Yeni Başlayanlar İçin Hint Sineması: Neden Şarkı Söylüyorlar? (3.Bölüm)

Giriş: Bollywood’un Yükselişi ve Seyircinin Yol Ayrımı

Hint sinemasına şöyle bir uzaktan bakıp, merak edenler için daha önceki yazılarımda bu sektöre Aamir Khan ve Shah Rukh Khan filmleriyle başlamalarını tavsiye etmiş, daha doğrusu Hint sinemasına giriş yapmak isteyen sinemaseverleri Bollywood sinemasına yönlendirmiştim. Tekrar belirtmem gerekir ki Bollywood başlı başına Hint sineması değildir ancak dünyanın ikinci büyük sinema sektörü olarak Hint sineması denilince akla ilk gelen, keşfedilmesi gereken bir endüstridir.

Bollywood kavramı tarihindeki efsane filmleriyle gücünü her daim korumuş bir sektör olsa da, son on beş yıl içerisinde iyiden iyiye sükse yapmış, Hollywood seyircisinin ilgisini çekmiş Continue reading

Samsara (2011): Sonsuzluğun Dayanılmaz Hafifliği

SamsaraSanskrit dilinde doğanın sonsuz döngüsü anlamında gelen Samsara, Amerikalı ünlü yönetmen-yapımcı Ron Fricke’nin 1992 yapımı Baraka’dan 19 yıl sonra çektiği filmin hem ismi hem de filmin diyalog içermeyen görüntülerinin tek kelimelik özeti. Yapımı yıllar sürmüş, onlarca ülkede geçen Samsara filmi nefesinizi kesecek etkileyici sahnelere sahip olmanın yanı sıra anlatmak istediğiyle de önemli bir film. Türkiye’de bu sene If Bağımsız Filmler Festivali’nde izleme şansını bulduğumuz filmde Nemrut, Sultanahmet Camii ve Kapadokya’dan da görüntüler mevcut.

Filmin henüz başlarında jenerikten sona Myanmar Bagan Tapınakları’ndaki rahiplerin grup çalışması Continue reading

The Grandmaster (2013): Sinema Ustasından Kung Fu Ustasına

The-GrandmasterSavunma sporlarının temelini oluşturan Shaolin Kung Fu’dan doğan Kung Fu, başlı başına keşfedilmesi gereken apayrı bir dünya. Kung Fu savunma sanatının kümelerinden biri olan Wing-Chun dövüş sanatının en büyük ustalarından biri kabul edilen Yip Man, beyazperdede daha önceden de vücut bulmuş, Bruce Lee’nin ustası olarak bilinen biri. Yip Man’in 20. yüzyılın başlarında yaşadıklarını konu alan aksiyon ağırlıklı filmlerden farklı bir şekilde ele alınarak çekilen The Grandmaster, aslında tek bir ustanın, Yip Man’in değil; birkaç dövüş sanatı ustasının İkinci Çin-Japonya savaşı sırasındaki yaşadıklarını anlatıyor. Kung Fu savunma sporunun felsefesini anlatarak bu felsefenin üzerine kurulmaya çalışılan hikayede Yip Man üzerinden olayların gelişmesi filmin aksiyondan Continue reading

Le Passé (2013): Geçmiş Bugünün ve Yarının Neresinde?

Le-PasseCannes Film Festivali’nde görücüye çıkan ve ülkemizde ilk olarak Filmekimi 2013’te gösterilen İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin yeni filmi, yönetmenin üretim aşaması en zor filmlerinden biri olsa gerek. Çünkü yönetmenin 2011 yapımı Jodaeiye Nader az Simin neredeyse gittiği bütün festivallerden ödüllerle dönmüş, seyircilerden tam not almış, gösterime girdiği seneye damga vurmuş, etkileyici bir filmdi. Haliyle Asghar Farhadi’nin bir sonraki filminin nasıl olacağı büyük bir merak konusuydu. Ancak Le Passé‘nin bu beklentiyi tam olarak karşıladığını söylemek zor.

İranlı Ahmad (Ali Mosaffa) , eski eşi Marie (Berenice Bejo)’den boşanmak için Fransa’ya Continue reading

Django Unchained (2012): Tarantino Usulü Post-Modern Western

Django-UnchainedPulp Fiction, Reservoir Dogs, Kill Bill serisi gibi sinema tarihinin önemli filmlerine imza atmış Quentin Tarantino, son filmi Django Unchained (Zincirsiz) ile Western türüne post-modern bir yorum getirerek filmografisine farklı türde bir film kazandırmış oldu.

Filmi anlatmaya başlamadan önce Western türünden biraz bahsetmek gerek. Öyle ki tür filmleri içerisinde en net göstergeleri olan bir ikonografi cennetidir bu. Bir Western’i diğer filmlerden kolaylıkla ayırt edebilirsiniz. Kovboylar, Şerifler, Çöller, Vahşi kasabalar vb. bunların hepsi stereotipleşmiş birer Western göstergeleridir. 1903 yılında ilk Western olarak kabul edilen Continue reading

Roman Holiday (1953): Audrey Hepburn ve Roma’nın Nefes Kesici İşbirliği

Roman-HolidayRoma sokaklarında dolanırken rastgele hediyelik eşya dükkanlarından birinde görmeniz en olası hediyelerden biridir Roman Holiday temalı eşyalar. 1953 yılında yapılmış olan film, şehirle o kadar uyumlu ki Roma’ya gelen turistlerin aklına gelen ilk film Roman Holiday oluyor ve evlerine dönerken bu filmin afişini içeren takvim, tişört ya da kahve bardağı almayı unutmuyorlar. Peki, William Wyler‘ın  filmi romantik-komedi türünün en klasik örneği olarak hangi özelliğiyle seyirci tarafından bu kadar benimsenmiş olabilir? Efsanevi Ben-Hur filminin yönetmeni Wyler’ın yine yönetmen koltuğunda oturduğu, Gregory Peck ve Audrey Hepburn’un perdeyi aydınlattığı film, genç bir prensesin süslü ve gerçek hayattan çok uzakta yaşamından sıkılıp Continue reading

Black (2005): “Benim Dünyam”ı İzlemeden Önce Bakmanızda Yarar Var!

BlackHint sinemasıyla haşır neşir olduğum bu günlerde dört-beş filmi tek yazıda anlatıyor, klasik olmuş Hint filmlerine karşı genel bir bakış açısı ortaya sunmaya çalışıyordum. Ancak izlediğim diğer hiçbir Hint filmine benzemeyen, daha doğrusu herhangi bir sınıflandırmanın yakışmayacağı derinlik ve etkileyicilikte olan Black filminin kendisine ayrı bir sayfa ayırmak gerektiğini düşündüm. Doğuştan kör ve sağır bir kızın içine kapanmış ve hayatla bağlarını koparmış duygularının yeniden doğru ellerde nasıl yeşereceğinin hikayesini Sansai Leela Bhansali hem yazmış, hem de yönetmiş ve hatta gerçek olan hikayeyi tekrar tekrar yaşamış; öyle ki izlerken bize de bu ‘biraz hüzünlü biraz neşeli’ hikayeyi yaşatıyor. Hayatında hiç renk görmemiş, ses duymamış küçük Continue reading

Antichrist (2009): Diyalektiğe Karşı – Kadın, Hıristiyanlık ve Nietzsche

Antichrist“İnsanın arzuladıklarıyla, arzularına ulaşma çabalarının sonuçları arasında bir eşitsizlik zuhur ettiğinde insan; hınç tahtına oturur.” (Nietzsche)

Sorular ve Sorunlar

Sorular ve sorunlarla dolu bir filmin eleştirisini yapmak doğal olarak birçok soruyu ve sorunu beraberinde getirecektir. 2009 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde bu film izleyicilerin bir kısmı tarafından yuhalanmış ve protesto edilmiş; film, izleyenleri iki kutba bölmüştü. Bir kısım eleştirmenler yönetmen Lars von Trier’i kadın düşmanlığı ile itham etmiş [1], felsefeye yoğun mesai harcayan bir kısım Continue reading

Gloria (2013): Zafer Kazanmak İçin Genç Olmak Gerekmez!

Gloria63’üncü Uluslararası Berlin Film Festivali’nde adını duyduğumuz, Şili-İspanya ortak yapımı ve aynı zamanda Şili’nin bu seneki Oscar adayı Gloria, No filminin yönetmeni Pablo Larrain’in yapımcılığında, Sebastian Lelio’nun yönetmenliği ve Paulina Garcia’nın müthiş oyunculuğu sonucunda ortaya çıkan bu senenin en iyi filmlerinden. Filmekimi 2013’ün izlediğim filmleri arasından beni çok tatmin eden filmler çıkmamıştı ancak Gloria tek başına beklentilerimi karşılamaya yetti.

Çocukları kendi ailelerini kurarken yalnızlığının iyice pekiştiğini fark eden, eşinden boşanmış, ellilerinde bir kadının akıp giden zamanla mücadelesini anlatan film, Pinochet rejiminin kalıntılarının arasından Continue reading

Gravity (2013): Alfonso Cuarón’un Dönüşü Muhteşem Oldu!

GravityAslında pek de suskun olmamıştı Alfonso Cuarón‘un gidişi. Meksikalı yönetmen teknolojinin imkanlarını sonuna kadar kullandığı filmi Children of Men ile dünya çapında ses getirdikten sonra 7 yıl boyunca sessizliğe gömülmüştü ve niyahet dönüşü muhteşem oldu. Senaryosunu oğluyla birlikte yazdığı Gravity, Cuarón hayranlarını fazlasıyla mutlu edecek olmanın yanı sıra, yönetmenin dijital teknolojiyi kullanımındaki üstün yeteneğinin açık kanıtı ve film estetiği, kültür endüstrisi, sanatsal nitelik bağlamında sinema-teknoloji ilişkisi üzerine bitmeyen ve muhtemelen de asla bitmeyecek olan tartışmaların gündeme getiricisi olması bakımından, Cuarón’un filmografisinde muhakkak ki yıllar sonra bile özel bir yere sahip olacaktır. Continue reading