Black (2005): “Benim Dünyam”ı İzlemeden Önce Bakmanızda Yarar Var!

BlackHint sinemasıyla haşır neşir olduğum bu günlerde dört-beş filmi tek yazıda anlatıyor, klasik olmuş Hint filmlerine karşı genel bir bakış açısı ortaya sunmaya çalışıyordum. Ancak izlediğim diğer hiçbir Hint filmine benzemeyen, daha doğrusu herhangi bir sınıflandırmanın yakışmayacağı derinlik ve etkileyicilikte olan Black filminin kendisine ayrı bir sayfa ayırmak gerektiğini düşündüm. Doğuştan kör ve sağır bir kızın içine kapanmış ve hayatla bağlarını koparmış duygularının yeniden doğru ellerde nasıl yeşereceğinin hikayesini Sansai Leela Bhansali hem yazmış, hem de yönetmiş ve hatta gerçek olan hikayeyi tekrar tekrar yaşamış; öyle ki izlerken bize de bu ‘biraz hüzünlü biraz neşeli’ hikayeyi yaşatıyor. Hayatında hiç renk görmemiş, ses duymamış küçük Continue reading

Gözümün Nûru (2013): Işığa Fazla Bakma, Kör Olursun Sonra

Gozumun-NuruMelik çocukluğundan beri göz problemi yaşayan sinema aşığı bir gençtir. Hayattaki en büyük hayali sinema yapmak olan Melik, bu uğurda eğitim almak için Fransa’ya gider fakat bir süre sonra retina dekolmanı sebebiyle kör olmanın kıyısına gelir ve tedavisi için İstanbula’a geri döner. Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş‘un bir kez daha birlikte kamera arkasına – ve ilk kez önüne – geçtikleri Gözümün Nûru, işte böyle başlıyor.

Fransız ekolünden etkilendikleri sır olmayan Saraçoğlu ve Kurtuluş’un bu sıradışı filmi bir yandan jenerik yazılarının, müziklerin, zengin hayalgücünün ve film boyunca perdeye yansıyacak ödünç film parçacıklarının etkisiyle seyircide ilk anda bir Fransız Continue reading

Antichrist (2009): Diyalektiğe Karşı – Kadın, Hıristiyanlık ve Nietzsche

Antichrist“İnsanın arzuladıklarıyla, arzularına ulaşma çabalarının sonuçları arasında bir eşitsizlik zuhur ettiğinde insan; hınç tahtına oturur.” (Nietzsche)

Sorular ve Sorunlar

Sorular ve sorunlarla dolu bir filmin eleştirisini yapmak doğal olarak birçok soruyu ve sorunu beraberinde getirecektir. 2009 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde bu film izleyicilerin bir kısmı tarafından yuhalanmış ve protesto edilmiş; film, izleyenleri iki kutba bölmüştü. Bir kısım eleştirmenler yönetmen Lars von Trier’i kadın düşmanlığı ile itham etmiş [1], felsefeye yoğun mesai harcayan bir kısım Continue reading

Gloria (2013): Zafer Kazanmak İçin Genç Olmak Gerekmez!

Gloria63’üncü Uluslararası Berlin Film Festivali’nde adını duyduğumuz, Şili-İspanya ortak yapımı ve aynı zamanda Şili’nin bu seneki Oscar adayı Gloria, No filminin yönetmeni Pablo Larrain’in yapımcılığında, Sebastian Lelio’nun yönetmenliği ve Paulina Garcia’nın müthiş oyunculuğu sonucunda ortaya çıkan bu senenin en iyi filmlerinden. Filmekimi 2013’ün izlediğim filmleri arasından beni çok tatmin eden filmler çıkmamıştı ancak Gloria tek başına beklentilerimi karşılamaya yetti.

Çocukları kendi ailelerini kurarken yalnızlığının iyice pekiştiğini fark eden, eşinden boşanmış, ellilerinde bir kadının akıp giden zamanla mücadelesini anlatan film, Pinochet rejiminin kalıntılarının arasından Continue reading

Gravity (2013): Alfonso Cuarón’un Dönüşü Muhteşem Oldu!

GravityAslında pek de suskun olmamıştı Alfonso Cuarón‘un gidişi. Meksikalı yönetmen teknolojinin imkanlarını sonuna kadar kullandığı filmi Children of Men ile dünya çapında ses getirdikten sonra 7 yıl boyunca sessizliğe gömülmüştü ve niyahet dönüşü muhteşem oldu. Senaryosunu oğluyla birlikte yazdığı Gravity, Cuarón hayranlarını fazlasıyla mutlu edecek olmanın yanı sıra, yönetmenin dijital teknolojiyi kullanımındaki üstün yeteneğinin açık kanıtı ve film estetiği, kültür endüstrisi, sanatsal nitelik bağlamında sinema-teknoloji ilişkisi üzerine bitmeyen ve muhtemelen de asla bitmeyecek olan tartışmaların gündeme getiricisi olması bakımından, Cuarón’un filmografisinde muhakkak ki yıllar sonra bile özel bir yere sahip olacaktır. Continue reading

Good Bye Lenin! (2003): Elveda Berlin Duvarı, Merhaba Ostaljik Akım

Good-Bye-LeninWolfgang Becker‘in yönetmen koltuğunda oturduğu 2003 yapımı, Good Bye Lenin! bir anne ve oğulun ilişkisi üzerinden Doğu ve Batı Almanya’yı bölen duvarın yıkılışını konu alıyor.

Princeton Üniversitesi’nde Antropoloji Profesörü olan John Borneman Berlin duvarının yıkılışını topluma etkisi üzerinden ele alır ve özetle, duvarın asla sadece bir duvar olamayacağını söyler. Zira duvarın varlığı toplumu ikiye ayırmıştır; evet ve yıkılışıyla her şey düzelecek gibi görünür ama esas olan bireylerin zihnindeki duvardır ve en zoru onu yıkmaktır. Film de aslında tam olarak burada duruyor. Alex’in Denis ile ilk tanıştığı sahnede kura çekilirken iki kutu görürüz, biri Continue reading

Ilo Ilo (2013): Bir Çocuğun Gözünden ‘Ekonomik Buhran’

Ilo-Ilo16 sene öncesine dönüp, 1997’de Doğu Asya’yı vuran ve daha sonra etkileri dünyanın diğer büyük ülkelerinde de görülen mali krize baktığımız zaman bu konu hakkında pek çok incelemeyle karşılaşıyoruz. Yanlış makroekonomik politikalardan gayrimenkul spekülasyonlarının borsayı yanlış yönlendirmesine, Doğu Asya ülkelerinin 90’lı yıllarda hızlı büyüme gerçekleştirip daha sonra arz/talep ilişkisini dengeleyememesine kadar, pek çok sebep öne sürülmekte. Asya Kaplanları olarak bilinen Endonezya, Güney Kore, Tayland gibi ülkeler bu krizden en büyük yarayı alırken filmin konusunun geçtiği Singapur az da olsa mali krizden payını almıştı. Krizin sebepleri bir yana, sonuçlarına baktığımız zaman maddi kayıpların haricinde krizin toplumlar Continue reading

Heli (2013): Çetelerin Arasında Unutulmuş Sıradan Bir Ailenin Hikayesi

HeliFilmekimi 2013’ün zengin programında Cannes 2013 En İyi Yönetmen ödülüyle ilgi çeken Meksika’nın bu seneki Oscar adayı Heli, Meksika topraklarına uzak olan seyirciler için iç sızlatıcı bir şiddette gerçeklik içeren, Meksika’daki kanunsuzluğun tokadını yemiş bir çekirdek ailenin hikayesini anlatıyor. Yönetmen Amat Escalante’nin daha önceden Cannes Film Festivali’nde görücüye çıkmış Los Bastardos ve Sangre adında iki filmi daha bulunmakta. Diğer filmleri izlememekle birlikte Heli filmini baz alarak yönetmenin çok etkileyici bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim ancak düşük temposu ve alışık olmadığımız bir bakış açısıyla filmin sindiriminin çok da kolay olmadığını eklemeliyim. Continue reading

The Bling Ring (2013): Coppola’nın Kredisi Ne Zaman Tükenecek?

The-Bling-RingSofia Coppola Marie Antoinette ve Somewhere‘de olduğu gibi The Bling Ring filminde de tanıtımlarla önce umutlandırıp sonra hayal kırıklığı yaratıyor. Aslında bu filmle ilgili söylenecek tek şey bu. Lost in Translation ile ağzımıza bir parmak bal çalıp, acaba yeni bir Coppola efsanesi mi doğuyor diye sordurtan Sofia Coppola, ardından gelen filmlerle birlikte kendisine has bir tarzı olduğunu kanıtlasa da, bu tarzın çok da yetenek vaat eden bir yanı olmadığı açık. Asıl soru babası Francis Ford Coppola’dan aldığı destek ve Lost in Translation gibi kült bir filmden sonra değişik renk oyunlarıyla ve hikayeye uyum sağlayan canlı direktifleriyle bağımsız film sektöründe yeni bir soluk olacakmış hissi veren yönetmenin kredilerini ne zaman tüketeceği ve yönetmen olarak abartı bir kamuoyu itibarının var Continue reading

Tarkovski ve Sansür (2. Bölüm)

Andrey-Tarkovski

Materyalizmin Olduğu Yerde İdealizm Yaşamaz   

– Rusya dün bize dedi ki : ‘Ben Hristiyanlığım.’ Yarın bize diyecek ki: ‘Ben sosyalizmim.’

J. Michelet

Hayatının hiçbir döneminde muhalif olmayan Rusya sevdalısı bu yönetmen yirmi yılda sadece beş film, kariyeri boyunca da yedi film yapabilmiştir. Budala ve Hamlet gibi üzerinde çok çalıştığı birçok projesini hayata geçirememiş daha doğrusu buna izin Continue reading