The Big Sleep (1946): Humphrey Bogartsız Bir Kara Film Düşünülemez

The-Big-SleepFilm Noir, 1940’larda ortaya çıkan bir anlayış, bir görsel stildir ve birçok janra içinde kendisine yer bulmuştur. Kendisi bir janra veya bir hareket olmamasına rağmen, o kadar belirgin bir stildir ki, farklı janralarda yer alsa da kolaylıkla fark edilir.

Film Noir, Fransız eleştirmenler tarafından dönemin Amerikan yapımı suç / gerilim filmlerini belirtmek için üretilmiş bir terim. Bu filmleri diğerlerinden ayıran en temel özellik barındırdığı kuşkucu ton ve cinsel motivasyon. Bazı diğer hareketler gibi Film Noir da 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş arasındaki siyasi istikrarsızlık döneminde ortaya çıktı. Bu dönemde ABD, güvensizlik ve paranoya içinde Amerikan rüyasının bir illüzyon olduğu gerçeğiyle yüzleşiyordu. Savaştan Continue reading

All The Invisible Children (2005): Bütün Yetişkinler Önce Çocuktular!

All-The-Invisible-Children7 farklı ülkeden 8 yönetmenin, çocuklukları ellerinden alınan çocukları anlatan 7 kısa filminden oluşan All The Invisible Children, prömiyerini 2005’te Venedik Film Festivali’nde yaptı. Ülkemizde Görünmez Çocuklar ismiyle 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen film UNICEF, World Food Programme gibi kuruluşlar tarafından desteklendi. Ayrıca Emir KusturicaKatia LundRidley Scott gibi isimlerin de aralarında olduğu yönetmenler, ortalama 16 dakika süren filmlerinden hiçbir kazanç elde etmediler. Göz ardı edilen çocukların her zaman her yerde olduğunu, olumsuz koşullarda yaşamak zorunda bırakılanların sadece o hep sözü edilen Afrika’daki aç çocuklar olmadığını gösteren, en gelişmiş Continue reading

Before Midnight (2013) : Yıllar Geçtikçe Sıradanlaşmayan Bir Hikaye

Before-MidnightJesse ve Celine… 1995 yılında Viyana’da karşımıza çıktılar, daha sonra 2004 yılında Paris’te. Şimdiyse Yunanistan’dalar ama geçen süre içerisinde anlattıkları hikaye hep benzermiş gibi ilerlese de aslında çok değişti. Richard Linklater’in çoğu sinemasever için şimdiden efsaneleşmiş, gerçek zamanla birlikte yaşlanan karakterleriyle zenginleşen Before serisinin son halkası, bir öncekinden yine dokuz sene sonra karşımızda ve biz seriyi defalarca izleyenler için eski bir dostu yeniden görmek çok sevindirici. Yıllar boyunca görmediğin yakın bir arkadaşınla karşılaşıp onunla bir yerde oturup sohbet ettiğinde, onun sohbetini ne kadar da özlemiş olduğunu fark edersin, aynı duyguları Before Midnight’ta Jesse ve Celine konuşurken Continue reading

Yeni Başlayanlar İçin Hint Sineması: Aamir Khan’la Tanışmak (1. Bölüm)

Aamir-KhanBenim gibi birçok kişi Ramazan ayında ya iftarı beklerken ya da sahurdan sonra uyku tutmayınca hemen izleyebileceği bir film arar. Kimisi için televizyonlarda iki haftada bir yayınlanan aksiyon filmleri bile bu sıkıntıyı gidermeye yetecekken, başta ben olmak üzere bazı insanlar da vardır ki kolay beğenmez, seçicidirler. Amerikan sinemasına karşı önyargılı olduğum, Avrupa sinemasında da son dönemlerde benzer şeyler izlediğimi düşünmeye başladığım bir dönemde Hint sinemasını, Bollywood’u keşfe çıkacağım hiç aklıma gelmezdi; zira Güney Kore sinemasından Kuzey Avrupa sinemasına kadar pek çok sinema kültürüne daha önceleri ilgi duymuş biri olarak Bollywood hakkında deneyimim neredeyse sıfırdı. Continue reading

Ace in the Hole (1951): Biz Gazeteciliği de İyi Biliriz

Ace-in-the-HoleBilly Wilder eleştirel bakışı filmlerinden eksik etmeyen, dünyayı ve insanları filmlerinde türlü şekillerde yerden yere vuran ve bunu yaparken de mizahi anlatımdan çoğu zaman vazgeçmeyen bir yönetmen. Hollywood’u eleştirdiği Sunset Boulevard veya travestilik ve cinselliği konu edinen Some Like It Hot, sinema tarihi dersinde konu Hollywood’un altın çağına geldiğinde mutlaka bahsedilmesi gereken filmler. İnsanın hayattaki motivasyonunun cinsellik ve para olduğunu düşündüren filmleriyle Billy Wilder sadece çok yetenekli bir yaratıcı yönetmen değil, aynı zamanda çok da cesur bir sanat adamı. Cinsellik değilse bile para, Ace in the Hole’da da insanlar için en büyük motivasyon. Continue reading

Anna Karenina (2012): Her Günahın Bir Bedeli Vardır

Anna-KareninaDaha önce yirminin üstünde uyarlanan bir roman tekrar uyarlanıyorsa mutlaka yönetmenin söyleyeceği yeni bir şey olmalı. Nitekim sağlam bir senaryonun yanında bu film bir yönetmen başarısıdır. Anna Karenina gibi katı realist bir romanın epik bir uyarlamasını yapan Joe Wright, izleyicinin gerçeklik algısını bozması ve aşk konusundaki cesur yorumu ile farklı bir yerde duruyor. Sinemadaki mekan algısını baştan aşağı değiştiren film, bir tiyatro sahnesinde açılır. Tiyatro binasını bir habitat gibi kullanan yönetmen 19. yüzyılın bu gerçekçi romanından epik bir aşk hikayesi çıkarmayı başarmıştır.

Klasik 19. yüzyıl Bovarik karı-koca-aşık üçlüsünden tipik bir melodram çıkarmak yerine önceki birçok Continue reading

After Earth (2013): Baba Torpili Dedin mi Akan Sular Durur

After-EarthTüm insanların uzayda bir gezegende yaşadığı karamsar bir gelecek tahayyülü. Bilimkurgu filmlerinden oldukça alışkın artık sinema severler bu duruma. Dünya yaşanılamayacak duruma gelmiştir ve tüm insanlar dünyayı terk ederek yeni bir gezegende yaşamaya başlamışlardır. Dünyanın yaşanılamayacak duruma gelmesini farklı bir çevre sorunuyla bağdaştırıyor olsa da, distopik bir film olarak After Earth, akla hemen WALL-E’yi getiriyor ama WALL-E’de geride kalan dünya sadece bir çöplük iken M. Night Shyamalan‘ın filminin sıradışı çevre sorunu öngörüsü, senaryo için oldukça parlak bir çıkış fikri sağlıyor. Shyamalan’ın tasarımında insanlar doğaya ve hayvanlara öylesine kötü davranmışlardır ki, gezegeni terk edip Continue reading

Inch’Allah (2012): İsrail-Filistin Savaşında Kahrolsun Bağzı Şeyler

Inchallahİlk olarak 32. İstanbul Film Festivali’nde ülkemizde gösterimi yapılan, şu sıralar vizyonda olan Anais Barbeau-Lavalette imzalı Inch’Allah iddialı bir konuyla, İsrail-Filistin sınırında geçen hikayesiyle karşımızda. Savaş varsa kazanma yoktur, hep kaybetme vardır düşüncesiyle savaşın dağıttığı aileleri, yok ettiği hayatları ve izi kalmış mutlulukların hatırlanarak günlerin geçtiği bir coğrafyayı dramatize ederek anlatıyor Barbeau-Lavalette. Ancak konunun ağırlığı karşısında Inch’Allah’ın ciddi bir çözüm üretememesi ve hatta yanlış bir çözümleme yoluna gitmesi, gerçek adına umutsuz, film içinse naif bir portre çiziyor.

Kanadalı doktor Chloe’nin hayatı, gündüzleri Filistin’de çalıştığı Türk Kızılayı’nda, geceleri ise Continue reading

The Place Beyond the Pines (2013): Babalar ve Kayıp Çocukları

The-Place-Beyond-The-PinesDerek Cianfrance’in üçüncü uzun metrajlı filmi The Place Beyond the Pines, roman havası yakalayan ve detaylara önem veren senaryosuyla ve Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva Mendes gibi oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. Bu dikkatin tabi en önemli sebebi Derek Cianfrance’in geleceğe yönelik umut vaat ettiği ikinci filmi Blue Valentine‘dı. İki filmi yan yana getirip baktığımızda Derek Cianfrance’in takip edilmesi gerekilen yönetmenler listesinde olması gerektiğini, özellikle de senaryo işçiliğini seyir zevki açısından ön planda tutanlar için söyleyebiliriz.

Panayırlarda tehlikeli motosiklet gösterileri yaparak hayatını yaşayan asi ruhlu Handsome Luke (Ryan Gosling)’un eski sevgilisi Romina (Eva Mendes)’dan Continue reading

Stoker (2013): Chan Wook Park İçin Küçük, Amerika İçin Büyük Bir Adım!

StokerGüney Kore’li ünlü yönetmen Chan Wook Park’ın İngilizce çektiği ilk filmi Stoker, hem bu özelliğiyle hem de senaryosunun Prison Break‘ten tanıdığımız Wenthworth Miller’a ait olmasıyla henüz vizyona girmeden sinemaseverler için bir merak unsuru olmuştu. Nicole Kidman, Mia Wasikowska ve Matthew Goode’nin başrollerini paylaştığı filmi Miller Bram Stoker’s Dracula‘dan esinlenerek yazmış.

India içine kapanık, duyma ve görme yetileri ileri derecede gelişmiş, esrarengiz biridir. Genelde zamanını babasıyla birlikte avlara çıkarak geçirir, insanların kendisine dokunmasından hoşlanmaz, annesiyle arasında hep görünmez bir duvar vardır. 18 Continue reading