2011 yılının en iyi işlerinden birine imza atan ve bu başarısını Oscar’la taçlandıran yönetmen Michel Hazanavicius, üç yıl sonra yüz seksen derecelik bir dönüşle hafif-eğlenceli bir türden savaş atmosferine götürüyor bizi. ‘The Search’ İkinci Çeçen Savaşı sırasında yaşanan insanlık dramına dikkat çeken, soğuk, sert, seyircileri salona çivileyen bir filmdi, filmi izledikten sonra internetten Cannes sonrası film hakkında yapılan yorumlara baktığımda ise “Acaba aynı isimli başka bir film var mı?” diye düşünmedim değil. Cannes eleştirmenlerince yerin dibine sokulan ve devamında uluslararası basın tarafından da fazla ilgiye görülmeyen film, aklıma 2010 yılındaki “Miral” filmini getirdi. Continue reading
Pek Yakında (2014): Pepsi’nin Birleştirdiği Hayatlar
Türk sinemasının 100. Yılında Yeşilçam’a saygı niteliğinde bir film fikriyle ortaya çıkan Cem Yılmaz, seyirci olarak hem sinemamızın eski örneklerinden hem de yurt dışı örneklerden alışkın olduğumuz ‘film içerisinde film çekme ve sinema endüstrisine göndermelerde bulunma’ çerçevesinde bir ailenin yeniden bir araya gelme hikayesini anlatıyor. Komedyen kimliğiyle Türkiye’de rakiplerinin çok ilerisinde bir kitleye ve başarılı stand-up şovlara sahip Cem Yılmaz, ‘GORA’,’AROG’ ve ‘Yahşi Batı’ filmleriyle bu komedyen yönünü sinemaya da taşımıştı ancak ünlü şovmenin sinemada hedeflediği vizyon biraz daha farklı. Senaryosunu yazdığı ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ ve hem yönetmen hem senarist olarak karşımıza çıktığı ‘Hokkabaz’ın sahip olduğu Continue reading
I Origins (2014): Gözler Kalbin Aynasıdır
2011 yılında ‘After Earth’ filmiyle ismini duyuran yönetmen Mike Cahill, Sundance Film Festivali’nde kendisine ödül getiren son filmi ‘I Origins’ ile bilimin tartışmalı sularında geziniyor. Göz yapısı her insanın kendine özgü, eşsiz bir özelliktedir ve genç bilim adamı Ian, evrime karşı gözün eşsizliğini dayanak olarak kullanan ‘inançlı’ kesime karşı bu savı yıkmak için sıfırdan göz ‘oluşturmanın’ çabası içerisindedir. Genel olarak göz organına bağımlılık derecesinde ilgisi olan, tanıştığı insanların göz fotoğraflarını çekip, kendine özel bir göz veri tabanına sahip Ian’a çalışmalarında stajyer birinci sınıf öğrencisi Karen yardım etmektedir. Continue reading
Maps to the Stars (2013): Ne Olacak Bu Cronenberg’in Hali?
Her ne kadar yönetmen David Crononberg fantastik gerilim/korku türünde başarılı filmleriyle tanınan bir isim olsa da ve bu film tür olarak kara-komedi sınıfına girse de, eski filmlerinin özel bir takipçisi olarak ‘Maps to the Stars’ın yönetmenin en dramatik filmi olduğunu söylemeliyim. Öyle ki, eski filmlerinin takipçisi olarak yönetmenin bu kötü gidişatını izlemek ben de gerçekten dramatik bir etki oluşturdu. Sigmund Freud, Jung ve Sabina Spielrein’in maden niteliği taşıyan hikayesini alıp pembe diziye çevirerek kariyerininen basit işlerinden birine imza atan Crononberg’in bu sene Cannes Film Festivali’nde gösterilen son filmi de nitelik olarak “A Dangerous Method” filminden farklı değil. Bir garip Hollywood taşlamasını anlatan Continue reading
Boyhood (2014): Zamana Karşı Saygı Duruşu
‘
Boyhood’ filmi hiç tanımadığınız bir ailenin fotoğraf albümünü karıştırmak gibi. İlk fotoğrafta bir anne ve küçük yaşlarda iki çocuk görürsünüz, daha sonra aileden kopan ancak arada ziyaret eden babayı ve onun eğlenceli olmaya çalıştığı hali. Her yaprak bir yaş eskitir o dağınık aileyi ve her sayfaya yeni birileri dahil olur. Bütün albümü inceledikten sonra son fotoğrafa geldiğinizde çocukların büyümesi, ebeveynlerin yaşlanması ve zayıflaması gibi değişiklikleri fark edip sorarsınız; geçip giden zaman şimdi nerede? Filmin kendisi tanımadığımız bir aile albümüyken filmin seyircide uyandırdığı etki ise seyircinin kendi aile albümünü hatırlaması gibi; eksilen karakterler, hiç unutulmayan anılar, albümün yaprakları hızla çevrildikçe Continue reading
White Bird in a Blizzard (2014): Esas Sorunu Iska Geçince
“Mysterious Skin”, “Kaboom” gibi festivallerin sevilen filmlerine imza atan Amerikalı yönetmen Gregg Araki, Shailane Woodley ve Eva Green’in başrollerinde olduğu bu yeni filminde aniden kaybolan depresif bir anne karakterinin hikayesini anlatıyor. Laura Kasischke’nin kitabından uyarlanan “White Bird in A Blizzard” tür olarak eğlenceli bir gençlik filmi ile dram arasında tam olarak kimliğini bulamamış ancak müzikleriyle ve oyuncu performanslarıyla ilgi görebilecek bir film.
Kat Connor (Shailane Woodley) depresif bir annenin gölgesi altında gençlik döneminin ilk tecrübelerini yaşayan, büyümenin ne olduğuyla yüzleşmek zorunda Continue reading
Palo Alto (2014): Kızından Sonra Şimdi de Torunu!
Francis Ford Coppola’nın kızından sonra bu sefer de torunu sinema aleminde yönetmen olarak karşımıza çıkıyor! Gia Coppola, ünlü oyuncu James Franco’nun yazdığı ‘Palo Alto Stories’ kitabının uyarlandığı filmin hem senaristi hem de yönetmeni. Düşük bütçeli film başta James Franco, Emma Roberts olmak üzere Val Kilmer’in oğlu Jack Kilmer ve küçük bir rolde de olsa Val Kilmer gibi tanıdık oyuncularla dolu. Palo Alto yerleşim bölgesinde yaşayan bir grup gencin büyüme hikayelerine odaklanan film, karakterlerin ortak bir arkadaşlık bağı olmasına rağmen kendi hikayelerini anlatmasına olanak sağlıyor. Yönetmen Coppola, teyzesi Sofia Coppola’nın çizgisine benzer bir yönetmenlik anlayışıyla ve benzer donuk pastel renkleri tercih etmesiyle Continue reading
Il Capitale Umano (2013): Orta Sınıf İtalyan Filmi
Geçen yıl Oscar yarışında ipi göğüsleyen, senenin en iyi filmlerinden ‘La Grande Bellezza’dan sonra bu yıl İtalya ‘Il Capitale Umano’ filmiyle yabancı dilde en iyi film kategorisinde Oscar ödüllerine başvurdu. Paolo Vrzi’nin yönetmenliğinde İtalya’nın yaşadığı ekonomik sıkıntıların halkın farklı kesimlerinde oluşturduğu etkilere değinen film, sahip olduğu karakterler ile üst-orta-alt sınıftan insanların hayatlarına odaklanıyor ve bir trafik kazasının sonucunda insan değerini ölçmeye çalışıyor. ‘La Grande Bellezza’ filmi belirgin bir konuya sahip olmadan pek çok farklı metne sahip Continue reading
Kosmos (2010): Kosmos’daki Masal İzleri
“Filmlerimdeki meselelerim hep kendi meselelerim” diyen Reha Erdem ilk filminden itibaren bunları görsellik aracılığıyla tartışmayı sürdürür. Sinemada hikâye anlatmanın sınırını aşan yönetmen, cevaplar aradığı sorular sorarken bunu direkt olarak yapmak yerine gücünü sinemasal öğelerin kullanımından ve bunların bir araya getirilmesinden alan bir yapıya sahiptir. Fotoğrafik kareleri -tablo plan- filmlerinde yoğun olarak kullanan yönetmen ile Florent Herry’nin görüntü yönetmenliğinin işbirliği ortaya görselliğin adeta konuştuğu filmler çıkarır. Sonuç olarak da görselliğin, müziğin estetik biçimde harmanlanmasıyla oluşmuş, izleyiciye sorular sordurmayı hedefleyen ve hayal gücünü harekete geçiren açık uçlu filmler Reha Erdem Continue reading
The Portrait of a Lady (1996): Bir Kadının Kırık Portresi
Jane Campion’un Henry James’in aynı adlı romanından 1996 yılında uyarladığı filmin başrollerinde Nicole Kidman, John Malkovich, Barbara Hershey, Martin Donovan, Mary Louise Parker, Ch ristian Bale ve Viggo Mortessen rol alır. Yönetmen dünya çapında tanınmasını sağlayan Piyano’nun ardından Hollywood’la buluşur ve bunun ilk ürünü olan Bir Kadının Portresi’nde starların oynaması, atmosfer yaratımında kapalı mekânın daha çok kullanılması, başarılı bir oyunculuk dışında Masamdaki Melek’teki ya da Piyano’daki kanlı canlı karakter yaratımının yakalanamaması yönetmenin kendi kariyeri içinde düşüşe geçtiğini Continue reading