Ace in the Hole (1951): Biz Gazeteciliği de İyi Biliriz

Ace-in-the-HoleBilly Wilder eleştirel bakışı filmlerinden eksik etmeyen, dünyayı ve insanları filmlerinde türlü şekillerde yerden yere vuran ve bunu yaparken de mizahi anlatımdan çoğu zaman vazgeçmeyen bir yönetmen. Hollywood’u eleştirdiği Sunset Boulevard veya travestilik ve cinselliği konu edinen Some Like It Hot, sinema tarihi dersinde konu Hollywood’un altın çağına geldiğinde mutlaka bahsedilmesi gereken filmler. İnsanın hayattaki motivasyonunun cinsellik ve para olduğunu düşündüren filmleriyle Billy Wilder sadece çok yetenekli bir yaratıcı yönetmen değil, aynı zamanda çok da cesur bir sanat adamı. Cinsellik değilse bile para, Ace in the Hole’da da insanlar için en büyük motivasyon. Continue reading

Anna Karenina (2012): Her Günahın Bir Bedeli Vardır

Anna-KareninaDaha önce yirminin üstünde uyarlanan bir roman tekrar uyarlanıyorsa mutlaka yönetmenin söyleyeceği yeni bir şey olmalı. Nitekim sağlam bir senaryonun yanında bu film bir yönetmen başarısıdır. Anna Karenina gibi katı realist bir romanın epik bir uyarlamasını yapan Joe Wright, izleyicinin gerçeklik algısını bozması ve aşk konusundaki cesur yorumu ile farklı bir yerde duruyor. Sinemadaki mekan algısını baştan aşağı değiştiren film, bir tiyatro sahnesinde açılır. Tiyatro binasını bir habitat gibi kullanan yönetmen 19. yüzyılın bu gerçekçi romanından epik bir aşk hikayesi çıkarmayı başarmıştır.

Klasik 19. yüzyıl Bovarik karı-koca-aşık üçlüsünden tipik bir melodram çıkarmak yerine önceki birçok Continue reading

After Earth (2013): Baba Torpili Dedin mi Akan Sular Durur

After-EarthTüm insanların uzayda bir gezegende yaşadığı karamsar bir gelecek tahayyülü. Bilimkurgu filmlerinden oldukça alışkın artık sinema severler bu duruma. Dünya yaşanılamayacak duruma gelmiştir ve tüm insanlar dünyayı terk ederek yeni bir gezegende yaşamaya başlamışlardır. Dünyanın yaşanılamayacak duruma gelmesini farklı bir çevre sorunuyla bağdaştırıyor olsa da, distopik bir film olarak After Earth, akla hemen WALL-E’yi getiriyor ama WALL-E’de geride kalan dünya sadece bir çöplük iken M. Night Shyamalan‘ın filminin sıradışı çevre sorunu öngörüsü, senaryo için oldukça parlak bir çıkış fikri sağlıyor. Shyamalan’ın tasarımında insanlar doğaya ve hayvanlara öylesine kötü davranmışlardır ki, gezegeni terk edip Continue reading

Tartışmada “Yanılgıdan Kurtarmak Aşağılamak Değildir” (2. Bölüm)*

* Zuhal Tuzcu tarafından Erhan Odabaş ile Sözün Farkı – Türkiye’de Tartışma Kültürü adlı belgesel üzerine yapılan röportaj metni. Metnin orijinaline http://www.dagmedya.net/2013/06/26/erhan-odabas-tartismada-yanilgidan-kurtarmak-asagilamak-degildir/ adresinden ulaşılabilir.

Taksim – Gezi Parkı Tartışıyor mu?

Beni düşündüren bir konu da vardı. Belgeselin galası 7 Haziran Cuma günü yapıldı. Bildiğimiz gibi Taksim Gezi Parkı’nda 31 Mayıs’ta direniş gerçekleşti. Yani bu direniş galanın olduğu gün de devam etmekteydi. Katılımcı sayısı buna rağmen Şişli Kent Sineması’nı doldurdu. Ben de izledikten sonra içimden “İşte bu belgeseli, tam da şu an içinde bulunduğumuz Gezi Parkı durumunda medyanın göstermiş olduğu tutumu çok iyi anlattığı için bir an önce tüm halkın izlemesi bir fayda sağlayabilir” dedim. Bunun üzerine Odabaş durumu şöyle özetledi: Continue reading

Tartışmada “Yanılgıdan Kurtarmak Aşağılamak Değildir” (1. Bölüm)*

* Zuhal Tuzcu tarafından Erhan Odabaş ile Sözün Farkı – Türkiye’de Tartışma Kültürü adlı belgesel üzerine yapılan röportaj metni. Metnin orijinaline http://www.dagmedya.net/2013/06/26/erhan-odabas-tartismada-yanilgidan-kurtarmak-asagilamak-degildir/ adresinden ulaşılabilir.

Sozun-Farki-Turkiyede-Tartisma-KulturuÇocukken “tartışma” kavramının anlamını düşündüğümde hep olumsuzluk, bir kavga ortamı gelirdi aklıma. Büyüdükçe bu fikrim değişti ve aslında karşıdaki kişiyle sözlü şekilde belli bir konu üzerinde görüşlerimizi, düşüncelerimizi belirtmek olduğunu, çoğunlukla eleştiri şeklinde gerçekleştirilen diyalogların saygı çerçevesinde olması gerektiğini anladım.

Geçen haftalarda ise konusu ilgimi çeken “Sözün Farkı- Türkiye’de Tartışma Kültürü” adlı belgeselin galasına katıldım. Belgeselin konusu daha önce geniş çaplı olarak ne kitaplarda ne filmlerde ne belgesellerde ele alınmamıştı. Bu açıdan Continue reading

Inch’Allah (2012): İsrail-Filistin Savaşında Kahrolsun Bağzı Şeyler

Inchallahİlk olarak 32. İstanbul Film Festivali’nde ülkemizde gösterimi yapılan, şu sıralar vizyonda olan Anais Barbeau-Lavalette imzalı Inch’Allah iddialı bir konuyla, İsrail-Filistin sınırında geçen hikayesiyle karşımızda. Savaş varsa kazanma yoktur, hep kaybetme vardır düşüncesiyle savaşın dağıttığı aileleri, yok ettiği hayatları ve izi kalmış mutlulukların hatırlanarak günlerin geçtiği bir coğrafyayı dramatize ederek anlatıyor Barbeau-Lavalette. Ancak konunun ağırlığı karşısında Inch’Allah’ın ciddi bir çözüm üretememesi ve hatta yanlış bir çözümleme yoluna gitmesi, gerçek adına umutsuz, film içinse naif bir portre çiziyor.

Kanadalı doktor Chloe’nin hayatı, gündüzleri Filistin’de çalıştığı Türk Kızılayı’nda, geceleri ise Continue reading

The Place Beyond the Pines (2013): Babalar ve Kayıp Çocukları

The-Place-Beyond-The-PinesDerek Cianfrance’in üçüncü uzun metrajlı filmi The Place Beyond the Pines, roman havası yakalayan ve detaylara önem veren senaryosuyla ve Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva Mendes gibi oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. Bu dikkatin tabi en önemli sebebi Derek Cianfrance’in geleceğe yönelik umut vaat ettiği ikinci filmi Blue Valentine‘dı. İki filmi yan yana getirip baktığımızda Derek Cianfrance’in takip edilmesi gerekilen yönetmenler listesinde olması gerektiğini, özellikle de senaryo işçiliğini seyir zevki açısından ön planda tutanlar için söyleyebiliriz.

Panayırlarda tehlikeli motosiklet gösterileri yaparak hayatını yaşayan asi ruhlu Handsome Luke (Ryan Gosling)’un eski sevgilisi Romina (Eva Mendes)’dan Continue reading

Stoker (2013): Chan Wook Park İçin Küçük, Amerika İçin Büyük Bir Adım!

StokerGüney Kore’li ünlü yönetmen Chan Wook Park’ın İngilizce çektiği ilk filmi Stoker, hem bu özelliğiyle hem de senaryosunun Prison Break‘ten tanıdığımız Wenthworth Miller’a ait olmasıyla henüz vizyona girmeden sinemaseverler için bir merak unsuru olmuştu. Nicole Kidman, Mia Wasikowska ve Matthew Goode’nin başrollerini paylaştığı filmi Miller Bram Stoker’s Dracula‘dan esinlenerek yazmış.

India içine kapanık, duyma ve görme yetileri ileri derecede gelişmiş, esrarengiz biridir. Genelde zamanını babasıyla birlikte avlara çıkarak geçirir, insanların kendisine dokunmasından hoşlanmaz, annesiyle arasında hep görünmez bir duvar vardır. 18 Continue reading

Dans la maison (2012): Röntgencilik Fantezisi Kuran İnsanların Filmi

Dans-la-maison2013 Cannes’ın polemiklerinden biri de François Ozon’un Jeune & Jolie fiminden sonra “Kadınların çoğu fahişelik fantezisi kurar” cümlesiydi. Daha sonra sosyal medya üzerinden özür dileyen yönetmenin ülkemizde vizyona giren bir önceki filmi Dans La Maison’un da yine içeriğinde farklı bir polemik konusu yatıyor; röntgencilik! İnsanın gizli ve özel olanı açığa çıkarıp emin olma isteği doğrultusunda röntgencilik isteği duyması filmde idealist edebiyat öğretmeni Germain ve üstün yazma yeteneğine sahip öğrencisi Claude tarafından işleniyor. Continue reading

İlk 5 Ayında Sinema Salonlarının 2013 Karnesi [İnfografik]

Sinema-Salonlarinin-2013-Karnesi

2013’ün ilk 5 ayı geride kalmak üzereyken hazırladığımız bu infografik aslında sinema salonlarının ilk dönem karnesi. Birkaç ay sonra yıl sonuna yaklaşırken ikinci dönem karnesinin de gelmesiyle infografiğimiz tamamlanmış olacak. Bu nedenle bu infografiği serinin ilk bölümü gibi düşünmek daha doğru olur. Continue reading