Feher Isten (2014): Beyaz Tanrı’nın Kerameti

Fehér-Isten2014 yılında Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Film seçilen ve ülkemizde ilk kez Filmekimi’nde gösterilen Beyaz Tanrı, insan-hayvan ilişkisi üzerine temellenen klasik filmlerden oldukça farklı bir yerde duruyor. Bunu sağlayansa filmin gerçekçi anlatımı ve su gibi akıp giden oyunculuklar.

Filmin konusuna gelince: 13 yaşındaki Lili, annesi ve üvey babası üç aylık bir akademik eğitim programı için yurtdışına çıkınca bu süreyi babasının yanında geçirmek durumunda kalır. Yanına ayrılmayı düşünemediği köpeği Hagen’i de alır. Ancak babası ve komşuları Hagen’in varlığından epey rahatsız olurlar. Hatta komşularından biri Continue reading

Balık (2013): Balığın Götürdükleri

balik_afisDerviş Zaim’in son filmi Balık, görücüye çıktığı Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü kazandı. Yönetmenin geçen yıl çektiği Devir filmi ve çekmeyi planladığı üçüncü doğa hikâyesi ile bir üçlemenin ikinci ayağını oluşturan Balık’ta da tıpkı Devir’de olduğu gibi insan ve doğa ilişkisi daha doğrusu insanın doğayı tahrip etme ve çıkarları doğrultusunda kullanma konusundaki acımasızlığı gözler önüne seriliyor. Koyunların başrolde olduğu Devir’den sonra sıra “suya” geliyor ve Zaim bu kez bir balık üzerinden insanların açgözlülüğünü eleştiriyor.

Kaya, Filiz ve Deniz Bursa’nın bir göl kasabasında yaşayan ve geçimlerini balıkçılıkla sürdüren bir ailedir. Deniz, nedeni bilinmeyen, bulunamayan bir Continue reading

Kosmos (2010): Kosmos’daki Masal İzleri

kosmos“Filmlerimdeki meselelerim hep kendi meselelerim” diyen Reha Erdem ilk filminden itibaren bunları görsellik aracılığıyla tartışmayı sürdürür. Sinemada hikâye anlatmanın sınırını aşan yönetmen, cevaplar aradığı sorular sorarken bunu direkt olarak yapmak yerine gücünü sinemasal öğelerin kullanımından ve bunların bir araya getirilmesinden alan bir yapıya sahiptir. Fotoğrafik kareleri -tablo plan- filmlerinde yoğun olarak kullanan yönetmen ile Florent Herry’nin görüntü yönetmenliğinin işbirliği ortaya görselliğin adeta konuştuğu filmler çıkarır. Sonuç olarak da görselliğin, müziğin estetik biçimde harmanlanmasıyla oluşmuş, izleyiciye sorular sordurmayı hedefleyen ve hayal gücünü harekete geçiren açık uçlu filmler Reha Erdem Continue reading

The Portrait of a Lady (1996): Bir Kadının Kırık Portresi

portrait-of-a-ladyJane Campion’un Henry James’in aynı adlı romanından 1996 yılında uyarladığı filmin başrollerinde Nicole Kidman, John Malkovich, Barbara Hershey, Martin Donovan, Mary Louise Parker, Ch ristian Bale ve  Viggo Mortessen rol alır. Yönetmen dünya çapında tanınmasını sağlayan Piyano’nun ardından Hollywood’la buluşur ve bunun ilk ürünü olan Bir Kadının Portresi’nde starların oynaması, atmosfer yaratımında kapalı mekânın daha çok kullanılması, başarılı bir oyunculuk dışında Masamdaki Melek’teki ya da Piyano’daki kanlı canlı karakter yaratımının yakalanamaması yönetmenin kendi kariyeri içinde düşüşe geçtiğini Continue reading

The Purple Rose of Cairo (1985): Woody Allen’in Bağımsızlığı (Bölüm 2)

the-purple-rose-of-cairoWoody Allen’ın bağımsızlığını filmleri aracılığıyla incelemeye çalıştığım ikinci bölümde, yönetmenin kendisinin de en sevdiğim filmim dediği The Purple Rose of Cairo /Kahire’nin Mor Gülü filmini ele alacağım.

1985’te çekilen Kahire’nin Mor Gülü’nde Woody Allen, senarist ve yönetmen olarak  görev alır. 1986’da Altın Küre’de En İyi Senaryo dalında ödül alan filmde, bir kere daha “Gerçek nedir?” sorusunun sorulduğu görülür ve yine Allen;veremediği, tekinsiz, iç rahatlatmayan cevaplarla belirsizliğin sınırlarında gezinerek izleyicinin de huzursuzlanmasını, gerçeğe dair düşünmesini ister. Continue reading

Zelig (1983): Woody Allen’in Bağımsızlığı (Bölüm 1)

zelig-posterWoody Allen, şov dünyasına uf ak skeçler yazıp oynayarak adım atmış, ardından senaristlik teklifiyle sinema dünyasına yönelmiş ve günümüzde halen üretimini ve ününü koruyabilen bir yönetmendir. İç sorgulamasını ömrü boyunca sürdüren Allen; kendi kendine sorduğu soruları izleyiciye de zaman zaman dolaylı, zaman zaman direkt olarak sorar. Böylelikle kendi belirsizliğini izleyiciye aksettirerek onu da aktif hale getirmeye, onun da cevapların peşine düşmesini sağlamaya çalışır. Bunu filmlerin aracılığıyla yaparken izlediği yol ise, sinema dilinin alternatif imkânlarından sonuna kadar yararlanmaktır. Özellikle erken dönem çalışmalarında Continue reading

Huang Tu Di (1984): Çin Sineması ve Sarı Toprak Filmi

Huang-Tu-Di Çin’de 1966-76 yılları arasında yaşanan kültür devrimi, Mao’nun toplum mühendisliği politikası çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetleri kapsar. Köylü sayısının işçi sayısından fazla olması ancak devrimin işçilerle ilerleyebileceği temelinden hareketle köylü çocukların işçi ailelere ve işçilerinkinin de köylülere verilmesi söz konusudur. Değişim yalnızca bunun sınırla kalmaz, kültür devriminde aydınlar da ülkenin ücra yerlerine gönderilir. Sonunda Çin kültür çevresine önemli ket vuran bu süreçte sinema, kitle kültürünü yaymak amacıyla yani ideolojinin bir aracı olarak işlev kazanır. Sinemanın bu yıllardaki konumunu daha iyi anlamlandırabilmek için Continue reading

Holy Smoke (1999): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 2)

holy-smoke Jane Campion’un Titanic’le ünlenen Kate Winslet’in başrolünde oynadığı beşinci uzun metrajlı filmi Kutsal Duman, bağımsız konusuyla dikkat çeken bir yapım. Piyano’da da başrol erkeği oynayan Harvey Keitel, Hindistan’a ruhsal yolculuk için giden Ruth’un oradaki öğretilerin etkisinde fazlaca kaldığını düşünen ailesi tarafından onun normalleştirilmesi için tutulan PJ Waters karakterini canlandırır. Yaşlı erkek – genç kadın ikiliğinin yarattığı gerilim, ikilinin Avustralya’da geçirdikleri üç gün boyunca devam eder ve bu, filmin iskeletini oluşturur.
Yine iki saate yakın süresiyle klasik bir Campion filmi olan Kutsal Yürek’te Ruth’un boyun eğmez kişiliğinin PJ’nin etkisine girmektense zamanla cazibesiyle Ruth’un onu kendine tutkun ettiği görülür. Continue reading

An Angel At My Table (1990): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 1)

angel_at_my_tableJane Campion’un 2014 Cannes Film Festivalinin Altın Palmiye Jüri Başkanlığına seçildiğini ilk duyduğumda beni çok etkileyen Piyano’dan beri yönetmenin filmlerini takip etmediğimi fark ettim ve kadın hikâyelerine olan merakımdan yönetmenin özellikle erken dönem çalışmalarını karşılaştırmalı olarak izlemeye karar verdim.
Campion’un ilk olarak televizyon için mini dizi şeklinde 1924 doğumlu Yeni Zelandalı yazar Janet Frame’in otobiyografisinden uyarladığı Masamdaki Melek, yüz elli sekiz dakikaya indirilerek filmleştirilir. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Sweetie’de olduğu gibi Continue reading

Diana (2013): Efsanenin Bilinmeyen Hikayesi

dianaTüm dünyaca tanınan ve sevilen İngiltere Presesi Leydi Di’nin hayatının bilinmeyen bir dönemine odaklanan, Deney ve Çöküş filmlerinin de yönetmeni Oliver Hirschbiegel’in Diana adlı filmi, ülkemizde başlıktaki mottoyla vizyona girdi. Başrollerini 2013 Oscarlarında Kıyamet Günü filmiyle en iyi kadın oyuncu dalında aday olan Naomi Watts’ın, Lost dizisinin meşhur Sayid’i Naveen Andrews’in ve Douglas Hodge’nin paylaştığı filmde Diana’nın 1995-1997 yılları arasındaki aşk hayatı anlatılıyor. 1997’de henüz 36 yaşındayken şüpheli ve beklenmeyen bir şekilde öldüğünde küçük büyük herkesi ekran başına kilitleyen bir cenaze töreniyle aramızdan ayrılan Diana’nın Continue reading