Pina (2011): Kandırmışlar Bizi, Meğerse 3D Teknolojisi Böyle Bir Şeymiş

PinaWim Wenders sinema severlerin yakından tanıdığı çok başarılı bir yönetmen olmanın ötesinde sinema sanatının gerçek bir hizmetkarı. Bir yandan farklı tür filmlerde farklı tür anlatımlar geliştirerek güçlü sinema diliyle birçok iyi film üretmiş, bir yandan da diğer sanatçılara bireysel olarak destek vermiştir. Bu yolda kendisini kah Buena Vista Social Club için belgesel çekerken, kah Beyond the Clouds’ta Michelangelo Antonioni‘nin gayrı resmi asistanıyken; kah Zülfü Livaneli‘nin Yer Demir Gök Bakır‘ında prodüktörlük yaparken görmek mümkün. Bu bakımdan, Wenders’in Pina‘yı daha önce hiç kullanmadığı yepyeni bir teknikle çekmiş olması da hiç şaşırtıcı değil.

Wim Wenders’ın alametifarikası, bir insanın bir şeyden veya her şeyden kaçtığı, içinde yoğun biçimde varoluşçuluk bulunan yol filmleridir. Bu nedenle Pina, Wenders’ın filmografisinde çok farklı bir yerde duruyor.

Pina, ünlü Alman koreograf Pina Bausch’a saygı niteliğinde bir belgesel-dans filmi. Dans da sinema gibi gerçek hayatı kendi disiplini içinde yeniden kurgulayan bir sanat dalı ve bu iki sanat dalı Pina’da iç içe geçiyor. Görselliğin ön planda tutulduğu yapıtın en önemli özelliği ise Wim Wenders’ın filmde 3D teknolojisi kullanması.

Pina

3D teknolojisi sinemaya verilen çok değerli bir hediye. Fakat sinemacılar henüz bu teknolojiyi sanatla nasıl birleştireceklerini tam olarak bilmiyorlar. Şimdiye kadarki örneklerde 3D’yi neredeyse her zaman aksiyonun bol olduğu macera, bilimkurgu ve animasyon filmlerde gördük. Oysa ki, sinemada 3D temel olarak gerçeklik ögesini arttırmak için var. Bu bakımdan, fiziksel gerçeklik konusunda 3D’nin ne kadar etkili olduğunu tartışmak anlamsız. Diğer yandan, duygusal gerçeklik için 3D teknolojisinden yarar sağlamak ise yönetmenin becerisine kalmış; daha doğrusu yönetmenin vizyonuna kalmış.

İşte bu noktada Pina, yönetmeninin sinematik dehasından bekleneni fazlasıyla veriyor. 3D teknolojisinin sinemaya gerçekten hizmet etmesi, seyirciye doğru uçan mermilerin değil; bir kadının korku dolu yüzündeki ifadenin vurgulanmasıyla sağlanır. Çünkü alındaki kırışıklıklar uçan mermilerden çok daha sinematografiktir ve işte bunun farkına varan ilk büyük yönetmen Wim Wenders.

Pina

Bu nedenle bir sinema sever olarak, sinemaya yaptığı bu katkıdan dolayı Wim Wenders’a teşekkürü borç biliyor ve ardından gelenlere kendisini örnek olarak sunuyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s