Jesse ve Celine… 1995 yılında Viyana’da karşımıza çıktılar, daha sonra 2004 yılında Paris’te. Şimdiyse Yunanistan’dalar ama geçen süre içerisinde anlattıkları hikaye hep benzermiş gibi ilerlese de aslında çok değişti. Richard Linklater’in çoğu sinemasever için şimdiden efsaneleşmiş, gerçek zamanla birlikte yaşlanan karakterleriyle zenginleşen Before serisinin son halkası, bir öncekinden yine dokuz sene sonra karşımızda ve biz seriyi defalarca izleyenler için eski bir dostu yeniden görmek çok sevindirici. Yıllar boyunca görmediğin yakın bir arkadaşınla karşılaşıp onunla bir yerde oturup sohbet ettiğinde, onun sohbetini ne kadar da özlemiş olduğunu fark edersin, aynı duyguları Before Midnight’ta Jesse ve Celine konuşurken Continue reading
Category Archives: ABD Sineması
Ace in the Hole (1951): Biz Gazeteciliği de İyi Biliriz
Billy Wilder eleştirel bakışı filmlerinden eksik etmeyen, dünyayı ve insanları filmlerinde türlü şekillerde yerden yere vuran ve bunu yaparken de mizahi anlatımdan çoğu zaman vazgeçmeyen bir yönetmen. Hollywood’u eleştirdiği Sunset Boulevard veya travestilik ve cinselliği konu edinen Some Like It Hot, sinema tarihi dersinde konu Hollywood’un altın çağına geldiğinde mutlaka bahsedilmesi gereken filmler. İnsanın hayattaki motivasyonunun cinsellik ve para olduğunu düşündüren filmleriyle Billy Wilder sadece çok yetenekli bir yaratıcı yönetmen değil, aynı zamanda çok da cesur bir sanat adamı. Cinsellik değilse bile para, Ace in the Hole’da da insanlar için en büyük motivasyon. Continue reading
After Earth (2013): Baba Torpili Dedin mi Akan Sular Durur
Tüm insanların uzayda bir gezegende yaşadığı karamsar bir gelecek tahayyülü. Bilimkurgu filmlerinden oldukça alışkın artık sinema severler bu duruma. Dünya yaşanılamayacak duruma gelmiştir ve tüm insanlar dünyayı terk ederek yeni bir gezegende yaşamaya başlamışlardır. Dünyanın yaşanılamayacak duruma gelmesini farklı bir çevre sorunuyla bağdaştırıyor olsa da, distopik bir film olarak After Earth, akla hemen WALL-E’yi getiriyor ama WALL-E’de geride kalan dünya sadece bir çöplük iken M. Night Shyamalan‘ın filminin sıradışı çevre sorunu öngörüsü, senaryo için oldukça parlak bir çıkış fikri sağlıyor. Shyamalan’ın tasarımında insanlar doğaya ve hayvanlara öylesine kötü davranmışlardır ki, gezegeni terk edip Continue reading
The Place Beyond the Pines (2013): Babalar ve Kayıp Çocukları
Derek Cianfrance’in üçüncü uzun metrajlı filmi The Place Beyond the Pines, roman havası yakalayan ve detaylara önem veren senaryosuyla ve Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva Mendes gibi oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. Bu dikkatin tabi en önemli sebebi Derek Cianfrance’in geleceğe yönelik umut vaat ettiği ikinci filmi Blue Valentine‘dı. İki filmi yan yana getirip baktığımızda Derek Cianfrance’in takip edilmesi gerekilen yönetmenler listesinde olması gerektiğini, özellikle de senaryo işçiliğini seyir zevki açısından ön planda tutanlar için söyleyebiliriz.
Panayırlarda tehlikeli motosiklet gösterileri yaparak hayatını yaşayan asi ruhlu Handsome Luke (Ryan Gosling)’un eski sevgilisi Romina (Eva Mendes)’dan Continue reading
Stoker (2013): Chan Wook Park İçin Küçük, Amerika İçin Büyük Bir Adım!
Güney Kore’li ünlü yönetmen Chan Wook Park’ın İngilizce çektiği ilk filmi Stoker, hem bu özelliğiyle hem de senaryosunun Prison Break‘ten tanıdığımız Wenthworth Miller’a ait olmasıyla henüz vizyona girmeden sinemaseverler için bir merak unsuru olmuştu. Nicole Kidman, Mia Wasikowska ve Matthew Goode’nin başrollerini paylaştığı filmi Miller Bram Stoker’s Dracula‘dan esinlenerek yazmış.
India içine kapanık, duyma ve görme yetileri ileri derecede gelişmiş, esrarengiz biridir. Genelde zamanını babasıyla birlikte avlara çıkarak geçirir, insanların kendisine dokunmasından hoşlanmaz, annesiyle arasında hep görünmez bir duvar vardır. 18 Continue reading
The Great Gatsby (2013): Ey Amerika, Sen de Bir Rüyadan İbaretmişsin!
Fitzgerald‘ın klasik romanı The Great Gatsby‘den Baz Luhrmann‘ın uyarladığı film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin açılış filmiydi. Zaten böylesi ünlü bir romanı sinemaya uyarlamak riskli bir hareket iken, 1974’te Jack Clayton‘un çektiği unutulmaz versiyonun üzerine bu işe kalkışmak ise gerçekten cesaret isterdi. Baz Luhrmann bu cesareti gösterdi ama filmi Fitzgerald’ın romanı ve Clayton’ın filmiyle kıyaslayan eleştirmenler tarafından acımasızca eleştirilmekten de kurtulamadı. Oysa ki, 2013 yapımı bu film için kendi içinde bir değerlendirme yapacak olursak çok daha adil yorumlara ulaşabiliriz. Continue reading
Upstream Color (2013) : Sıradışı, Kafa Açan, Solucanlı Bir Film!
Yönetmenliğini, daha önceden ismini Primer filminden duyduğumuz Shane Carruth’un yaptığı Upstream Color, 32. İstanbul Film Festivali’nde ilk olarak Türkiye’de görücüye çıkmış ve Mayınlı Bölge filmleri arasında gösterilmişti. Basmakalıp hikaye anlatım usullerinden uzak bir çizgide ilerleyen ve ses sanatını etkileyici bir şekilde kullanan film, algıları zorlayan konusuyla bu senenin en ‘kafa açıcı’ filmlerinden biri.
Upstream Color’da hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığımız esrarengiz bir hırsız (Thiago Martins), insanların zihinlerini bulandıran özel bir tür solucan kullanarak kaçırdığı kişilerin evlerine girmekte ve hırsızlık yapmaktadır. Kris (Amy Seimetz) ise hırsızımızın son kurbanı olarak zihni Continue reading
Antz (1998): Her Animasyonu Çocuk Filmi Sanıyorsanız Yanılıyorsunuz
Genelde animasyonlar çocuklar için yapılsa da, Antz daha çok yetişkinlere yönelik bir film. Filmin alt metinlerinde bırakın bir çocuğu, çoğu yetişkinin bile göremeyeceği birçok nokta gizli. Antz genel olarak bir işçi karıncanın, prensesi tavlamak için atıldığı maceralar sonunda kahraman olup kolonisinin tarihini değiştirmesini konu alıyor ama arka plandaki toplum-birey çatışmasını, ‘yetişkinlere yönelik’ çoğu filmden daha sağlam işlediğini söylemek gerek.
Antz’ın giriş sekansı ana karakter Karınca Z’nin derdini bize o kadar iyi anlatıyor ki filmin daha 3. dakikasında, “Ne anlatıyor bu film?” demeden hikayeye kafadan dalıyoruz. Aslında bir rönesans karıncası olan Z, Continue reading
Spartacus (1960): Karl Marx’ın Kahramanı Olan Adam!
9 dalda aday gösterildiği Oscar ödüllerinin 4’ünü alan 1960 yapımı bu Stanley Kubrick filmi, kölelerin özgürlük hayalini ve tarihi bir karakter olan Spartacus’un “Benim çocuğum özgür doğsun” arzusuyla verdiği mücadeleyi konu alıyor. Romalıların günlük zevkleri için etinden sütünden mümkün olduğunca faydalandıkları köleleri seyirlik bir eğlence olarak gladyatör yapıp arenada dövüştürdüklerini anlatan tek film değil bu ama Kubrick’in filmini diğerlerinden farklı yapan şey, toplumsal bir katman olan köle sınıfının başkaldırısını tarihsel gerçekler üzerinden anlatıyor olması. Continue reading
Promised Land (2012): Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Festivallerin ünlü yönetmeni Gus Van Sant’ın Matt Damon ile ortak yürüttüğü bu projesi, Amerika’da doğalgaz tesisi kurmak için el değmemiş topraklar arayan iki satış sorumlusunun kırsal bir kasabada geçen hikayesini anlatıyor. Bu filmin dikkate değer en önemli özelliği Matt Damon ve John Krasinski’nin Dave Eggers’in hikayesinden yola çıkarak yazdıkları senaryosu. Çünkü Promised Land belki de bu yüzyılın en büyük sorunlarından birini oluşturacak hidrolik kırılma ile doğalgaz çıkarma hakkında bazı tespitlerde bulunmakta. Film hakkında yoruma geçmeden önce filmin dikkat etmemizi istediği gerçeklerden bahsetmek daha yararlı olacaktır. Continue reading