Scanners (1981): Kafa Patlatan Tarayıcılar!

scanners David Crononberg’in en iyi filmi olmamakla birlikte “Scanners”, 80’li yıllarda en çok kaseti alınan ve Amerikan genç kuşağı tarafından efsaneleştirilen filmlerden biri. Filmin şöhreti her ne kadar malum ‘kafa patlatma’ sahnesinden gelse de, Crononberg’in ‘body horror’ türünün önemli yönetmenlerinden biri olması ve o zamanların dokusuna uygun temalarla filmini süslemesi bu şöhretin diğer sebepleri arasında sayılabilir.

Temel olarak bedenin bozulmasından kaynaklı korku öğelerine yer veren, korku türünün bir alt dalı olan ‘body horror’, “Eraserhead”, “Rosemary’s Baby” gibi örneklere sahip olsa da Crononberg’in “Videodrome”, “Scanners” ve “Fly” gibi kültleşmiş filmleriyle daha çok bilinir. Usta yönetmenin insan vücudu ve onun karmaşıklığı üzerine filmlerinde çok kafa yorduğunu biliyoruz, üniversite hayatında bir süre biyoloji okuyan Cronenberg, bu filmde vücudun kontrol edilebilirliği, telekinezi, zihin kontrolü gibi 80’li yıllarda çokça işlenen bir konuyu ele alıyor. Devletlerin halk üzerinde kapalı kapılar ardından gizli projeler yaptığını öne süren pek çok 80’li yıllara ait film vardır, bu durumu o yıllar için zamanın getirdiği popüler bir konu olarak da düşünebiliriz. “Scanners” filminde de buna benzer bir durum söz konusu ancak film ilk sahnesiyle bu tür komplo teorilerinden uzakta, açlık içinde yaşayan Cameron Vail’e (Steven Lack) odaklanıyor.  İnsanların sinir sistemini kontrol edebilen Cameron, bu gücünü henüz kullanmayı öğrenemeden fark edilip yakalanıyor ve bir hücreye atılıyor. Kapatıldığı odada Dr. Paul Ruth’la (Patrick McGoohan) tanışan Cameron, kısa süre içerisinde kendisi gibi olan başka insanlar daha olduğunu ve büyük bir biyolojik araştırma şirketinin gölgesi altında bu insanların kutuplaştığını öğreniyor. Dr. Paul Ruth tarafından ‘en kötü düşman’ ilan edilen Darryl Revok Cameron gibi bir tarayıcıdır ve gücünü kontrol edebilen tehlikeli biridir. Cameron bir gün önce alışveriş merkezinde artık yemeyi ayıklayan bir evsizken bir anda kendisini büyük bir güç savaşının ortasında bulur. Aslında filmin konusunu yazarken bile insan sıkılıyor çünkü hem baş karakterin bir hiçken kurtarıcı olması metaforuyla, hem kötünün herhangi bir derinliğe sahip olmaksızın çok kötü olmasıyla, hem de bile profesörün aslında kendi yok edicisini yaratan sahte-Tanrı olmasıyla klasik bir ana konuya sahip film. Üstelik Crononberg’in telekineziye getireceği yenilikçi yorumları bekleyenleri de hayal kırıklığına uğratacak sıradan bir fantastik evren var karşımızda. Revok’un sinir sistemine müdahale etmesiyle filmin henüz başlarında kafa patlatmasını ve son on dakikada yaşanan gerilimi saymazsak ne telepati konusunda ne de devletlerin gizli planları konusunda bir yenilik ortaya koyamamış yönetmen. Crononberg’in kendine özgü yorumu tabi ki de filmi vasat derecede tutmayı sağlıyor örneğin tarayıcı özelliğini bastırmak ve delirmemek için bu gücünü sanata yönlendiren karakter ve onun yaptığı devasa insan kafası heykeli, heykelin içine o karakterle Cameron’un girip oturmaları, tarayıcıların yaşadıkları akıl bulanıklığını gösteren güçlü bir metafor. Onun haricinde film baştan sona tıkanmış bir görüntü çiziyor, sürprizli son bile filmi bir seviye yukarı çıkaramıyor.

scanners

Filmle ilgili söylenebilecek bir diğer olumsuz yorum olarak Cameron karakterini oynayan Steven Lack’ten bahsedebilirim. Revok’u canlandıran Michael Ironside nasıl harika bir performans gösteriyorsa bu filmde, Steven Lack’te o kadar kötü bir performans gösteriyor. Crononberg oyuncunun değişik göz yapısından dolayı böyle bir seçim yaptığını söylese de Lack’in ne gözleri ne mimikleri kendisini kurtarabiliyor. Öyle ki oyuncunun kötü performansı ciddi anlamda göz yoruyor ve filme olan konsantrasyonun kaybolmasını sağlıyor.

‘Body horror’ kavramına uzak olan sinemaseverler türe yumuşak bir başlangıç yapmak için “Scanners” filmini izleyebilirler ya da Crononberg filmografisinde kanlı sahneleriyle kültleşmiş bu filmi yönetmenin ilk dönem filmlerini keşfetmek için de tercih edebilirler. Ancak yönetmenin yeni dönem filmlerini daha çok beğenen ve bu tercihin derdini geniş kitlelere anlatabilmek için doğru bir tercih olduğunu düşünen biri olarak ‘Scanners’ –izle,eğlen, listeye tik at- filmi olmaktan öteye gidemiyor. Akılda kalan bir başka özellik ise Howard Shore’un müzikleri. Özellikle giriş müziği çok etkileyici.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s