Akbank 10. Kısa Film Festivali: Canlandırmanın Gücü Adına

AkbankAkbank Kısa Film Festivali bu yıl 10- 20 Mart 2014 tarihleri arasında 10. kez gerçekleşiyor.  “Belgesel”, “Canlandırma” ve “Kurmaca” dallarında kısa filmlerin on gün boyunca izleyiciyle buluştuğu festivalin kazananları ise 20 Mart’ta belli olacak. Çeşitli söyleşi ve atölyelerin de gerçekleştirileceği festivalde 13 Mart 2014 Perşembe günü “Canlandırma Kısalar (A)” kategorisindeki Uyanış, Tornistan, Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı, Leke, Saklı Hatıralar, İki Ağaç, Çığlık, Bir Küçücük Çocuktum, Çirkin, Kafa, Çiçek filmlerini izleme fırsatı buldum. Bu kategorinin jüri üyeliğini ressam Meral Erez, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Güven Çatak, yönetmen Mehmet Kurtuluş, tasarımcı Emre Senan ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yapıyor.

Canlandırma deyip geçmemek gerektiğini on bir filmin hemen hepsinde görmek mümkün. Ülkenin gündeminde olan çocuk gelinler, ötekilik, kalabalıklar içinde yalnızlık, Gezi Parkı olayları gibi pek çok sıcak konunun çizgilerle hayat bulduğu yaklaşık bir saat boyunca bu kavramlara tabiri caizse sıkıştırılmış bir şekilde ve hayal gücünün rehberliğinde bakmak epey zihin açıcı bir tecrübe. Anadolu Üniversitesi’nin öğrenci-hoca işbirliğinin kendini hissettirdiği seçkide, bu işlerin dışında da oldukça özgün ve emek verilmiş birçok çalışmayı bir arada görmek mümkün.

Sırayla filmlerden bahsetmek gerekirse şunlar söylenebilir:

Yönetmenliğini Mervenur Ülcan ve Güneş Göçmen’in yaptığı 3D canlandırma tekniğine dayanan Uyanış farklı olduğunu anlayan bir tavşanın maceralarından yola çıkarak izleyicinin kendine dönüp bakmasına yol açan bir film.

Tornistan

Tornistan

Yönetmen Ayce Kartal’ın geleneksel canlandırmayla oluşturduğu filmi Tornistan, ta isminden başlayarak Gezi Parkı olayları sırasında “penguenleri” vermeyi seçerek hem gerçekleri görmezden gelen hem de bunları kamuoyuyla paylaşmayan basının eleştirisini yapıyor. (Tabii anlayanlara!) Zeki Müren’in, İncesaz’ın yaz akşamlarının yemek sofralarına eşlik ettiği görüntülerle eylemde yaralananların görüntüleri kontrast oluşturacak bir kurguyla verilmiş ve son sahnede ise Boğaziçi Caz Korosu’na ait Gezi’nin adeta simgesi haline gelen “Çapulcu” şarkısını duymak mümkün. Kısacası filmde müzik de tercihleri anlatan bir enstrüman olarak ağırlıklı rol oynuyor. Ayrıca filmin !f İstanbul’da “Biz Buraya Nasıl Geldik” başlığı altında da gösterilmiş olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yönetmen Gözde Sukmenyıldız’ın 3D canlandırma filmi Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı, günümüz insanının modernizmin getirdiği yalnızlaşmayla beraber aslında hayatın zorlukları karşısında ne kadar çaresiz kaldığı fikrini anlatıyor.

Yönetmenliğini Güven Şahinkanat’ın yaptığı canlandırma film Leke’nin temelinde deneklerin algılarını mürekkep lekelerini kullanarak analiz eden psikolojik bir test olan Rorschach testinin verdiği ilham yatıyor. Buna, bireylerin özellikle saklamaya çalıştıkları hislerini, görüntülerin çağrıştırdıkları üzerinden anlamaya çalışma metodu da denebilir. Nitekim filmde de bu teste tabi tutulan bir hastanın gördüğü lekenin yansıması olarak bir tavşanı ve onun aldığı kokunun peşinden gitmesini izliyoruz.

Sakli-Hatiralar

Saklı Hatıralar

Yönetmenliğini Ersin Kozan’ın yaptığı 3D canlandırma Saklı Hatıralar,  geçmişte saklı kalan, muğlak sonlu bir aşkın taraflarının gözünden o günlere döner. Alman müzisyen Felix Mendelssohn Bartholdy’nin güçlü ve romantik melodilerinin eşliğiyle anlam kazanan filmin yönetmeninin dil olarak Türkçeyi değil yalnızca İngilizceyi seçmesi onun gözünü uluslararası yarışmalara diktiğinin bir göstergesi gibi.

Yönetmen Tuğba Özer’in geleneksel canlandırmayla oluşturduğu filmi İki Ağaç’ta doğanın hiçe sayılarak, her gün yeni bir yeşil alanın pervasızca siteye ya da AVM’ye dönüştürüldüğü -eminim hepimize çok tanıdık gelen- çağın sonunun nasıl bir felakete varacağı anlatılıyor. 11. Uluslararası Çevre Film Festivali’nde “En İyi Animasyon Film” ödülünü alan film, bu konudaki rüştünü ispat etmişe benziyor.

Yönetmen Alper Durmaz’ın 3D canlandırması Çığlık, Norveçli ressam Edvard Munch’un aynı adlı tablosunun 2004 yılında yaşanan gerçek kaybolma hikayesinden esinlenilerek oluşturulmuş. Esprili, sonuna kadar merakla takip edilen anlatımı ve sürprizli sonuyla seçkinin salonu kahkahaya boğan filminin Çığlık olduğunu söylemeden geçmemek lazım.

Yönetmen Gülçin Balta Tezcan, kadın duyarlılığını temele alan ve çocukları gelin olmaya ve sonrasında anne olmaya zorlayan zihniyetin eleştirisini Bir Küçücük Çocuktum filminde yapıyor. Bu kanayan yaraya çizgilerle parmak basmayı tercih eden yönetmen, çocuklukla kadınlık arasındaki ince ama bir o kadar da keskin farkı gösteriyor.

Yönetmen Perihan Türkdoğan’ın ilk animasyon filmi olan Çirkin, kukla canlandırma tekniğiyle yapılmış. Bir kiralık katilin nasıl kiralık katile dönüştüğünün anlatıldığı filmin seslendirmesi ise belgesel sinema alanında Türkiye’nin medar-ı iftiharı sayılan Süha Arın’ın kardeşi Reha Arın’a ait.

Kafa

Kafa

65. Cannes Film Festivali’nde gösterilen ve beşi “En İyi Film” ödülü olmak üzere çeşitli ödüller alan Ekmek filminin yönetmenliğini de yapan Koray Sevindi’nin Kafa filmi ötekilerin maruz kaldığı yalnızlığı anlatıyor. Hayatlarını kafalarının üzerindeki bir ipe bağlı şekilde sürdüren insanların arasında Nuri’nin yaşadığı bir olayla ipi gevşemiş ve o, artık herkesten farklı hale gelmiştir. Bu şekilde dik dik bakmaların ya da sinsi göz kaçırmaların hedefi haline gelen Nuri’nin bu açmazdan nasıl çıktığı adeta kurmaca bir film tadında verilmiş. Özellikle detaylarda gizlenen yoğun emek, film boyunca kendini belli ediyor.

Yönetmen Serdar Çotuk ve Buğra Uğur Sofu Altın Koza Film Festivali’nde finale kaldıkları Çiçek adlı filmleriyle 10. Akbank Kısa Film Festivali’nin “Canlandırma Kısalar (A)” bölümünün kapanışını yapıyor. Filmde bir kadının sevdiği kişi uğruna kendini feda etmesi anlatılıyor.

Bu kapsamlı seçki tanıtımının ardından son söz yerine şunları söylemek yerinde olacaktır. Akbank Sanat’ın İstiklal Caddesi’nin hemen girişindeki konforlu mekanında tüm bu filmleri ve çok daha fazlasını ücretsiz izlemek, bir yandan da salonu tıpkı sizin gibi kısa film izlemeye vakit ayırmış bir kitleyle paylaşmanın keyfini sürmek güne güzel bir mola verdiriyor. Yalnız aman dikkat! Etkinlikler tam saatinde başlıyor ve eğer bir dakika bile geç kalsanız salona ancak bir film bittikten sonra verilen kısa arada dahil olabiliyorsunuz.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s