Certified Copy (2010): Abbas Usta Yine Yapmış Yapacağını

Certified Copyİran yeni dalgasının çığır açıcı yönetmeni Abbas Kiarostami‘nin Cannes‘da prömiyerini yapan filmi Certified Copy sade ve zarif anlatımıyla oldukça etkileyici bir film.

İtalya’nın Toskana bölgesinde karşılaşan bir kadın ve bir erkek, hayatlarında başka insanlara söylemek isteyip de söyleyemedikleri şeyleri birbirlerine söylemek suretiyle kendileriyle yüzleştikleri tuhaf bir oyun oynamaya başlarlar, ama seyirci olarak bu bir oyun mu yoksa bu insanlar aslında birbirlerini önceden tanıyorlar mıydı karar vermek zor. İşte bu yüzden ilişkileri aslı gibidir. Orijinal ile kopya arasında ama orijinalin yerini tutacak gerçeklikte bir ilişki. Continue reading

La Cérémonie (2014): Arzunun O Belirsiz Nesnesi

La Cerenomie

La Cérémonie/Seremoni filmi, kurmaca ile belgesel karışımı anlatımı ve konusunu otobiyografik bir hikayeden alması açısından, 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Film Festivali’nin bu yılki dikkat çeken filmleri arasında yer alıyor. Filmde, Fransız yönetmen ve yazar Alain Robbe-Grillet’ın eşi Catherine Robbe-Grillet’ın hayatı anlatılırken yönetmen Lina Mannheimer, Catherine’in gerçek ile kurguyu ayrı iki yapı olarak değil birbiri içinde geçişleri olan ve birbirinden beslenen iki yapı olarak tanımlamasından hareketle, kurgusal sahneler ve röportajlarla ilerleyen bir yöntemi benimsemiş. Film teknik açıdan gerçek ile kurgu ayrımını seyircinin zihninde silikleştirecek bir anlatımdan ziyade,  Continue reading

Deux Jours, Une Nuit (2014): En Zayıf Halka

Deux-Jours-Une-Nuit Yurt dışından formatını satın aldığımız bir yarışma programı vardı; “En Zayıf Halka”. Bu yarışma programında yarışmacılar bir üst tura geçmek için hem sorulara doğru cevaplar vermeye çalışıyor, hem de birbirlerine karşı yarışıyorlardı, her turda bir kişi zayıf halka ilan ediliyor ve yarışmadan eleniyordu. Yine yurt dışından öğrendiğimiz bir başka formatı ise çalışma hayatında uygulamaya başladık ve örneklerini duyuyoruz; ya en zayıf çalışanı gönder ya da maaşına zam isteme. En Zayıf Halka yarışmasının sunucusu format gereği kaba, sert, alaycı biri olurdu, aynı iş yerindeki patronlar gibi. Sunucunun yarışmacılarla nasıl suni bir ilişkisi varsa iş hayatında kapitalist düzenin Continue reading

The Search (2014): Savaşın Kazananı Yoktur!

the-search  2011 yılının en iyi işlerinden birine imza atan ve bu başarısını Oscar’la taçlandıran yönetmen Michel Hazanavicius,  üç yıl sonra yüz seksen derecelik bir dönüşle hafif-eğlenceli bir türden savaş atmosferine götürüyor bizi. ‘The Search’ İkinci Çeçen Savaşı sırasında yaşanan insanlık dramına dikkat çeken, soğuk, sert, seyircileri salona çivileyen bir filmdi, filmi izledikten sonra internetten Cannes sonrası film hakkında yapılan yorumlara baktığımda ise “Acaba aynı isimli başka bir film var mı?” diye düşünmedim değil. Cannes eleştirmenlerince yerin dibine sokulan ve devamında uluslararası basın tarafından da fazla ilgiye görülmeyen film, aklıma 2010 yılındaki “Miral” filmini getirdi. Continue reading

Blood Ties (2014): Bir Suç Filminde Olmaması Gerekenler

Blood-Ties 2013 yılında Cannes Film Festivali’nde yarışan “Blood Ties”, ünlü Fransız oyuncu ve yeni yönetmen Guillaume Canet’in ikinci sinema filmi. İlk film “Les Petits Mouchoirs” pek çok yıldız oyuncusunun yanında ilgi uyandıran senaryosuyla başarılı bir filmdi ve yönetmenin ileriki filmler adına umut vermişti. Bir grup arkadaşın çıktıkları tatilde birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirdikleri dram türündeki filmden sonra yönetmen bu sefer ağırlıklı olarak suç temalarını içeren, yine diyaloğa dayalı bir kitap uyarlamasıyla karşımızda. Continue reading

Jimmy P. (2013): Düşlerden Sen Anlarsın, Konuş Onunla

Jimmy-P Fransız yönetmen Arnaud Desplechin’in George Devereux’nun Psychotherapy of a Plains Indian adlı çalışmasından uyarladığı, gerçek bir hikâyeye dayanan Jimmy P.(Picard), Türkçeye Düş ve Gerçek olarak çevrildi. 66. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan filmin başrollerinde Traffic, Che, 21 Gram gibi filmlerdeki başarılı karakter yaratımıyla tanınan Benicio del Toro ve son olarak Büyük Budapeşte Oteli’ndeki Serge X. karakterine hayat veren Mathieu Amalric var.

II. Dünya Savaşı’ndan gazi olarak dönen Picard, şiddetli baş ağrıları yaşamaya başlamasının ardından Kansas eyaletinin başkenti olan Topeka’daki gazi hastanesine kaldırılır. Ancak Continue reading

Casse-tête Chinois (2013): Xavier’in Buruk Vedası

3521 Fransız yazar-yönetmen Cedric Klapisch’in gülümsemeyi bir türlü kesmeden izlediğimiz “L’auberge Espagnole” ve ilişkiler üzerine ciddi bir bakış açısı yakaladığımız “Les Poupees Russes” filmlerinden sonra serinin son filmi olan “Casse-tete Chinois” Xavier’in hikayesine kaldığı yerden devam ediyor. Artık Xavier ne yirmili yaşlarında macera peşinde koşan o genç adamdır, ne de doğru kadını bulma adına ne gerekiyorsa yapan otuzluk delikanlı. Kırkına merdiven dayayan Xavier iki çocuk babası, eşi Wendy’den boşanma arifesinde olan bir adam olarak çıkıyor karşımıza ve seriyi bilen sinemaseverlerin dahi yakalamakta zorlandığı bir olaylar örgüsünün içerisinde baş karakterimizin git-gellerini izlemeye başlıyoruz. Continue reading