Barfi! (2012) : Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur

Barfi-Movie-Poster-Designs-21Gösterime girdiği yıl için Hindistan’ın en iyi filmi olarak lanse edilen ve bu dalda başta Filmfare Awards olmak üzere birçok ödül alan Barfi, Anurag Basu imzalı sosyal mesaj içerikli sıcacık bir film. Hatta bu sıcak film tabirini daha da somutlaştırmak adına “Amelie” tarzına en çok yaklaşan film olarak açmak da mümkün. Gerçekten de iki buçuk saatlik uzun süresine rağmen sıkmadan kendisini izlettiren, izleyenin yüzündeki gülümsemeyi bozmamaya özen gösteren sevgi dolu bir film Barfi.

Doğuştan duyma engelli ve bu yüzden de konuşamayan baş karakterimiz günlerini aylaklık yaparak ve kendi özgür dünyasının tadını çıkararak geçirmektedir. Barfi, kasabaya tatile gelen Continue reading

Vizyona Girenler (28 Mart): Ne Varsa Başka Sinema’da Var

MeddahBu hafta, üçü Türkiye yapımı olmak üzere toplam altı yeni film vizyonda olacak. Türkiye yapımlarının ilki Batur Emin Akyel’in ilk uzun metraj çalışması olan Meddah. Filmin ana karakteri Aziz, eskiden çok meşhur bir tiyatro oyuncusuyken şimdilerde otel odalarında etrafındaki bir iki dostunun yardımlarıyla yaşamaya çalışan yaşlı bir adamdır. Arada sırada vefalı bir insan olan organizatör Veli’nin ayarladığı gösterilerde meddahlık yaparak kazandığı üç beş kuruş para da ancak otel parasını karşılamaktadır. Hızlı yaşadığı hayat Aziz’in tüm vücudunu özellikle de kalbini fazlaca yormuştur. Fazla yaşayacak zamanı olmadığının farkında olan Aziz geçmişinde yaptığı bir hata yüzünden çektiği vicdan azabını dindirmek, af dilemek üzere son yolculuğuna çıkar. Continue reading

Sinemada Kuram Ne İşe Yarar

Kuramlar, bir alan konusundaki düşünme biçimlerinin sistematik bir organizasyona dönüştürülmesini sağlar. “Fiziki bilimlerde kuramlar genellikle denetim altındaki koşullarda gerçekleştirilen olaylarla ilişkilendirilir. Bu alanda kuramlar haklı olarak, sonuçlarla, gerçeklerle ve ampirik olanla sınanabilir hatta yasaya dönüştürülebilir şeyler olarak değerlendirilir. Film kuramlarını da kapsayan, beşeri ve sosyal bilimlerde ise genellikle aynı kanıt kuralları ve nesnel tutum beklenmez. Metafora ve belirli retorik tarzlarına daha fazla bağımlılık duyulur” (Branston, 2010:70). Kuram çalışmaları belirli bir düşünce sisteminin veya sanatın ne olduğunu araştırmaya çalışarak sistemli bir fikir üretimine olanak sağlar. Bu nedenle sinemanın sanatsal işlevini araştırmak ve etki alanlarının keşfini yapabilmek için kuramlara ihtiyaç duyulur bu çerçevede sinema, çıktığı günden beri özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi kırılma zamanlarının da getirdiği etkiyle kuramsal üretimin yaşandığı bir sanattır. Metz, “anlaşılması kolay olduğundan bir filmi açıklamak zordur” der. Bu cümleden hareketle kuramın etkinliği hakkında bir değerlendirme yapılabilir. Filmler her ne kadar birden fazla duyuya hitap ederek kolay anlaşılır gibi görünse de film yapım sürecinin çok fazla değişkeni olması nedeniyle de çok katmalı bir yapı olarak karşımıza çıkar. Filmlerin bu yapısı farklı kuramsal çalışmaları da beraberinde getirmiştir.

Continue reading

Tepenin Ardı (2012): Bir Korku Alegorisi

Tepenin-ArdiSuya bakıp korkan köpeğin hikayesi vardır, insanda oluşan en doğal korku halinin hikayesi bu korkuya yakın gibidir. Köpeğin biri, bir gün bir nehirle karşılaşır, suya bakıp kendi aksini gören köpek, sudaki yansımasını kendisine zarar verebilecek başka bir varlık diye algılar. Ona saldırmak için suya atladığında ise boğulur. Kendinin dışında sandığı korku aslında kendi içindedir. Bu hikaye bizi, insanda oluşan korkunun nedeni nedir, ilk korkusu nasıl oluşmuştur gibi sorulara götürebilir. Belki de bu hikayedekine benzer bir korkuyu yalın yapılı toplumdaki bir insan yaşamış olabilir, bu da bizim korkunun kaynağı ve doğallığı sorunsalına dair bir perspektif geliştirmemize yol açabilir. Eğer bu Continue reading

Akbank 10. Kısa Film Festivali: Canlandırmanın Gücü Adına

AkbankAkbank Kısa Film Festivali bu yıl 10- 20 Mart 2014 tarihleri arasında 10. kez gerçekleşiyor.  “Belgesel”, “Canlandırma” ve “Kurmaca” dallarında kısa filmlerin on gün boyunca izleyiciyle buluştuğu festivalin kazananları ise 20 Mart’ta belli olacak. Çeşitli söyleşi ve atölyelerin de gerçekleştirileceği festivalde 13 Mart 2014 Perşembe günü “Canlandırma Kısalar (A)” kategorisindeki Uyanış, Tornistan, Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı, Leke, Saklı Hatıralar, İki Ağaç, Çığlık, Bir Küçücük Çocuktum, Çirkin, Kafa, Çiçek filmlerini izleme fırsatı buldum. Bu kategorinin jüri üyeliğini ressam Meral Erez, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Güven Çatak, yönetmen Mehmet Kurtuluş, tasarımcı Emre Senan ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yapıyor. Continue reading

33. Uluslararası İstanbul Film Festivali: “Aman Laleler Duymasın” Dediğimiz 7 Film

Festivalİstanbullu sinemaseverlerin en sevdiği ay Nisan ayı geldi çattı. Her sene olduğu gibi festivali müjdeleyen Mart ayında kalemimizi kağıdımızı hazırladık, festivalin dopdolu programından zamanımıza ve beğenimize uygun filmleri seçmeye başladık ve yine daha önceki yıllardan alışık olduğumuz maratonun bir sonraki aşaması olan biletlerin satışa çıkacağı gün, yani 22 Mart tarihinde bir cumartesi sabahı erkenden kalkıp bilet telaşı yaşanacak. Tabii bu durumu Lale Kartlılar için söylemiyorum çünkü Lale Kartlılar için bilet satışları birkaç gün öncesinden başlıyor. Yani kart sahibi olanlar izlemek istedikleri filmlere Continue reading

Prisoners (2013): Kayıp Kızlar, Kayıp Hayatlar

Prisoners2010 yılındaki Incendies filmiyle o senenin en iyi işlerinden birine imza atan Kanadalı yönetmen Dennis Villenevue’in ilk İngilizce filmi olan Prisoners, 90’lı yıllardaki polisiye filmlerin heyecanını yakalayabilen, seyirciyi alıp hikayenin içine sürükleyen, kayıp arayan, evlerde arama yapan, bodrum katta karanlıkta gezinen bir film. 153 dakikalık uzun süresi boyunca özlediğimiz suç filmlerindeki çoğu motifi başarıyla hikayesine serpiştiren yönetmen, yıldız oyuncularıyla birlikte akılda kalıcı bir gerilim filmi ortaya çıkarmış.

Keller Dovar (Hugh Jackman) ve Franklin Bich (Terence Howard) sakin, kırsal bir kasabada çocuklarıyla mutlu bir şekilde yaşayan iki arkadaştır. Continue reading

Vizyona Girenler (7 Mart): Dallas Buyers Club Kaçırılmamalı

300-Rise-of-an-EmpireBugün vizyona giren filmlerin gişede en iddialı olanı tabii ki 300: Rise of an Empire. 2007 yapımı 300 filminin devamı niteliğinde olan bu Hollwood savaş filmi, bir kez daha seyirciyi Yunanistan’ın Persler tarafından istila edildiği zamanlara götürüyor. Serinin ilk filminin yönetmeni olan Zack Snyder bu kez filmin senaryosuna ve prodüksiyonuna katkıda bulunurken, 300: Rise of an Empire filminin yönetmen koltuğunda Noam Murro oturuyor. Murro’nun ikinci uzun metraj çalışması olan bu aksiyon dolu filmin, istisnai olumlu eleştirilere rağmen Rotten Tomatoes ve Metacritic puanlarının oldukça düşük olduğunu belirtmekte fayda var. Sinemaseverlerde serinin ilk filminin yarattığı heyecanı yaratmayan 300: Rise of an Empire için, Glasgow Evening Times’tan Paul Greenwood’un Continue reading

Mavi Dalga (2013): Taşrada Büyümeye Çalışmanın Hikayesi

Mavi-DalgaZeynep Dadak ve Merve Kayan uzun süredir beraber çalışan iki kadın yönetmen. Çektikleri klipler ve Bu Sahilde adlı kısa filmden sonraki çalışmaları olan ilk uzun metrajlı filmleri Mavi Dalga’yı !f İstanbul’da, gösterim sonrasında kendileriyle söyleşi yapılan bir seansta izleme fırsatı buldum. Ulusal prömiyerini Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapan ve en iyi ilk film, en iyi senaryo, en iyi kurgu dallarında ödüller alan filmin uluslararası prömiyeri de Berlinale’de yapıldı.

Yazlık evdeki eşyaların toplandığı sahnelerle açılan filmde başrolde Ayris Alptekin’in oynadığı Deniz karakteri var. Deniz -arkadaşları- Continue reading

The Double (2013): Dostoyevski’nin İkizi Richard Ayoade!

The-DoubleRichard Ayoade’nin ilk sinema filmi Submarine kendine has naif dokusuyla seyircilere yönetmen adına büyük bir umut vermiş ve Richard Ayoade ismi bir kenara not edilmişti. Yönetmenin ikinci filmi olan The Double‘ın da ilki gibi bir edebiyat uyarlaması olduğunu, hatta bir Dostoyevski uyarlaması olduğunu öğrenince filme karşı merak unsuru iki katına çıkmıştı. Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan ve kitapları kolay kolay beyazperdeye aktarılamayan Dostoyevski’nin Öteki/İkiz adlarıyla ülkemizde yayınlanmış olan kitabını uyarlamak da kolay olmadığı kadar riskli bir işti. Çünkü Dostoyevski’nin İkiz’i çoğu edebiyat kesimlerince yazarın en başarısız işlerinden biri olarak ünlenmiş, aynı Continue reading