Tom à la ferme (2013): Queer Sinemaya Yenilikçi Bir Katkı

Tom-a-la-ferme

Konuk Yazar: Koray Sevindi

“Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir.” Norman Bates

2009 yılında henüz 20 yaşındayken Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère, 2009) filmiyle önemli bir çıkış yakalayan Xavier Dolan, Hayali Aşklar (Les amours imaginaires, 2010) ve Laurence Anyways (2012) filmlerinde de sürdürdüğü LGBT temasına dördüncü filmi Tom Çiftlikte (Tom à la ferme, 2013) ile de devam ediyor. Diğer filmlerinden farklı olarak gerilim türüne daha yakın bir film ortaya koyan Kanadalı yönetmen, Alfred Hitchcock filmlerine yakın bir yapıda ilerleyen hikayesinde zaman zaman sürükleyici bir anlatım yakalasa da bunu filmin geneline taşımakta oldukça zorlanıyor.

Michel Marc Bouchard’ın bir tiyatro oyunundan uyarlanan filmde Tom, ölen erkek arkadaşı Guillaume’nin cenaze töreni için doğup büyüdüğü çiftliğe gidiyor ve burada Guillaume’nin annesi Agathe ve abisi Francis ile kalmaya başlıyor. Ölen oğlunun eşcinsel olduğunu bilmeyen anne, Guillaume’nin bir kız arkadaşı olduğunu sanıyor ve kızın da cenazeye geleceğini ümit ediyor. Francis’in kardeşinin durumunu gizlemek için ortaya attığı bu hayali kız arkadaş oyununa tehditle dahil edilen Tom, Francis tarafından bütün olanların bir “suçlu”su gibi görülerek adeta kullanılıyor ve çiftlikten gitmesine izin verilmiyor. Bu süreçte şiddet de gören Tom, Francis’in maskülen tavırlarından etkileniyor ve ikili arasında bir yakınlaşma oluyor. Bu şiddet sahnelerini adeta bir “Haneke hassasiyeti”yle izleyiciye aktaran Dolan, kendisinin hayat verdiği Tom karakterine de “duygusal” bir derinlik kazandırarak yapılan şiddetin etkisini arttırmayı ve böylece filmin gerilim gücünü yükseltmeyi başarıyor.

Tom-a-la-ferme

Tom’un çiftliğe adapte olma süreci biraz klişeye doğru kayıyor. Süt sağma, ineği doğurtma vb. sahneler bir şehirli-köylü çatışması oluşturmaya çalışsa da çok fazla kullanılan bir yöntem olduğu için izleyiciye çok geçmiyor. Tom’un çiftlikteki kapana kısılmış ve “aciz” konumunun bir çeşit Stockholm Sendromu altyapısına bağlanması ise senaryodaki başarılı bir kullanım olarak düşünülebilir. Francis ve Tom’un arasındaki etkileşimin tavan yaptığı dans sahnesinde ise Tom’un Francis’ten etkilendiği anın yavaş çekimde verilerek bir “bakış” üzerinden anlatılması da Dolan filmlerinden alıştığımız “cesur” bir tercih olarak göze çarpıyor. Film her ne kadar Tom üzerine kurulmuş olsa da Francis karakteri çok belirleyici bir konumda duruyor. Francis, Freud’un id-ego-süperego kavramlarındaki egonun çok fazla gelişmediği ve id ile süperego arasında çok fazla çatışma yaşayan bir karakter. Gizli bir eşcinsel olduğu belli olan Francis kendi idini Tom’la olan yakınlaşmalarında ortaya döküyor. Dans sahnesinde de ide yönelik itiraflarda bulunan Francis, Tom’la yaşadığı duygusal yoğunluğun da verdiği etkiyle süperegonun bir yansıması olan annesiyle ilgili gerçek düşüncelerini bu sırada açıklıyor. Bir çeşit savaş içerisinde olan Francis, egonun eksikliği nedeniyle gelgitler yaşıyor ve dengesiz hareketlerde bulunuyor. Kimi zaman çok sert bir insan oluyor kimi zaman da Tom’a olan ilgisini belli etmekten çekinmiyor. Filmde tam olarak açıklanmasa da kardeşi Guillaume’nin bir çeşit hapishane olarak değerlendirilebilecek olan kasabadan ve çiftlikten kaçabilmiş ve istediği hayatı rahatlıkla yaşayabilmiş olması, Francis’te büyük bir kızgınlık ve kıskançlık oluşturuyor ve bu nedenle de Tom’a karşı böyle sert bir tavır içerisine giriyor. Tom’u yatak odasında tehdit ettiği sahnede “Tıpkı onun yaptığı gibi sen de gideceksin.” diye bir cümle kurması da bilinçaltındaki bu kızgınlığı ve kıskançlığı gösteriyor. Aslında filmde kendi istekleri ve toplumun istekleri arasında çatışan yani süperegonun altında ezilen Francis, bir bakıma mağdur kişi olarak resmediliyor. Barda Francis’le ilgili anlatılan hikayedeki davranışı ve çevresiyle iletişimsizliği de süperego altında bastırılmış duyguların bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor.

Tom-a-la-ferme

Filmin Hitchcockvari bir tarzı benimsemesi sadece gerilim unsuru üzerine kurulan yapısından ileri gelen bir durum değil. Film doğrudan olmasa da pek çok açıdan Hitchcock’un Sapık (Psycho, 1960) filmine göndermeler içeriyor. Tom’un duş aldığı sahnede beliren figür ve perdenin birden açılarak Francis’in sahneye dahil olması doğrudan bir çağrışım yapıyor. Tabi Tom’un sarıya boyadığı saçlarıyla bu sahnede boy göstermesi de bu çağrışımı tetikleyen bir durum olarak düşünülebilir. Francis’in annesiyle olan ilişkisi ve yaşadığı çatışma dolaylı yoldan gene akla Norman Bates’i getiriyor. Filmin izleyiciyi sürekli bir beklenti içerisine sokması ve senaryonun ek-biç mantığıyla ilerlemesi de, örneğin filmin girişinde peçeteye yazılan yazının cenaze için yazıldığının ortaya çıkması ya da Francis’in saldırdığı barda bahsi geçen adamın filmin sonunda ortaya çıkması gibi, Hitchcock tarzına yakın olarak değerlendirilebilecek tercihler fakat film sinematografik anlamda bir Hitchcock filminden daha karamsar ve dağınık olarak ilerliyor. Zaten filmde klasik anlatıya çok uygun bir olay örgüsü de bulunmuyor. Var olan karakterlerin ağırlığı da filme iyi yedirilemediği için bazı noktalarda sarkmalar oluyor ve özellikle annenin ağırlığı bir müddet sonra azalarak kayboluyor.

Xavier Dolan, kısa süre içerisinde ürettiği filmlerle LGBT’nin sinemadaki önemli bir temsilcisi konumuna geldi. Dolan, bu konuyu filmin merkezine koymasa da, kendisi de bir eşcinsel olduğu için, konuya daha içeriden bakabiliyor ve filmlerinde bunu daha adil bir şekilde işleyebiliyor. Queer Sinema’nın anti-kimlik politikalarına sahip olduğu ve cinsel sınıflandırmalara karşı çıktığı hesaba katılırsa, Dolan’ın özellikle 2000’lerden sonra daha sağlam bir yer edinen bu sinemanın önemli bir temsilcisi konumuna geldiği rahatlıkla söylenebilir. Sinema tarihi boyunca, özellikle Hollywood Sineması’nda, gülünecek, acınacak ve korkulacak stereotipler üzerinden ele alınan LGBT temsilleri, Dolan’ın sinemasında Queer Sinema’nın “muhalif” kimliğinin temsil ettiği şekilde yer alabiliyor ve bundan sonra da yer almaya devam edecek gibi görünüyor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s