Hollandalı yazar Tim Krabbe’nin kitabından uyarlanan George Sluizer imzalı 1988 yapımı ‘Spoorloos’, son dönem Avrupa sinemasının gerilim türünde parmakla gösterilmesi gereken bir filmi. Rex ve Saskia tatil için Fransa’ya gelirler ve eğlenceli başlayan yolculukları yakıt almak için gittikleri benzin istasyonunda bir kâbusa dönüşür. Saskia’nın ‘nedensiz’ yere bir anda ortadan kaybolmasıyla ne yapacağını şaşıran Rex bir yandan sevgilisini bulmak için mücadele verirken, seyirci de bir yandan bu olayla ilgili kan donduran planın detaylarını öğrenir.
Bazı filmler vardır ki hakkında bahsetmek için muhakkak son sahnesinden olaya başlaman gerekir ya da filmin son sahnesi Continue reading
Öncesinde ‘A Little Princess’ ve ‘Great Expextations’, sonrasında ‘Children of Men’ ve ‘Gravity’ gibi yapımların olduğu Alfonso Cuaron’un filmografisinde, kendi ülkesinde ülkesinin sorunlarını dert eden ‘Y Tu Mama Tambien’ gibi bir filme imza atan yönetmen için, bu filmin başarılı bir sıçrama tahtası olduğunu söylemek mümkün. İki genç arkadaşın orta yaşlı bir kadınla çıktıkları seyahate odaklanan film, bu üç karakterin arasındaki cinsel tansiyonu ön plana çıkarsa da arka planda Meksika’daki sınıf farklılıklarına ve yoksulluğa yer veren sosyal bir film.
Redemption filminden sonra ikinci yönetmenlik denemesiyle festivallerde dikkat çeken Steven Knight daha çok senarist kimliğiyle karşımıza çıkmış bir isim. Özellikle Cronenberg’in Eastern Promises filminin senaryosuyla hatırlanabilecek Knight, bu filmde de senaryo kurgusuyla öne çıkarak seyirciye sıkılmayacakları bir ‘tek mekan’ hikayesi anlatıyor. Detaylara önem veren ve küçük ayrıntılarda hikayeyi tamamlamayı iyi bilen Knight, bu filmde de kağıt üzerinde oluşturduğu küçük oyunlarla izleyicinin dikkatini hikayesinde topluyor.


32. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Dünya Sineması kategorisinde gösterilen, Paraguay sinemasının son dönem en ünlü örneklerinden biri olan “7 Cajas”, gösterildiği festivallerde ve dünya basınında “Slumdog Millionaire” ile karşılaştırılsa da, aslında iki film arasındaki tek ortak nokta başrolde fakir, hayal kurmaktan çekinmeyen saf bir gencin olması. Öte yandan “7 Cajas” aksiyonu filmin geneline dağıtmakla uğraşırken sahip olduğu kısır konuyu sündürmekten çekinmeyen, kısa film olsa daha iyi olabilecek filmler listesine girebilecek ortalama filmlerden. Aynı zamanda filmi Hollywood ve Avrupa Sinemasına alternatif Paraguay alt sınıf kültürüyle yoğrulmuş bir izlemelik olarak da değerlendirmek mümkün.
Woody Allen’ın bağımsızlığını filmleri aracılığıyla incelemeye çalıştığım ikinci bölümde, yönetmenin kendisinin de en sevdiğim filmim dediği The Purple Rose of Cairo /Kahire’nin Mor Gülü filmini ele alacağım.
