Sabotage (2014): Arnold Purosunu Yakar ve Aksiyon Başlar

Asabotage-posterrnold Scwarzenegger’in 67 yaşında olduğunu düşündüğümüzde onu hala aksiyon filmlerinde görmek bile büyük mesele. Başta “Terminatör” filmi olmak üzere 80’li ve 90’lı yıllarda rol aldığı aksiyon filmlerinin hayranı olanlar onu şimdi bile keyifle izleyeceklerdir şüphesiz. Son yıllarda “The Expendables” serisi eski kurtları tekrar görmemiz için iyi bir vesile oldu ve seyirci bu modaya olumlu anlamda tepki gösterince serinin peşi sıra seri dışında aksiyon filmlerinin de geleceği belli olmuştu. Arnold 2013 yılında “The Last Stand” ve “Escape Plan” gibi iki filmde rol aldı ve şimdi bu sene de
izleyicilerinin karşısına “Sabotage” ve “The Expendables 3” filmleriyle çıkıyor. 2001 yapımı “Training Day” ve 2003 yapımı “S.W.A.T.” filmlerinin yazar kadrosunda olan David Ayer’in Continue reading

Holy Smoke (1999): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 2)

holy-smoke Jane Campion’un Titanic’le ünlenen Kate Winslet’in başrolünde oynadığı beşinci uzun metrajlı filmi Kutsal Duman, bağımsız konusuyla dikkat çeken bir yapım. Piyano’da da başrol erkeği oynayan Harvey Keitel, Hindistan’a ruhsal yolculuk için giden Ruth’un oradaki öğretilerin etkisinde fazlaca kaldığını düşünen ailesi tarafından onun normalleştirilmesi için tutulan PJ Waters karakterini canlandırır. Yaşlı erkek – genç kadın ikiliğinin yarattığı gerilim, ikilinin Avustralya’da geçirdikleri üç gün boyunca devam eder ve bu, filmin iskeletini oluşturur.
Yine iki saate yakın süresiyle klasik bir Campion filmi olan Kutsal Yürek’te Ruth’un boyun eğmez kişiliğinin PJ’nin etkisine girmektense zamanla cazibesiyle Ruth’un onu kendine tutkun ettiği görülür. Continue reading

Sound City (2013): Müziğin Kalbine Yolculuk

soundcityDave Grohl, müziğin yaşayan önemli isimlerinden. Nirvana’nın bateristi, Foo Fighters’ın ‘frontman’i Grohl, bu iki ünvanının yanında aynı zamanda şarkı sözü yazarı, gitarist ve de yönetmen. Müzikte seslerin bilgisayara depolanması henüz başlamamışken ve her şey doğal ortamında ‘canlı’ kaydedilmekteyken, müziğin efsaneleri ve efsane olmaya adaylarının uğrak yeri olan “Sound City”nin hikayesini anlatmak için yönetmenlik kimliğine bürünen Grohl, müziğin içinden müzik dünyasını anlatan biri olarak “Sound City” filminde anlatılmak isteneni objektif, duygusal ve açık bir şekilde seyirciye aktarıyor ve bunu yaparken Neil Young, Rick Springfield, Fleetwood Mac gibi kişi ve grupların Continue reading

Kramer vs Kramer (1979): Aile Olma Üzerine

kramer-vs-kramer Klasik Hollywood sinemasının organik aile yapısını incelemeye alan ve yapıyı değiştirerek tartışmaya açan “Kramer vs Kramer”, aynı zamanda hayatımızı işgal eden kapitalist yaşam biçiminin aile kavramını bozguna uğratacağını işaret eden samimi bir film. “Bonnie and Clyde” filminin senaristi Robert Benton’un En İyi Oscar ödüllü bu filmi daha çok oyuncu performanslarıyla ön plana çıksa ve adından söz ettirse de, kalıplaşmış Hollywood cümlelerine getirdiği farklı bakış açısıyla da takdiri hak ediyor.

“Kramer vs Kramer” ismi itibariyle bir karşılaşma izleyeceğimizi düşündürtse de, aynı zamanda iki tarafın da birbirinden farkı olmadığını ve seyircinin bir Continue reading

Network (1976): Kitle Kontrol Silahı Olarak Medya

network  Televizyon dünyasının bir parçası olan, televizyon dizilerine senaryo yazarlığı yapmış bir isim Paddy Chayefsky. 59 yaşındayken kansere yenik düşüp hayatını kaybeden yazar en iyi özgün senaryo dalında 3 Oscar ödülü almış bir isim ve televizyon dünyasının kirli oyunlarını anlattığı “Network” filmi en bilindik eseri. Yönetmenliğini “12 Angry Men”, “Dog Day Afternoon” gibi kült filmlerin başarılı ismi Sidnet Lumet’in  yaptığı “Network”, daha çok yazınsal boyutuyla ön plana çıkıp Chayefsky’nin ustalığına hayranlık uyandırsa da, aynı zamanda Lumet’in dengeli yönetmenlik anlayışıyla birlikte yıllar boyunca unutulmayacak bir yapıt. Continue reading

The Birds (1963): Doğa, Kuşlar ve Kadınlar

Birds-1 Kuşların davranış biçimlerinden en bilindik olanı muhtemelen grup halinde ve belirli bir düzen içinde hareket etmeleridir. Özellikle göç zamanlarında gökyüzüne baktığımızda onların estetik danslarıyla karşılaşmamız mümkündür. Alfred Hitchcock’un simgeleşmiş filmlerinden “The Birds” rahatsız edici sesler çıkararak birbirinden bağımsız ters istikamette ve hatta birbirlerine çarparak uçuşan kuşlar ile açıldığında seyirci henüz ilk saniyeden mesajını almış alıyor; bu kuşlar sizin bildiğiniz kuşlardan değil!

Evet, sistematik bir şekilde ahenkle uçtuğunu bildiğimiz kuş sürülerinin “The Birds” filminde sistematik bir şekilde saldırılara geçeceğini anladığımız ilk sahne filmin açılış sahnesi ve olayların Continue reading

The Grand Budapest Hotel (2014): Ütopyanın Ütopyası

grand-budapest-hotelKendine has üslubu, karakterleri hatta renk tonlarıyla Wes Anderson, her seferinde aynı yumuşak stilini kullanarak ve aynı zamanda birbirinden bağımsız farklı eserler ortaya koyarak bizleri mest etmekte. Son filmi “Moonrise Kingdom” yönetmenin hayal gücündekileri büyük bir güçle ve dinamizmle ekrana yansıtabildiği, eğlenceli bir ‘kendini iyi hisset’ filmiydi. Her ne kadar Wes’in sinemasına olan beğenim “Royal Tenenbaums” filmiyle başlamış olsa da, “Moonrise Kingdom” için yönetmenin kişisel favori filmim diyebilirim. Aradan geçen iki sene içerisinde yönetmenin yeni filmiyle ilgili bilgiler geldikçe heyecanı artan ve hala filmi izlememiş olan sinemaseverlere tek cümleyle yönetmenin teknik ve yazınsal anlamda sinemasını bir üst boyuta taşıdığını söylemek mümkün. Continue reading

Wag the Dog (1997): Başkanın Adamları ve Medya-İktidar İlişkisi

wagthedog2Haberin, tarihin dolayısıyla ideolojinin üretilen bir “şey” olması durumunu göz önüne seren 1997 yapımı Barry Levinson’un yönetmenliğini yaptığı Wag The Dog (Başkanın Adamları) filminde kurmaca bir savaş senaryosuyla gündemin seyrini değiştiren iktidarın medyayla olan bağının daha doğrusu medya araçları üzerindeki söz hakkının ne boyutta olduğu işin mutfağından anlatılır. Başkanın Adamları filmi orijinal adı olan Wag the Dog’dan kolayca anlaşılacağı üzere, olağan biçimde “köpeğin kuyruğu sallaması değil, kuyruğun köpeği sallaması” ile iktidar-medya (sinema)-söylem-ideoloji dörtlüsünün birbirini nasıl etkilediğini, birbirine nasıl yön verdiğini konu edinir. Continue reading

Blood Ties (2014): Bir Suç Filminde Olmaması Gerekenler

Blood-Ties 2013 yılında Cannes Film Festivali’nde yarışan “Blood Ties”, ünlü Fransız oyuncu ve yeni yönetmen Guillaume Canet’in ikinci sinema filmi. İlk film “Les Petits Mouchoirs” pek çok yıldız oyuncusunun yanında ilgi uyandıran senaryosuyla başarılı bir filmdi ve yönetmenin ileriki filmler adına umut vermişti. Bir grup arkadaşın çıktıkları tatilde birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirdikleri dram türündeki filmden sonra yönetmen bu sefer ağırlıklı olarak suç temalarını içeren, yine diyaloğa dayalı bir kitap uyarlamasıyla karşımızda. Continue reading

The Lego Movie (2014): Lego Parçalarıyla Sistem Eleştirisi

LEGO-Movie-PosterYüzyılın oyuncağı seçilmiş, Danimarka merkezli Lego oyuncakları, 1949’dan bu yana sürekli gelişip dünyasını genişletmekte. Legoların en çok ilgi uyandıran özelliği, basit ve sonsuz bir kombinasyona sahip olmaları. Aynı zamanda bir yandan günümüzde legolarla üretilen bir prototipe elektrik aksamı yerleştirip çeşitli iş araçları yapmak mümkünken, bir yandan da 80’li yıllardan kalma bir lego parçasıyla günümüzde satılan lego parçalarının hala birbirleriyle uyumlu olması lego felsefesini özetleyen hem basit, hem de çığır açıcı bir özellik. Çocukların zihinsel gelişimini hızlandırdığı kanıtlanmış bu oyuncakların değişen ve 2 boyuta indirgenmiş, yalancı bir 3 boyutla desteklenmiş teknoloji karşısında en büyük düşmanları şüphesiz ki video oyunları. Continue reading