Boyhood (2014): Zamana Karşı Saygı Duruşu

boyhoodBoyhood’ filmi hiç tanımadığınız bir ailenin fotoğraf albümünü karıştırmak gibi. İlk fotoğrafta bir anne ve küçük yaşlarda iki çocuk görürsünüz, daha sonra aileden kopan ancak arada ziyaret eden babayı ve onun eğlenceli olmaya çalıştığı hali. Her yaprak bir yaş eskitir o dağınık aileyi ve her sayfaya yeni birileri dahil olur. Bütün albümü inceledikten sonra son fotoğrafa geldiğinizde çocukların büyümesi, ebeveynlerin yaşlanması ve zayıflaması gibi değişiklikleri fark edip sorarsınız; geçip giden zaman şimdi nerede? Filmin kendisi tanımadığımız bir aile albümüyken filmin seyircide uyandırdığı etki ise seyircinin kendi aile albümünü hatırlaması gibi; eksilen karakterler, hiç unutulmayan anılar, albümün yaprakları hızla çevrildikçe hissedilen zamanın hüzün saçan aceleciliği…Richard Linklater on iki yıl boyunca aynı oyuncularla bir ‘büyüme’ hikayesi çekiyor ve ön planda Mason isminde bir çocuğun üniversite çağına gelinceye kadarki yaşadıkları olsa da ortaya deneysel, her izlendiğinde zamanın farklı bir sürpriziyle karşılaşabileceğiniz, büyülü bir yapım çıkıyor.

Linklater’in zaman kavramı hakkında ilgiye değer fikirleri olduğunu daha önce ‘Before’ serisiyle öğrenmiştik; bir tren yolculuğunda karşılaşan çiftin dokuz yıl arayla yollarının kesişmesini anlatan bu seri her ne kadar akıl dolu diyaloglarıyla öne çıksa da aslında seyirciyi zamanın özünü en iyi yakalayan filmlerden biri olduğu için yakalamayı başarmıştı. Zamanın olgunlaştırıcı, eskitici, unutturan ve devinim gibi bazen başa sardıran özelliklerini en iyi anlatmanın yolu kullandığın araçları zamanın rüzgarına bırakmak ve akışı izlemektir, yönetmenin hem ‘Before’ serisinde hem de ‘Boyhood’ filminde yaptığı tam olarak bu. Yoksa karakterlere az bir yaşlandırma makyajı yapılarak ve filmin girişine ‘9 sene sonra…’ yazılarak da üç sene de üç ‘Before’ filmi çekilebilirdi ya da birbirine benzeyen farklı yaşlarda oyuncularla Boyhood filmi iki-üç ay gibi kısa bir sürede de çekilebilirdi ancak ortaya aynı etkileyici durum kesin olarak çıkmazdı. Yönetmen Linklater ne senaryoyu, ne de oyuncularını filmin odağı   na yerleştiriyor ve başrolü zamanın kendisine veriyor, zamanın diğer etkenleri şekillendirmesine ve değiştirmesine izin veriyor. Bu yüzden ki filmle ilgili yorumlara başlamadan önce, karşılaştırılabilecek herhangi bir benzeri olmayan ‘Boyhood’ filmi, sinemadan öte, deneysel, huzurlu, hüzünlü, hatta korkunç bir deneyim.

boyhood

Mason’la ilk karşılaştığımızda henüz beş yaşında, hobileri arasında bilgisayar oyunu oynamak ve ablası Samantha’yla kavga etmek var. Annesi ve babasının ismini film boyunca öğrenemiyoruz çünkü bir önemi yok, Mason için onlar anne ve baba, ailenin olmazsa olmaz parçaları. Her ne kadar Mason zaten hali hazırda bir ailesi olduğunu düşünse de, annesi için aynı düşünce geçerli değil. Başka insanlarla görüşmeye devam eden, üniversite hayatına dönüp öğretmenlik yapmak isteyen annesinin peşinden sürekli ev değiştiren Mason ve Samantha’yı ilerleyen dakikalarda hep anlamsız bir koşuşturmacanın içinde buluyoruz. Yıllar üst üste bindiğinde anne ve babaların yaptıkları ‘rutin’ kulaçlar zamanın dalgaları arasında nafile ve komik geliyor insana. Anne ekonomik açıdan ailesini rahatlatmanın derdinde küçük hesaplar yaparken ve aile olmak için yanlış adamlarla birlikte olurken, baba ise kendisini gereksiz bir şekilde eğlence aracı olarak görür ve çocuklarıyla görüştüğü kısa süre içerisinde onları boş aktivitelere boğar. Mason ve Samantha ailenin en küçük bireyleri olsalar da sanki yaşanan her anı kaydeden iki bilgisayar gibi etrafı izlemekle yetinirler, büyükler onları nereye çekiştirse onlar da oraya giderler. Zamana tanıklık ederken seyirci olarak dikkatinizi çekebilecek yüzlerce farklı detay mevcut ancak yönetmenin üstüne basarak belirginleştiklerine baktığımızda, karşımızda zamanla yarışan ve birbirleriyle karşılaştırılan anne-baba karakterleri çıkıyor. Mason’un babası ilk sahnelerde sorumluluk almayı beceremeyen, hayatın daha çok eğlenceli ve sabun köpüğü halini yaşamayı seven, olgunlaşma aşamasını tamamlamamış bir adam olarak tasvir ediliyor. Mason’un annesi ise sürekli olarak geçim derdini kafayı takan, sorumluluklarıyla boğuşurken çevresindeki herkesin de aynı ciddiyetle sorumlu oldukları konularla yüzleşmesini isteyen biri. Çocuklarına iyi bir gelecek inşa etmek için yaşadığı an içerisinde biran önce toparlanmaya çalışmak istiyor ve bu acelesiyle hep yanlış kararlar veriyor –muhtemel ilk yanlış kararı çocuklarının babasından ayrılması, daha sonra ikinci ve üçüncü evlilikleri- sonuç olarak yıllar geçse de yerinde sayıyor ve onu hep hesap yaparken, hayatla savaşırken görüyoruz. Baba karakteri ise yıllar geçtikçe olgunlaşıyor, daha az ‘geyik’ yapmaya ve yetişkin bir birey gibi davranmaya başlıyor, spor arabasını satıp aile arabasına geçiş yapıyor, yeniden evleniyor ve mutlu bir yuva kuruyor, örnek bir aile babası oluyor. Anne karakterinin yıllar içerisinde aradığı ve bulamadığı adam oluyor ve bunun sebebini tamamen zamanın kendisi olduğunu öne sürüyor. İyi-kötü tarzı bir karşılaştırma olmasa da Linklater, zamanla yarışan ve zamana kendisini bırakan iki farklı karakteri gözler önüne seriyor ve seyirciye zamanla fazla uğraşmamasını, büyümeyi, öğrenmeyi ve yetişkin bir birey olmayı zamanın akıntısında yavaşça ve bir anda yaşamamızı öğütlüyor.

boyhood

Linklater sinemasına aşina bir seyirci, özelikle ‘Waking Life’ ve ‘A Scanner Darkly’ gibi filmlerini büyük beğeniyle izleyenler için söylüyorum, filmde entelektüel içeriği fazlaca olan ve bitmek bilmeyen diyaloglarla karşılaşacağını ve bu akıl oyunları sonucunda kelimelerden haz alacağını düşünebilir. Ancak Linklater eski filmlerine göre daha az ağdalı cümleler kullanarak ve kelimelerin özüne inerek, hayatın sade gerçekliğini anlattığı bu filminde doğru bir tercih yapmış. Evet, az önce saydığım filmler ve ‘Before’ serisi diyaloglarıyla seyirciyi mest etmiş yapımlar ancak aynı laf fazlalığı bu filmde olsa benzer olumlu etkiyi yapmaz, tersine filme zarar verebilirdi. Bu filmde seyirci doğallığı, küçük kelimelerin nasıl yılların yaşanmışlığına denk gelebileceğini, söylenmemiş kelimelerin nasıl bakışlarda iz olabileceğini sevecek.

Mason’un hikayesinde zaman ilerledikçe müzikler de, Amerika’daki siyasi aktörlerde, teknolojinin olanakları da değişiyor. Irak Savaşı, Lady Gaga’nın yeni klibi veya Facebook’un alışkanlık haline gelmesi gibi günlük hayatı etkileyen unsurlar Mason’un anne ve babasının film boyunca süregelen zamana tutunma çabaları gibi pasif ve güçsüz öğeler olarak gösteriliyor. Film boyunca Mason’un çevresinde gelişen her şey sanki bir sis bulutu tarafından çevrilmiş gibi, Mason’la birlikte film boyunca aradığımız şey ise hep aynı; hayat ne için ve nereye gidiyor? Mason henüz beş yaşında çimenlere uzanmış göğü izlerken de aynı soruyu soruyor, on yedi yaşında yeni tanıştığı bir kızla anılar üzerine konuşurken de. Yaşam hayatın ne olduğunu sorgulamak ve onu anlamlandırmak için varmış gibi ve bunu taçlandırmak içinse bizi olgunlaştıran anılarımızın değerini bilmemiz gerekiyor, filmin söylediği, Mason’un bize bakarak içinden geçtiğini düşündüğümüz düşünceler bunlar. Bize de bu zamana ve hayata karşı yapılan edebi saygı duruşunu alkışlamak düşüyor.

Boyhood

Ethan Hawke ve Patricia Arquette anne baba rolünde harikalar ve Mason rolünde Ellar Coltrane’in de başarılı olduğunu söyleyebilirim ancak benim için filmin yıldızı Samantha rolünde oynayan, aynı zamanda Richard Linklater’in kızı olan Lorelei Linklater. Her ne kadar büyüdükçe kardeşine göre daha pasif bir konuma düşse de ve hikaye Mason’la devam etse de öyle bir kardeş rolü oynuyor ki sadece bakış ve mimiklerle bile onun Samantha olduğuna ve Mason’un kardeşi olduğuna inanabilirsiniz. Hatta filmin adı ‘Boyhood’ olmasaydı ve hikaye Samantha’yı takip etseydi nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim, belki daha etkileyici bir sonuç dahi ortaya çıkabilirdi. Neticede geçen sene yılın en iyi filmlerinden biri olan ‘Before Midnight’ın üzerine, bu sene yönetmen Linklater yine ‘en iyi’ denebilecek bir işe imza atmış, bu özel ve büyülü deneyimi mutlaka yaşamalısınız.

Advertisements

One thought on “Boyhood (2014): Zamana Karşı Saygı Duruşu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s