Geoffrey Nowell-Smith’in Dünya Sinema Tarihi’nde İran ve Türkiye Sineması

Dunya-Sinema-TarihiÖzet

Bu çalışmada, Geoffrey Nowell-Smith‘in editörlüğünü yaptığı Dünya Sinema Tarihi kitabının, egemen bağımlı ilişkisi açısından incelenmesi yapılmaya çalışılacaktır. İncelemeye editöryal tutum açısından hangi ulus sinemasına nasıl yaklaşıldığı ele alınarak başlanacak, İran sinemasının kitaptaki yeri ve bu bölümün yazarının İran sinemasına yaklaşımına değinilecek ve son olarak Türkiye sinemasının kitapta nasıl yer bulduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda Avrupa merkezli bakışın kitaba ne derece sirayet ettiği sorgulanırken Batı’nın gözünden Doğu algılaması ve Doğu’nun da kendini Batı ölçütleriyle Continue reading

Küf (2012): İnsanın Küfleşen ve Çürüyen Yaşamı

KufAli Aydın’ın ilk uzun metrajı olan Küf filmi, Venedik Film Festivali’nde aldığı ödülle dikkatleri üstüne çekmiş ve kısa zamanda birçok eleştirmenden olumlu görüşler almıştı. Özellikle Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla bağ kurduğumuz minimalist sinema anlayışı, yönetmenin ilk filminde başarıyı getirdi ve Ceylan sinemasından sonra yeni bir minimalist örneği seyirciyle buluşturmuş oldu. Uzun planlar, uzun bakışlar ve az diyaloglarla bezeli olan Ali Aydın’ın Küf’ü, seyirci açısından izlenmesi güç olabilse de, insan kavramı üzerine düşündükleriyle oldukça farklılaşmakta.

Filmin konusuna gelince: Küf’ün başkarakteri, oğlunu 18 yıl önce yitirmiş bir demiryolları işçisi olan Basri. Continue reading

Yozgat Blues (2013): Bana Bir Taşra Şarkısı Söyler misin?

Yozgat-BluesUzak İhtimal filmiyle tanıdığımız Mahmut Fazıl Coşkun, yeni filmi Yozgat Blues’da çıtayı yükselterek günümüz sinemasına farklı bir taşra yorumu getiriyor. Uzak İhtimal’le ilk sınavını aşan yönetmen, bir müezzin ile bir rahibenin farklı ilişki dünyalarını anlatmış ve farklı dinler arasında bu iki karakter üzerinden bir bağ kurmuştu. Yozgat Blues’da ise blues gibi yetmişli yılların dünyasında ünlenen bir müzik türüyle, ülkemizin taşrasını bir araya getirerek yine sıradışı bir ikilik yaratıyor. İnsanın görsel hafıza ve imgelemi içerisinde yan yana koyulamayacak bu iki farklı tema, yönetmenin sinemasının dilini zenginleştirmiş ve ikinci filmiyle başarı grafiğini oldukça yükseltmiş. Continue reading

Tamam mıyız? (2013): Çağan Irmak Yine Ağlatacak mı, Ağlatmayacak mı?

Tamam-miyizYine ağlatacak mı, ağlatmayacak mı diye her sene tartışmaların yapıldığı ve günümüz sinemasının kuşkusuz en popüler yönetmenlerinden biri olan Çağan Irmak, yeni filmi Tamam mıyız? ile yine seyircisiyle buluşuyor. Açıkçası yeni dönem Türk sinemasına bir star yönetmen kimliği kazandıran ender sanatçılardan biri olarak görmekteyim Çağan Irmak’ı…  Günümüzde yıldız isimlerle anılan, yönetmenlerin adının anılmadığı gazete haberlerinin aksine, “bir Çağan Irmak filmi” cümlesi bile, Türk sineması adına çok önemli bir gelişmedir. Çağan Irmak’ı, Mustafa Hakkında Her Şey, Babam ve Oğlum, Issız Adam gibi hem popüler hem de iyi sinema diline sahip filmlerle izledik, yönetmen bu kez Tamam mıyız? ile öteki dünyasıyla ve toplumdan Continue reading

Vesikalı Yarim (1968): Lütfi Akad Sinemasında Kadın Temsili Klasiği

Vesikali-YarimSinemacılar döneminin ilk usta ismi olan Ö. Lütfi Akad Vurun Kahpeye, Yalnızlar Rıhtımı, Gelin, Düğün, Diyet filmleriyle kendine has bir sinema dilini oluşturmuştur. Genellikle uzun, sabit kamera hareketleri ve yakın planları tercih etmesiyle, gerçekçi bir üslubu benimsediğinin işaretini vermektedir. İşlediği konularda seyircisini bir dış gözlemci olarak, hayatın içindeki gerçek karakterlerin olaylara bakışıyla birlikte yansıtmaktadır. Lütfi Akad’ın bu sinema anlayışını benimsediği zamanlarda, Türk sinemasında aile melodramları izlenmekte ve sinemanın bir sanat olduğu ikinci planda tutulmaktaydı. Tüm ülkede Türkan Şoraylı, Yılmaz Güneyli filmlerle star sistemi hakimdi ve sinema bir eğlence aracı Continue reading

Yeraltı (2012): Arzu ile İktidarsızlık Arasında İmmoralizm

YeraltiBu çalışmanın amacı Zeki Demirkubuz’un Yeraltı filminde kullandığı immoralizmin Dostoyevskiyen bir immoralizmden öte, Nietzschevari bir yaklaşımla özgür insanın immoralizmini kullanıp kullanmadığını araştırmaktır. İmmoralizmin sözlük anlamı töretanımazlık/ahlak karşıtlığıdır. Hem Dostoyevski, hem de Nietzsche çağının ahlak anlayışına karşıdır; fakat isyanlarının sonuçları farklı olmuştur. Demirkubuz; Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanından uyarladığı Yeraltı filminde Dostoyevski’nin isyanından daha ayrıksı bir anlam taşıyan Nietzschevari bir immoralizm mi kullanmıştır? Dostoyevski’nin immoralizmi ile Nietzsche’nin immoralizmi arasındaki farklar nelerdir? Sonuç olarak Continue reading

Gözümün Nûru (2013): Işığa Fazla Bakma, Kör Olursun Sonra

Gozumun-NuruMelik çocukluğundan beri göz problemi yaşayan sinema aşığı bir gençtir. Hayattaki en büyük hayali sinema yapmak olan Melik, bu uğurda eğitim almak için Fransa’ya gider fakat bir süre sonra retina dekolmanı sebebiyle kör olmanın kıyısına gelir ve tedavisi için İstanbula’a geri döner. Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş‘un bir kez daha birlikte kamera arkasına – ve ilk kez önüne – geçtikleri Gözümün Nûru, işte böyle başlıyor.

Fransız ekolünden etkilendikleri sır olmayan Saraçoğlu ve Kurtuluş’un bu sıradışı filmi bir yandan jenerik yazılarının, müziklerin, zengin hayalgücünün ve film boyunca perdeye yansıyacak ödünç film parçacıklarının etkisiyle seyircide ilk anda bir Fransız Continue reading

Kabadayı (2007): Erkekliğin Kitabı Bir Kez Daha Yazılıyor

KabadayiSuç, mafya ve cinayet Türk sinema seyircisinin genellikle yoğun ilgi gösterdiği temalar. Bir filmde bu temalara ek olarak Şener Şen ve Kenan İmirzalıoğlu merkezli başarılı bir oyuncu kadrosu varsa, o film için gişe başarısı kaçınılmazdır. Haliyle, Kabadayı’nın 2 milyon kişi tarafından seyredilmiş olması hiç de şaşırtıcı değil.

Film, silaha tövbe etmiş eski bir kabadayının, yeniyetme bir mafya babasıyla hesaplaşmasını ve oğlu uğruna tövbesini bozmasını konu alıyor. Bu açıdan, Yavuz Turgul‘un yazmış olduğu senaryo bazı seyirciler tarafından sıradan bulunsa da, Kabadayı’yı türdeşlerinden ayıran bazı noktalar tabii ki mevcut. Ali Osman adlı eski kabadayı ve Devran Continue reading

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013): Hem Siyah-Beyaz, Hem Rengarenk

Sen-Aydinlatirsin-Geceyi“Sergei Eisenstein’a göre siyah beyazın anlatım gücü sonsuzdur. Bunu kanıtlamak için müzikten örnekler verir. Tchaikovsky İolanthe uvertüründe yalnızca üflemeli çalgılara, Prokofiev Romeo ve Juliet’in ikinci bölümünde yalnızca mandolinlere yer verir. Besteciler tüm orkestrayı kullanabilecekken üflemelileri ya da mandolinleri seçerler. Sinemada da kimi kez siyah beyaz, renkten çok daha etkili olabilir.” [1]. Aynen Sen Aydınlatırsın Geceyi‘de olduğu gibi.

Euripides‘in “İnsan endişeden yaratılmıştır.” sözüyle açılan ve adını Shakespeare‘in ünlü sonesinden alan film, klasik temalarla örülü, bariz Continue reading

Celal ile Ceren (2012): Bizler İğrendik, Siz de İğrenin!

Celal-ile-CerenBazı oyuncular, yönetmenin önündedir. Mesela Cem Yılmaz, Ata Demirer, Şahan Gökbakar gibi oyuncuların filmlerinde yönetmen etkisi yok denecek kadar azdır. Filmi şekillendiren tamamıyla bu oyuncuların performansları olur.  O yüzden de seyircilerin gözünde çoğu zaman filmler bu oyunculara aitmiş gibi bir algı ortaya çıkar. Kimse Togan Gökbakar’ın filmini seyrettim demez. O film Şahan’ındır çünkü ya da küçük bir anketle insanlara Yahşi Batı’nın yönetmeni sorulsa, çok az kişi Ömer Faruk Sorak cevabını verir. Büyük oranda alacağımız cevap Cem Yılmaz olur. İlginçtir ki bu algıyı sadece komedyenler yaratabiliyor. Muhtemelen de bu algıyı yaratabilecek kadar ‘star’ seviyesine çıktıktan sonra halkın gözünde sonsuz bir kredi Continue reading