Rush (2013): Hayattan Rekabeti Alın Geri Neyi Kalır Ki!

RushÜlkemizde sessizce vizyona giren ve aynı sessizlikle vizyondan kalkan, A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) filminin ünlü yönetmeni Ron Howard’ın bu sene Oscar ödüllerinde boy göstermesi muhtemel filmi Rush (Zafere Hücum), bu senenin gözden kaçan filmlerinden. Ünlü Formula 1 yarışçıları Niki Lauda ve James Hunt’un sıra dışı hikayelerini ve aralarındaki rekabeti anlatan film, özellikle kusursuza yakın görüntü yönetmenliği ve kurgusuyla dikkat çekiyor.

Odak noktasında Avusturyalı pilot Niki Lauda’nın 1976 yılında yaptığı kazanın olduğu Rush, kazanın olduğu yarışın öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Hava koşullarının Formula yarışı için uygun olmadığı bir atmosferde hızını dengeleyemeyen Lauda, Ron Howard’ın filminin ilk yarısında bu kazayı neden yaptığını anlatıyor seyirciye. Varlıklı babasından hiçbir yardım görmeden, sadece zekasını kullanarak kısa sürede formula pilotu olan Lauda, hayatın her aşamasında mantıklı biri olmayı başarmıştır ancak tek bir zayıf noktası bulunmaktadır; rakibi James Hunt. Kendisinden daha yakışıklı, karizmatik, korkusuz biridir Hunt, sürekli farklı kadınlarla birlikte olur, kameralara kahkahalar atarak iddialı demeçler verir. Kısacası Niki Lauda’nın tersi karakterde biridir ve aynı zamanda da çok yeteneklidir. Formula 3 yarışında James Hunt’a kaybeden Lauda bunu hırs yapar ve onu geçmek için sınırları zorlayacak, mantığını kaybedip o ünlü kazayı yapacak ve sonrasında sırf o rekabeti canlandırma uğruna tekrar ayağa kalkma mücadelesi verecektir. James Hunt ise hikayenin diğer ayağı olarak Lauda’nın tersi özellikleriyle ön plana çıkar, onun zayıf noktası da içinde bastırmış olduğu ölüm korkusudur ve bu ölüm korkusunu Niki Lauda’yla olan rekabetini kullanarak unutmak ve başarılı olmayı hedeflemektedir. Gerçek hayattan uyarlama olduğunu da göz önüne alarak rekabetin nasıl bir şey olduğunu anlatma açısından etkileyici bir hikayesi var Rush’ın, film bittikten sonra ister istemez Lauda ve Hunt’ın hayat hikayelerini okuma ihtiyacı duyuyor insan. İkilinin aralarındaki dost/düşman ilişkisi çok samimi bir şekilde anlatılmış ve iki rakibin birbirini tamamlayan iki ayrı parça olarak resmedilmesi de güzel bir ayrıntı olmuş.

Ron Howard’ın hikaye anlatımını hep “ne eksik ne fazla” diye nitelendirmişimdir. Rush’da da sakin bir şekilde, kör göze parmak sokmadan ya da ağdalı cümleler kullanmadan hikayesini anlatıyor Howard ve geriye çok başarılı bir hikaye kalıyor ama en büyük alkışı Slumdog Millionaire filminin de görüntü yönetmenliğini yapan Anthony Dod Mantle hak ediyor, çünkü gerçekten filme artı bir değer katan ve izini bırakan bir çalışma sergilemiş. Formula filmleri göz önüne alındığında Rush filmindeki yarış sahneleri üst düzey bir görsellik vaat ediyor ve bunu görüntü karmaşası yaratmadan, yalın ve anlaşılabilir bir düzeyde gerçekleştiriyor. Yarışların kolayca takip edilmesi ve Formula yarışı izleyicisi olmayan birinin bile rahat bir şekilde filmi izleyebiliyor olması filme büyük kolaylık sağlıyor.

Rush

Hans Zimmer’in elinden çıkan müzikleriyle Rush filmi, Ron Howard’ın iyi bir ekip ve iyi bir hikayeyle sadece söylemesi gerektiği kadarını söyleyen ve bununla da iyi bir seyir vaat eden, bu senenin Oscar adayı olması muhtemel filmlerinden. Benim gibi gözden kaçıran ve geç keşfedenlere tavsiye edilir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s