Nebraska (2013): Alexander Payne’den Siyah-Beyaz Bir Yol Hikayesi

NebraskaOscar için vakit yaklaştıkça, heyecan artıyor. Her ne kadar geçtiğimiz yıllara göre, bu yıl Oscar adayı filmler genel olarak zayıf görünseler de bazı filmler tabii ki diğerlerine göre biraz daha ön plana çıkıyorlar. Gravity ve 12 Years a Slave bunların arasında başı çekerken, PR çalışmasının faydasını fazlasıyla gören American Hustle’ı da Oscar’a yakın filmler listesine dahil edebiliriz. Eğer listeyi daha da geliştirmek istersek birkaç filmin daha eleştirmenlerden olumlu notlar aldığını ve Oscar tahmin listelerinde adının geçtiğini görmek mümkün ama ilginçtir ki Alexander Payne’in son filmi Nebraska, bu yarışın içinde hak ettiği ilgiyi pek de görmüyor.

Alexander Payne, Amerikan aile hikayelerini komedi ve Continue reading

August: Osage County (2013): Bir Meryl Streep Yeter Mi?

August-Osage-CountyKara komedi tarzında yazılmış bir tiyatro oyunu olan August: Osage County, John Wells tarafından beyazperdeye uyarlanmış bir aile draması. Aslında çok geniş bir aile olan Westonlar birbirlerinden kopuk bir şekilde yaşamaktadırlar ve ailenin her bireyinin kendine ait bir sırrı bulunmaktadır. Ailenin annesi, Violet Weston (Meryl Streep) ağız kanseridir ve hastalığın ve diğer aile sırlarının getirdiği depresyonu bastırmak için sürekli sakinleştirici ilaç kullanmaktadır. Eşi eve Kızılderili bir bakıcı getirdikten sonra evi terk eder ve kayıplara karışır. Bu olayın üzerine aile toplanır; Violet Weston’un kız kardeşi ve kocası, üç kızı ve kızların aileleri. Hepsi sevdikleri insanı bulmak için bir evde toplandıkları vakit, neden birbirlerinden ayrı Continue reading

Under the Skin (2013): Uzaylı Scarlett Otostopçu Erkek Avında!

Under-the-Skinİnsanları birbirine bağlayan, diğer varlıkları da insanlardan ayıran derilerimizin farklılığı mıdır? Aynı deriye sahip olduğumuz her varlık insani özellik gösterir mi ya da bize has olduğunu iddia ettiğimiz duygular başka derilere bürünmüş varlıklarda da mevut mudur? Michel Faber’in ilgi çeken kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğundaki Jonathan Glazer, Massive Attack ve Radiohead gruplarının video klip yönetmenliğini yaparak ilk olarak dikkati çekmiş ve sinemada en son 2004 yılındaki Birth filmiyle karşımıza çıkmıştı. Nicole Kidman’ın garip bir aşk hikayesinde başrolü oynadığı film, gösterime girdiği festivallerde konusu itibariyle büyük tepki çekmiş, hatta yuhalanmıştı. Şimdiyse karşımızda içerik ve biçimsel olarak yine değişik bir film Continue reading

Borgman (2013): Yönetmeninin Tam Olarak Anlayamadığı Bir Film

BorgmanCannes Film Festivali’nde yarıştığı sırada filmin yönetmeni Alex van Warmerdam’a filmdeki baş karakterin kim olduğu sorulduğunda cevap “Ben de emin değilim. Ben de sizin kadar biliyorum.” olmuş. Borgman’ın filmini izledikten sonra bu filmi nereye koyacağını bilemeyenlere, yönetmenin bu itirafı belki yol gösterebilir. Çünkü karşımızda hem bir sürü bulmacalarla dolu, neyin ne olduğu, neye işaret ettiği pek belli olmayan, tahmin ettiğimiz kadar basit mi, çözümlemesi ciltlere sığmaz mı, yoksa filmin kendisi dahi ne anlattığını bilmiyor mu, tam olarak emin olunamayan bir film durmakta. Ancak yönetmenin filmdeki esrarengiz baş karakterin kim olduğunu kendisini de bilmediğini söylemesi, biraz da olsa filmin esrarını negatif anlamda etkiliyor. Continue reading

Şarkı Söyleyen Kadınlar (2013): Hayat, Hayatına Devam Ediyor

Sarki-Soyleyen-KadinlarAtaerkil toplumsal yapıyı orta sınıf insanlar üzerinden gizem dolu bir hikayeyle anlatan Altın Portakallı Kusursuzlar‘ın ardından, Reha Erdem de Şarkı Söyleyen Kadınlar‘da aynı konuya farklı bir taraftan bakıyor. Gerçi erkeklerin dünyasında edilgenleştirilen kadınların hikayelerine Reha Erdem’in yabancı olmadığını biliyoruz; özellikle Hayat Var hala hafızalardayken, Erdem son filminde bir kez daha eleştiri oklarını ataerkiye yönlendiriyor ve senaryosuyla olmasa da, görsel ve işitsel yönüyle sinemaseverleri tatmin ediyor.

Yaratıcı ses tasarımı ve görüntü kompozisyonlarının gerilimiyle desteklenen fırtınalı bir açılış sahnesinin ardından, adadaki Continue reading

Al Midan (2013): Mısır Devrimi’ne Şiirsel, İçten Bir Bakış

Al-MidanMısır Devrimi’ni anlamak, anlatmak, enine boyuna tam ve doğru bir analizini yapmak şu an için neredeyse imkansız. Çünkü halen devam eden bir mücadele ve belki de ateşlenen bu fitil hiç bitmeden sürekli yanmaya devam edecek. Dünya tarihinin daha önceden alışık olduğu kitle hareketleri ile sosyal medyanın muazzam gücü birleştiğinde ortaya çıkan Mısır Devrimi ya da komşu ülkelerdeki isyanlarla birlikte ele aldığımızda Arap Baharı, geliştikçe güçlenen ancak aynı ölçüde çözümsüz bir hal alan ve rüzgarını tüm dünyaya savuran bir hareket olarak şimdiden tarihe geçti; yine de tam olarak bu baharın ilkbahar mı, sonbahar mı olduğunu öğrenemediğimiz de bir gerçek. Bu açıdan bakıldığında Al Midan (Meydan) filmi, Mısır Devrimi’ne ve sonrasına Continue reading

La Grande Bellezza (2013): Kadim Roma’da Güzelliğin İzinde

La-Grande-BellezzaCannes Film Festivali’nde beklediği etkiyi verememiş olsa da, Altın Küre galibiyeti ve Oscar adaylığıyla dünya çapında ilgi uyandıran Paolo Sorrentino’nun filmi, ilk kitabının ardından muhteşem güzelliği arama yolculuğuna çıkan ve bu uğurda kırk sene boyunca kitap yazmayıp popüler bir gazetenin “in/out” köşesinde yazan Jep Gambardella’nın hikayesini anlatıyor.

La Grande Bellezza’nın başkarakteri, tek şeritli bir istikamette değil de, pek çok yan yola sahip kavşaklarıyla, u dönüşleriyle, girift ve çok şeritli bir ana yolda ilerlemektedir. Bu yüzden parça parça analiz edilmesi zor, ancak genel çerçevede vermek istediği mesajları sade ve anlaşılır bir dille Continue reading

Short Term 12 (2013) : Geçmiş Bir Başlangıçtır!*

Short-Term-12Neredeyse her senaryoda hikayeyi takip etmenizi sağlayan ana karakter ve hikayenin ilerlemesini engellemeye çalışan anti-karakter vardır ki genellikle ana karakter iyi niteliklerle donanmışken, anti-karakter kötülüğü temsil eder. Klasik filmlerin senaryo kalıbı bu zıtlıkla şekillenmekteyken, bazı filmler ana karakteri ve anti-karakteri tek bir bünyede toplar ve metinde verilen mücadeleyi iki kişinin arasındaki mücadeleden çok bir insanın kendiyle olan mücadelesine dönüştürür. En iyi örneğini Fight Club filminde gördüğümüz bu tarz filmler, psikolojiyi ne kadar iyi analiz etmişse o kadar başarılı olur ve seyirci ruhsal kimliğinde hem ana karakteri hem anti-karakteri taşıyan bireyle daha kolay empati kurabilir. Destin Cretton’un hem Continue reading

American Hustle (2013): Bu Sefer Olmadı Dostum!

American-Hustleİsminin başında ‘American’ olan bir filmi hiç izlememek lazımdı aslında. Bunu da Amerikan milliyetçiliğine karşı bir insan olduğum için söylemiyorum çünkü elbette bir propaganda aracı olarak Hollywood’un Amerika güzellemesi yapmasını doğal buluyorum, ancak filmin isminde direkt olarak niyetini belli eden ‘Amerikan’ kelimesi genelde işin sadece Amerika’ya yönelik olduğunu gösteren bir ipucu anlamı taşıyor. Bu film de Amerikalılara hitap eden, Amerikan seyircisinin beğenilerine göre şekillenen vasat bir film.

Eğer yönetmeni David O. Russell olmasaydı ve Oscar yarışında 10 dalda adaylıkla sivrilen bir yapım olmasaydı, film hakkında 70’ler döneminde geçen bir Continue reading

Zwei Leben (2012): İnsan Kim Olduğunu Seçebilir mi?

Zwei-LebenAlmanya’nın bu yıl Oscar aday adayı olan Zwei Leben, Georg Maas’ın TV filmleri ve belgesellerinin ardından yaptığı ikinci uzun metrajlı film çalışması. Oscar yarışında son dokuza kaldıktan sonra elenen film, bu başarısını aslen naif konusuna ve basit anlatısına borçlu. Bu bakımdan bütününde her ne kadar sıradan bir seyir sunuyor olsa da, Georg Maas’ın filminin dayandığı tarihsel gerçeklik hayli ilginç.

Norveç’in Nazi işgali altında olduğu dönemde, birçok Norveçli kadının Nazi subaylarından çocukları olur. Bu çocukların Alman kanı taşıyor olmaları sebebiyle Ari ırkından oldukları düşünülür ve çocuklar Naziler tarafından annelerinden Continue reading