The Great Gatsby (2013): Ey Amerika, Sen de Bir Rüyadan İbaretmişsin!

The-Great-GatsbyFitzgerald‘ın klasik romanı The Great Gatsby‘den Baz Luhrmann‘ın uyarladığı film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin açılış filmiydi. Zaten böylesi ünlü bir romanı sinemaya uyarlamak riskli bir hareket iken, 1974’te Jack Clayton‘un çektiği unutulmaz versiyonun üzerine bu işe kalkışmak ise gerçekten cesaret isterdi. Baz Luhrmann bu cesareti gösterdi ama filmi Fitzgerald’ın romanı ve Clayton’ın filmiyle kıyaslayan eleştirmenler tarafından acımasızca eleştirilmekten de kurtulamadı. Oysa ki, 2013 yapımı bu film için kendi içinde bir değerlendirme yapacak olursak çok daha adil yorumlara ulaşabiliriz. Continue reading

L’Écume des jours (2013): Bu Fransızlar Aşktan Anlıyor Arkadaş!

L-Ecume-des-joursBir modern klasikler listesi yapılacak olsa, Eternal Sunshine of the Spotless Mind için de mutlaka bir kontenjan ayırmak gerekirdi. Sinemaseverler haklı olarak,  sıradışı bir zekanın ürünü olan bu filmin yönetmeni Michel Gondry‘den yine kendilerini şaşırtacak bir film bekliyordu ve sağ olsun Gondry de onları yanıltmadı. L’Écume des jours, Boris Vian‘ın aynı adlı romanından yapılmış bir uyarlama. Böylesi zor bir yazarın eserini sinemaya uyarlamak da bir o kadar zor olsa gerek ama Michel Gondry tüm bu zorlukları ustaca avantaja çevirmeyi bilmiş doğrusu. Continue reading

Cafe de Flore (2011): Sevmek Ne Kadar Özveri, Ne kadar Fedakarlık?

Cafe-de-FloreFilm kritiği yaparken o filmi pek çok yöntemle ele almak mümkündür; kısa bir tavsiye yazısı şeklinde ya da derin teknik bir incelemeyle, o dönemin koşulları altında toplumbilimsel bir değerlendirme yaparak ya da auteurist bir yaklaşımla film hakkında çıkarımlarda bulunarak… Ama bazı filmler de vardır ki hakkında sadece ‘fanboy’ yazıları yazmak, film kritiği kurallarının dışına çıkmak, övmek ve daha çok övmek istersiniz. Bu illa ki sadece mükemmele yakın filmler için de geçerli değildir, bir yazar için olmaması gereken ‘bence’lerin yığınla etrafını saran vasat bir film için de olabilir. Jean-Marc Vallee imzalı 2011 yapımı Cafe de Flore objektif bir gözden bakıldığında vasatın da üstünde, seyri keyifli, ilginç bir Continue reading

Figüranlıktan Yıldızlığa Türk Sinemasında Şener Şen [İnfografik]

Sener-SenGiovanni Scognamillo’nun kitabı, usta oyuncu üzerine şimdiye kadar hazırlanmış en detaylı inceleme. Scognamillo, Türkiye’nin en ünlü sinema yazarlarından biri olmasına rağmen 2005 yılında yayımlanan bu kitaptan önce hiç oyuncu incelemesi yapmamıştı. Yani Türk Sinemasında Şener Şen, İtalyan asıllı yazar açısından da oldukça önemli bir kitap. Biz de bu büyük oyuncu üzerine bir infografik hazırlamayı düşündüğümüzde, aklımıza hemen bu kitap geldi. Continue reading

Upstream Color (2013) : Sıradışı, Kafa Açan, Solucanlı Bir Film!

Upstream-ColorYönetmenliğini, daha önceden ismini Primer filminden duyduğumuz Shane Carruth’un yaptığı Upstream Color, 32. İstanbul Film Festivali’nde ilk olarak Türkiye’de görücüye çıkmış ve Mayınlı Bölge filmleri arasında gösterilmişti. Basmakalıp hikaye anlatım usullerinden uzak bir çizgide ilerleyen ve ses sanatını etkileyici bir şekilde kullanan film, algıları zorlayan konusuyla bu senenin en ‘kafa açıcı’ filmlerinden biri.

Upstream Color’da hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığımız esrarengiz bir hırsız (Thiago Martins), insanların zihinlerini bulandıran özel bir tür solucan kullanarak kaçırdığı kişilerin evlerine girmekte ve hırsızlık yapmaktadır. Kris (Amy Seimetz) ise hırsızımızın son kurbanı olarak zihni Continue reading

Antz (1998): Her Animasyonu Çocuk Filmi Sanıyorsanız Yanılıyorsunuz

AntzGenelde animasyonlar çocuklar için yapılsa da, Antz daha çok yetişkinlere yönelik bir film. Filmin alt metinlerinde bırakın bir çocuğu, çoğu yetişkinin bile göremeyeceği birçok nokta gizli. Antz genel olarak bir işçi karıncanın, prensesi tavlamak için atıldığı maceralar sonunda kahraman olup kolonisinin tarihini değiştirmesini konu alıyor ama arka plandaki toplum-birey çatışmasını, ‘yetişkinlere yönelik’ çoğu filmden daha sağlam işlediğini söylemek gerek.

Antz’ın giriş sekansı ana karakter Karınca Z’nin derdini bize o kadar iyi anlatıyor ki filmin daha 3. dakikasında, “Ne anlatıyor bu film?” demeden hikayeye kafadan dalıyoruz. Aslında bir rönesans karıncası olan Z, Continue reading

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013): Hem Siyah-Beyaz, Hem Rengarenk

Sen-Aydinlatirsin-Geceyi“Sergei Eisenstein’a göre siyah beyazın anlatım gücü sonsuzdur. Bunu kanıtlamak için müzikten örnekler verir. Tchaikovsky İolanthe uvertüründe yalnızca üflemeli çalgılara, Prokofiev Romeo ve Juliet’in ikinci bölümünde yalnızca mandolinlere yer verir. Besteciler tüm orkestrayı kullanabilecekken üflemelileri ya da mandolinleri seçerler. Sinemada da kimi kez siyah beyaz, renkten çok daha etkili olabilir.” [1]. Aynen Sen Aydınlatırsın Geceyi‘de olduğu gibi.

Euripides‘in “İnsan endişeden yaratılmıştır.” sözüyle açılan ve adını Shakespeare‘in ünlü sonesinden alan film, klasik temalarla örülü, bariz Continue reading

Spartacus (1960): Karl Marx’ın Kahramanı Olan Adam!

Spartacus9 dalda aday gösterildiği Oscar ödüllerinin 4’ünü alan 1960 yapımı bu Stanley Kubrick filmi, kölelerin özgürlük hayalini ve tarihi bir karakter olan Spartacus’un “Benim çocuğum özgür doğsun” arzusuyla verdiği mücadeleyi konu alıyor. Romalıların günlük zevkleri için etinden sütünden mümkün olduğunca faydalandıkları köleleri seyirlik bir eğlence olarak gladyatör yapıp arenada dövüştürdüklerini anlatan tek film değil bu ama Kubrick’in filmini diğerlerinden farklı yapan şey, toplumsal bir katman olan köle sınıfının başkaldırısını tarihsel gerçekler üzerinden anlatıyor olması. Continue reading

Searching for Sugar Man (2012) : Bir Şarkısın Sen, Ömür Boyu Sürecek

Searching-For-Sugar-Man70’li yılların başlarında keşfedilip iki albüm çıkaran Sixto Rodriguez’in kariyeri, albümlerinin  bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar satılmasından sonra çok kısa bir sürede sona erecektir. Rodriguez’in yeteneğinin farkında olan müzik sektöründeki birkaç kişi için bu tam bir hayal kırıklığıdır; böylesine unutulmaması gereken bir yetenek nasıl olur da koca ülke tarafından görmezden gelinebilir? Ne var ki ‘son’ diye düşündükleri aslında mucizevi bir hikayenin başlangıç cümleleridir sadece. Çünkü Sixto Rodriguez’in albümleri tesadüfi ve kaçak yollarla bir şekilde Güney Afrika’da dinlenmeye başlayacak ve yıllar içerisinde Rodriguez Güney Afrika’da bir ikon haline gelecek, albümleri milyonlar satacak, herkes Rodriguez’in şarkılarını bir ağızdan söyleyecektir. Onun hakkında fikir sahibi Continue reading

Peeping Tom (1960): Biz Burada Röntgencileri Sevmeyiz Dostum

Peeping-TomMartin Scorsese’ye göre Peeping Tom, film yapmak üzerine söylenebilecek her şeyin söylendiği iki filmden biri. Diğeri de Fellini’nin klasik filmi 8½. Scorsese bu bağlantıyı ‘bakmak’ ve ‘film yapmak’ arasındaki ilişkiden kuruyor. Yönetmenler kendi gözlerinden gördükleri dünyayı, kendilerine göre şekillendirerek filmlerinde seyirciye sunar. Yani sinemada esas olan yönetmenin bakışıdır. Bu açıdan, Michael Powell‘ın filmi de bakmak üzerine bir film olduğundan film yapma deneyimi üzerine önemli cümleler söylüyor.

Henüz ilk açılış sahnesinde film kendini belli ediyor zaten. Yakın planda kapalı bir göz birden açılıverir. Bu göz hikayenin ana karakteri Mark Lewis’e aittir ve film boyunca biz bu gözün Continue reading