Foxcatcher (2014): Bir Yalnızlık Trajedisi

Foxcatcher Konuk Yazar: Onur Metin

Foxcatcher, başarılı bir ‘Amerikan Rüyası’ eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor ve bu başarının en önemli payı Foxcatcher’ın eleştirisini çok katmanlı bir şekilde yapıyor oluşunda saklı.

Bütün izlediğim sinema filmleri içerisinde artık en kötücül karakterin John DuPont olduğunu söyleyebilirim! Karakterin sinema diline aktarılışının ne kadarı yönetmenin uyarlamasıdır bilemeyiz ama bu karakter üstelik gerçek hayattan ve bu da yaptığı eleştiriyi daha esaslı hale getiriyor. Continue reading

Advertisements

Borgman (2013): Aydınlanma Çağı ve Voltaire Hikâyesi Olarak Borgman

borgman

Konuk Yazar: Serhat Halis

Batı metropol merkezli “çakma” hippi sanat akımı olarak yeni dönemdeki neo post-modernizm (belki de bunu artık post-postmodernizm olarak tanımlamak gerek) ve onun temsil ettiği diğer tüm yan şubelerini de içine alan akıl, tüm irriteliğiyle, merkezden etrafa doğru saçılan radyoaktif dalgalar gibi, kentten başlayarak taşraya ve Batı’dan başlayarak tüm dünyaya yayılmaktadır.  Kapitalizmin gelinen bu aşamasında post-modernizm; politikadan felsefeye, sosyal yaşam ve kültürden “akademik ‘eğitim’e”, sanatın tüm dallarından sistemin kendini var ettiği ve yeniden ürettiği reklam, moda vb. gibi alanlara kadar her şeye bulaşmış gibi görünmektedir. Continue reading

Tom à la ferme (2013): Queer Sinemaya Yenilikçi Bir Katkı

Tom-a-la-ferme

Konuk Yazar: Koray Sevindi

“Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir.” Norman Bates

2009 yılında henüz 20 yaşındayken Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère, 2009) filmiyle önemli bir çıkış yakalayan Xavier Dolan, Hayali Aşklar (Les amours imaginaires, 2010) ve Laurence Anyways (2012) filmlerinde de sürdürdüğü LGBT temasına dördüncü filmi Tom Çiftlikte (Tom à la ferme, 2013) ile de devam ediyor. Diğer filmlerinden farklı olarak gerilim türüne daha yakın bir film ortaya koyan Kanadalı yönetmen, Alfred Hitchcock filmlerine yakın bir yapıda ilerleyen hikayesinde Continue reading