The One I Love (2014): Terapist Tavsiyesi

the-one-I-love  Yazının başlığı ‘Terapist Tavsiyesi’ çünkü hikaye evliliklerinde sorun yaşayan Ethan ve Sophie’nin evlilik terapistine gitmesi ve terapistin yazlık bir villaya ikiliyi tatile gitmeleri için ikna etmesi üzerine başlıyor. Charlie McDowell imzalı 2014 yılının en ‘garip’ fantastik filmlerinden biri olan ‘The One I Love’ aslında son yarım saatlik dilimine kadar gayet başarılı ve kendi içerisinde tutumlu bir film ancak çoğu minimalist fantastik film gibi bu film de işin sırrı çözülmeye başladıktan sonra tabağa bir kepçe daha almaya çalışıp, bütün malzemeyi taşırıyor. If 2015 kapsamında izleyeceğimiz film, yüksek seyir kalitesi sayesinde festivalin ne izle geç filmlerinden, ne de unutulmazlardan.

İlk başta sadece hafta sonu kaçamağı olarak gördükleri tatil, Ethan ve Sophie için daha sonradan gerilim ve rahatlamanın bir arada yaşandığı sıra dışı bir deneyime dönüşür. Tatilin sıradışı olmasının sebebi, kaldıkları villanın yakınındaki misafir evinde Ethan ya da Sophie, kim girerse içeride bir diğerinin ‘daha iyi’ versiyonuyla karşılaşır. Öyle ki Ethan o ‘yere’ girdiğinde daha cilveli, daha sessiz, daha az sorgulayıcı bakışlara sahip bir Sophie görmekteyken, Sophie içeri girdiğinde romantik, düşünceli, becerikli bir Ethan’la karşılaşır. İkili tatil yaptıkları yerin sıradan bir yer olmadığının farkına vardıklarında, ilk başta panik halinde oradan uzaklaşmak isteseler de, daha sonra bunun terapistin bilinçli bir tavsiyesi olduğunu düşünürler ve içeride daha fazla vakit geçirip, ‘ideal eşleriyle’ mevcut sorunları çözmenin yollarını ararlar. Karşılaşılan bir başka sorun ise ideal eşlerin gerçeklerinin yerine geçme tehlikesidir.

Film her şeyden önce ilk etapta başarılı bir fikirden oluşmuş; kadın-erkek arasındaki ilişki boyutuna ayrı bir boyut açmak ve ilişkideki bu ‘paralel yapı’nın karşısında kadınla erkeğin yapacakları seçimi gözler önüne sermek. Evlilik ‘ideal’ bulduğun kişiyle hayatı paylaşmak için yaptığın anlaşma ancak gerçekten de bu yapılan anlaşma iki taraf için de ‘ideal’ mi? Ethan ve Sophie, aralarındaki ufak pürüzlere rağmen dışarıdan gelen tehlikelere karşı bir hareket edebilen bir çift ancak bu pürüzler form değiştirip bir kurtuluş aracı olarak önlerine tekrar çıktığında iki taraf için de doğru olan bir hareket etmek mi, yoksa ayrı hareket etmek mi, film bu soruları sorarken doksan dakika boyunca başarılı bir ilişki analizi ortaya koyuyor ve seyirciyi hiç sıkmadan, erkeğin ve kadının bilinçaltındaki ‘ideal’ karşı cinsi o yazlık villada karakterlerimizin karşısına çıkarıyor.

the-one-i-love

Kadınla erkeğin aklındaki ideal kişi kavramının yanında, ilişkilerin yaşlanması üzerine de özlü birkaç söz söylüyor film. Başta hikaye ilişkilerin zamanla deforme olması üzerine bir cümleyle açılıyor, daha sonra terapistin karşısında sakin ve biraz yorulmuş bir şekilde oturan Ethan ve Sophie’yi görüyoruz. İlişkilerinin ilk döneminde akşam vakti yabancı bir eve girip havuza atladıklarını ve bundan çok fazla keyif aldıklarını anlatan ikili, aynı deneyimi yıllar sonra tekrar yaşamak istediklerinde benzer duygulara sahip olamadıklarını anlattığında, ikilinin yorulmuş, yaşlanmış bir ilişkiye sahip olduklarını anlıyoruz. Peki çiftlerin yorgunluğunu ana konuya, yani misafir evindeki kopya eşler hikayesine bağladığımızda, terapistin çiftin kendilerini tazelemesi adına ortaya böyle bir fikir sunduğunu düşünmek mümkün. Ancak filmin gidişatı daha sonra çiftin oraya tazelenmek için mi, yer değiştirmek için mi, yoksa o yerde kapana kısılı kalmak için mi gittiğini net olarak anlatamıyor ve filmin yazarı Justin Ladder, son yarım saatlik bölümde elindeki hikayenin dağılmasını izlemeye başlıyor.

the-one-I-love

Tam olarak filmin sahip olduğu sürprizleri anlatmaya niyetim yok ancak seyir halindeyken birkaç defa çiftlerin kopya çiftler karşısındaki hareketlerini tahmin etmede yanılacağınız kesin. Bunun sebebi kesinlikle filmin tahmin edilemez bir yapıya sahip olması değil, tersine hikayenin yazarının bile ilk başta yazmaya başlarken tahmin edemediği bir yere kayması ve bir türlü toparlanamaması. ‘Bu karakterler neden bu eve gönderildi?’, ‘Kopya eşlerin amacı, görevi ne?’ gibi sorulara somut cevaplar veremeyen film, bu cevapsızlıkta ciddi anlamda aksıyor ve her ne kadar işin bilimkurgu-fantezi kısmı arttırılarak sorun çözülmeye çalışılsa da, baştan son yarım saate kadar eksiksiz giden hikaye son darbeyi vuramıyor.

Bir ‘İlk Film’ olarak yeterince kabul edilebilir bir görüntüye sahip olan ‘The One I Love’, yönetmen açısından sınıfı geçiyor. Ayrıca hikayeyi bir buçuk saat boyunca sırtlarında taşıyan Mark Duplass ve Elisabeth Moss’tan da bahsetmemek olmaz. İkili hem aralarında keyifli bir sinerji oluşturmayı başarmışlar, hem de aynı zamanda komedi ve gerilimi birlikte seyirciye aktarabilmişler.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s