerden biri, psikanalizin derin sularında, sivri uçlarda gezinmesi. Yetenekli bir yönetmen olduğu ve kısa zamanda ortaya çıkardığı işlerin yaşına göre önemli bir başarı sayılacağı tartışılmaz üstelik şimdiden yönetmenin Queer sinemaya önemli katkıları olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak Dolan’ı şimdiden ‘dahi’ ilan etmek ve usta isimlerin arasında anmak ne kadar doğru bir öngörü orası tartışılır. ‘Mommy’ zihinsel sorunları olan, şiddet yanlısı, duygularını kontrol edemeyen Steve’in Continue reading

Force Majeure (2014): Ailenin ‘Direği’ Olmak

force-majeure  Yılın en iyi işlerinden biri olarak nitelendirilen, Ruben Ostlund’un ‘kıl payı’ Oscar’a aday gösterilmeyen filmi ‘Force Majeure’, kelime anlamı olarak mücbir sebep anlamına gelmektedir. Karı-koca, bir kız ve bir erkek iki çocuktan oluşan çekirdek ailenin tatile gitmesi ve tatilde baş başa kalmalarına odaklanan bu İsveç filmi, gücünü gerçekten iyi kotarılmış bir giriş sahnesinden ve ana fikirden alıyor ancak beraberinde ortalama bir evlilikte cinsiyetçilik eleştirisi yaparken konuyu da bağlamada, uzatıp iki saate tamamlamada oldukça zorlanıyor. Çoğu Avrupa filmi gibi kısa film olsa şaheser olacak, ancak bu haliyle ortalama üstü bir pozisyonda kalan ‘Force Majeure’, yine de baştaki ilginç sorusuyla dikkatleri çekiyor. Continue reading

Leviathan (2014): Devlet Politikası Olarak Bireyin Yozlaşması

Leviathan-Poster Rus sinemasının önemli isimlerinden Andrey Zvyagintsev, 2003 yılında ‘The Return’ filmiyle dikkatleri üzerine çekmiş, en son 2011 yılında çektiği ‘Elena’ filmiyle de Rus toplumu ile ilgili önemli söylemleri olduğunu sinema seyircisine göstermişti. Zvyagintsev’in bu sene Oscar’da yarışacak son filmi ‘Leviathan’ hem ismi ile hem de içeriği ile ön planda ağır bir devlet eleştirisi gibi dursa da, aslında yönetmenin daha önceden de dile getirdiği bir sorunu, bireysel yozlaşmayı gündeme getiriyor. Cannes Film Festivali’nde ‘Kış Uykusu’nun en önemli rakibi olan Leviathan, yapım olarak da ilginç bir hikayeye sahip. Sessiz ancak etkileyici bir dile sahip olan film, hükümetin son dönem politikalarını eleştirmesine rağmen Kültür Bakanlığı’ndan destek almasıyla da Continue reading

The Drop (2014): James Gandolfini’nin Anısına

The-Drop ‘Gone Baby Gone’,  ‘Mystic River’ ve ‘Shutter Island’ gibi filmlerin yazarı Dennis Lehane’in kısa hikayesinden uyarlanan ‘The Drop’, Brooklyn’de geçen ve arka sokaklarda dönen para trafiğine odaklanan bir suç filmi. Daha önce ‘Bullhead’ filmiyle dikkat çeken Michael R.Roskam’ın yönettiği filmin ilgi çekici en önemli özelliği Haziran 2013’te kalp krizi sonucu hayatını kaybeden James Gandolfini’nin oynadığı son film olması. Usta oyuncuyu anmak için güzel bir seçenek olan filmde başrol oyuncusu Tom Hardy de büyüleyici bir performans ortaya koyuyor.

Brooklyn kenti, mafyalar, el altından trafiği sağlanan kirli paralar ve bu paraların hepsinin teslimat için toplandıkları barlar… Continue reading

Whiplash (2014): Öğrenci-Öğretmen Savaşı

WhiplashSundance Film Festivali’nde kimseye alacak ödül bırakmayarak dikkatleri üzerinde toplayan ‘Whiplash’, ödül sezonunun başlamasıyla birlikte Altın Küre’de ve BAFTA’da aldığı adaylıklarla yine ön plana çıkmaya başladı. Ülkemizde Başka Sinema aracılığıyla bu ay izleme şansı bulacağımız film, genç bir bateristin ‘en iyi’ olma yolunda önüne çıkan engellerle boğuştuğu, efsane olmak için sınırlarını zorlamasını anlatıyor.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı ilk başta kısa film olarak çevrilen, daha sonra kısa filmin aldığı başarılı sonuçlardan sonra uzun metraja çevrilen ‘Whiplash’, merkezine caz müziğini oturtan ancak caz müziğin sadece araç olduğu, başarılı bir gerilim filmi. Continue reading

Feher Isten (2014): Beyaz Tanrı’nın Kerameti

Fehér-Isten2014 yılında Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Film seçilen ve ülkemizde ilk kez Filmekimi’nde gösterilen Beyaz Tanrı, insan-hayvan ilişkisi üzerine temellenen klasik filmlerden oldukça farklı bir yerde duruyor. Bunu sağlayansa filmin gerçekçi anlatımı ve su gibi akıp giden oyunculuklar.

Filmin konusuna gelince: 13 yaşındaki Lili, annesi ve üvey babası üç aylık bir akademik eğitim programı için yurtdışına çıkınca bu süreyi babasının yanında geçirmek durumunda kalır. Yanına ayrılmayı düşünemediği köpeği Hagen’i de alır. Ancak babası ve komşuları Hagen’in varlığından epey rahatsız olurlar. Hatta komşularından biri Continue reading

Deux Jours, Une Nuit (2014): En Zayıf Halka

Deux-Jours-Une-Nuit Yurt dışından formatını satın aldığımız bir yarışma programı vardı; “En Zayıf Halka”. Bu yarışma programında yarışmacılar bir üst tura geçmek için hem sorulara doğru cevaplar vermeye çalışıyor, hem de birbirlerine karşı yarışıyorlardı, her turda bir kişi zayıf halka ilan ediliyor ve yarışmadan eleniyordu. Yine yurt dışından öğrendiğimiz bir başka formatı ise çalışma hayatında uygulamaya başladık ve örneklerini duyuyoruz; ya en zayıf çalışanı gönder ya da maaşına zam isteme. En Zayıf Halka yarışmasının sunucusu format gereği kaba, sert, alaycı biri olurdu, aynı iş yerindeki patronlar gibi. Sunucunun yarışmacılarla nasıl suni bir ilişkisi varsa iş hayatında kapitalist düzenin Continue reading

The Search (2014): Savaşın Kazananı Yoktur!

the-search  2011 yılının en iyi işlerinden birine imza atan ve bu başarısını Oscar’la taçlandıran yönetmen Michel Hazanavicius,  üç yıl sonra yüz seksen derecelik bir dönüşle hafif-eğlenceli bir türden savaş atmosferine götürüyor bizi. ‘The Search’ İkinci Çeçen Savaşı sırasında yaşanan insanlık dramına dikkat çeken, soğuk, sert, seyircileri salona çivileyen bir filmdi, filmi izledikten sonra internetten Cannes sonrası film hakkında yapılan yorumlara baktığımda ise “Acaba aynı isimli başka bir film var mı?” diye düşünmedim değil. Cannes eleştirmenlerince yerin dibine sokulan ve devamında uluslararası basın tarafından da fazla ilgiye görülmeyen film, aklıma 2010 yılındaki “Miral” filmini getirdi. Continue reading

I Origins (2014): Gözler Kalbin Aynasıdır

I-Origins  2011 yılında ‘After Earth’ filmiyle ismini duyuran yönetmen Mike Cahill, Sundance Film Festivali’nde kendisine ödül getiren son filmi ‘I Origins’ ile bilimin tartışmalı sularında geziniyor. Göz yapısı her insanın kendine özgü, eşsiz bir özelliktedir ve genç bilim adamı Ian, evrime karşı gözün eşsizliğini dayanak olarak kullanan ‘inançlı’ kesime karşı bu savı yıkmak için sıfırdan göz ‘oluşturmanın’ çabası içerisindedir. Genel olarak göz organına bağımlılık derecesinde ilgisi olan, tanıştığı insanların göz fotoğraflarını çekip, kendine özel bir göz veri tabanına sahip Ian’a çalışmalarında stajyer birinci sınıf öğrencisi Karen yardım etmektedir. Continue reading

Maps to the Stars (2013): Ne Olacak Bu Cronenberg’in Hali?

maps-stars Her ne kadar yönetmen David Crononberg fantastik gerilim/korku türünde başarılı filmleriyle tanınan bir isim olsa da ve bu film tür olarak kara-komedi sınıfına girse de, eski filmlerinin özel bir takipçisi olarak ‘Maps to the Stars’ın yönetmenin en dramatik filmi olduğunu söylemeliyim. Öyle ki, eski filmlerinin takipçisi olarak yönetmenin bu kötü gidişatını izlemek ben de gerçekten dramatik bir etki oluşturdu. Sigmund Freud, Jung ve Sabina Spielrein’in maden niteliği taşıyan hikayesini alıp pembe diziye çevirerek kariyerininen basit işlerinden birine imza atan Crononberg’in bu sene Cannes Film Festivali’nde gösterilen son filmi de nitelik olarak “A Dangerous Method” filminden farklı değil. Bir garip Hollywood taşlamasını anlatan Continue reading