Les Poupées Russes (2005): Otuzlu Yaşlar ve İdeal Kadını Bulmak

Les-Poupees-Russes Cedric Klapisch’in Barcelona’da geçen filmi “L’Aberge Espagnole”, Xavier karakterinin yirmili yaşlardaki halini ve Erasmus öğrencisi olarak geçirdiği vakti eğlenceli bir dille anlatıyor, hayat üzerine ve zamanın tadını çıkarma ile ilgili değerli sözler söylüyordu. Gerçek zamanda üç yıl sonra çekilen “Les Pupees Russes”, Xavier’in hikayesine beş yıl aradan sonra tekrar dönüyor ve Xavier’in otuzlu yaşlardaki halini, ‘ideal kadını’ bulma yolundaki hikayesini anlatıyor. İlk filmin ardından karakterle ilgili daha söyleyeceği şeyleri olduğu belli olan Cedric Klapisch, zorlamadan çok uzak, ilkiyle eş değerde kıymetli bir devam filmine imza atıyor ve hatta bazı sahnelerde ilk filmin oluşturduğu sıcak atmosferi daha da pekiştiriyor. Continue reading

L’Auberge Espagnole (2002): Kozmopolit Bir Dünya; Erasmus !

LAuberge-EspagnoleFransa-İspanya ortak yapımı olan, yönetmen Cedric Klapisch’in 2002 yılında festivallerin ilgi odağı olmuş filmi L’Auberge Espagnole, ülkemizdeki bilindik ismi İspanyol Pansiyonu, hayal gücü yüksek Xavier’in Erasmus yolculuğunu ve kendi kişisel hesaplaşmalarını anlatan bir romantik komedi filmi. Ancak pek çok diğer özellikle birlikte, oyuncu kadrosunun oluşturduğu sinerji ve zeka dolu senaryo filmi türdeşlerinden farklı bir konuma yerleştiriyor. Seyirciler tarafından hayranlık derecesinde beğenildikten sonra 2005 yılında ‘Les poupees russes’ ve 2013 yılında ‘Casse-tête chinois’ olarak iki devam filmi çekilen ve noktası konulan hikaye, sadece basit bir Erasmus macerasından çok daha fazlasını anlatıyor. Continue reading

Les Garçons et Guillaume, a table (2013): Cesar Fatihi, Yılın En Eğlenceli Filmi

les-garçons-et-guillaume-a-tableGuillaume Gallienne’nin bu filmi en büyük sükseyi 2014 Cesar ödüllerinde yaptı ve en iyi film dahil olmak üzere beş ödül aldı. “La vie d’Adele”, “Venus in Fur” gibi iddialı yapımların arasından sıyrılan bu ilk film, yönetmenin aynı zamanda başrolde olduğu, hatta kendi gençlik yıllarını anlattığı kişisel bir film. 86 dakikalık kısa süresi boyunca Guillaume bizi gençlik yıllarına, cinsel kimliğini aradığı uzun bir yolculuğa çıkarıyor ve İngiltere, İspanya ve Almanya gibi ülkelere de uğrayan bu yol hikayesi sıfırdan başlayan bir ‘looser’ karakterin nasıl kendisini keşfederek güven inşa edebileceğini anlatıyor. Continue reading

9 Mois Ferme (2013): Themis’in Gözündeki Bağ Çözülürse

9-Mois-FermeAdaleti simgeleyen en bilindik figür, Yunan mitolojisindeki adalet tanrıçası Themis’tir. Bir elinde uzun kılıcı, diğer elinde şaşmaz terazisiyle dengeli ve sert bir imaj çizen Themis heykelinin bir diğer özelliği de gözlerinin bağlı olmasıdır. Themis’in göz bağı onun tarafsızlığını simgeler, gözleri bağlıdır çünkü davalı-davacı ikilisinden herhangi birini görüp taraf olmaması gerekmektedir. Peki bir elinde adaletin cezalandırıcı keskin kılıcını, diğer taraftan adaletin dengesini gösteren terazisini tutan bir figürün gerçekten o göz bağına ihtiyaç var mı? Daha çok oyunculuğuyla tanıdığımız, aynı zamanda yönetmen ve senarist olarak parlak bir kariyere sahip Fransız Albert Dupontel, bu dinamik kara komedi filminde adaletin gözündeki bağı çözüyor Continue reading

La Vénus à la Fourrure (2013): Polanski’den Kadın-Erkek Dengesine Entelektüel Bir Yorum

Venus-In-Fur33.Uluslararası İstanbul Film Festivali Akbank Galaları bölümünde gösterilecek olan, 2013 yılının Cannes filminde yarışma filmi olarak boy gösteren Roman Polanski’nin son filmi, usta yönetmenin eşi Emanuelle Seigner’in başrolde şov yaptığı kişisel bir film. Kürklü Venüs oyununun tiyatro uyarlamasını yapmak için oyuncu seçmeleri düzenleyen yazar Thomas, başarısız geçen elemeler sonucunda hala aradığı oyuncuyu bulamaz ve tam elemelerın yapıldığı tiyatro salonundan çıkarken gizemli bir kadın, Wanda’yla karşılaşır. Wanda elemelere geç kaldığını ve kendisine bir şans verilmesini ister, oyunun yazarı ve hırslı oyuncu adayı bir anda kendilerini Kürklü Venüs oyununu canlandırırken bulurlar ve oyunla gerçek arasındaki çizgi yavaş yavaş silinmeye başlar. Continue reading

La Haine (1995): Geç Kalınan Treni Yakalama Problemi

La-HaineMathieu Kassovitz’in uzunca bir süre üzerinde okuma yapabileceğiniz, Fransız sinemasının son dönemdeki en ilgiye değer örneklerinden La Haine (Protesto), sosyal tabakalaşmanın toplumları getirdiği o son noktayı, kolluk gücü olarak polisin bu noktada belki de tek kurtuluş şansı olan gençlikle uğraşmasını ve o gençliğin de aslında çoktan kurtuluştan vazgeçmiş olduğunu gösteren, karanlık ama çok karanlık bir film. Siyah-beyaz çekilen filmin hikayesi gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış. 1993 yılında Zaireli Makome B’owole isimli gencin polisle yaşadığı tartışma sonucu meydana gelen olay filmin hikayesini oluşturmaktadır. Konuyu özetlemek gerekirse farklı etnik kökenlere sahip üç gencin, protestoların ve polisle çatışmaların Continue reading

Le Passé (2013): Geçmiş Bugünün ve Yarının Neresinde?

Le-PasseCannes Film Festivali’nde görücüye çıkan ve ülkemizde ilk olarak Filmekimi 2013’te gösterilen İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin yeni filmi, yönetmenin üretim aşaması en zor filmlerinden biri olsa gerek. Çünkü yönetmenin 2011 yapımı Jodaeiye Nader az Simin neredeyse gittiği bütün festivallerden ödüllerle dönmüş, seyircilerden tam not almış, gösterime girdiği seneye damga vurmuş, etkileyici bir filmdi. Haliyle Asghar Farhadi’nin bir sonraki filminin nasıl olacağı büyük bir merak konusuydu. Ancak Le Passé‘nin bu beklentiyi tam olarak karşıladığını söylemek zor.

İranlı Ahmad (Ali Mosaffa) , eski eşi Marie (Berenice Bejo)’den boşanmak için Fransa’ya Continue reading