Rush (2013): Hayattan Rekabeti Alın Geri Neyi Kalır Ki!

RushÜlkemizde sessizce vizyona giren ve aynı sessizlikle vizyondan kalkan, A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) filminin ünlü yönetmeni Ron Howard’ın bu sene Oscar ödüllerinde boy göstermesi muhtemel filmi Rush (Zafere Hücum), bu senenin gözden kaçan filmlerinden. Ünlü Formula 1 yarışçıları Niki Lauda ve James Hunt’un sıra dışı hikayelerini ve aralarındaki rekabeti anlatan film, özellikle kusursuza yakın görüntü yönetmenliği ve kurgusuyla dikkat çekiyor.

Odak noktasında Avusturyalı pilot Niki Lauda’nın 1976 yılında yaptığı kazanın olduğu Rush, kazanın olduğu yarışın öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Hava koşullarının Formula yarışı için uygun olmadığı bir atmosferde hızını dengeleyemeyen Continue reading

Fruitvale Station (2013): Yeni Yılda Sehven Adam Öldürmek

fruitvale-stationYeni bir yıl herkes için farklı anlamlar taşır. Yeni bir ev, yeni bir iş, mutluluk, huzur, işyerinde başarılı olmak, sağlık sorunlarının çözülmesi, çocuklarının daha iyi imkanlarla büyümesi, tuttuğu takımın şampiyon olması gibi pek çok beklenti içerisine girilir yeni yılda. Ancak Fruitvale Station filminin de konu olarak ele aldığı Oscar Grant’ın ailesi için yılbaşı demek çok farklı bir anlam taşımaktadır. Çünkü 2008 yılını 2009 yılına bağlayan gecede Oscar Grant, acemi ve bilinçsiz bir polisin silahından çıkan mermiyle hayata gözlerini kapatmıştır ve ondan geriye yalnız annesi, sevdiği kadın ve küçük kızı kalmıştır. Oscar Grant’ın ailesi ve sevdikleri artık her sene başında onun ölüm yıldönümünü anmakta ve polis şiddetine karşı protestolar düzenlemektedir. Bu gerçek ve can Continue reading

Geoffrey Nowell-Smith’in Dünya Sinema Tarihi’nde İran ve Türkiye Sineması

Dunya-Sinema-TarihiÖzet

Bu çalışmada, Geoffrey Nowell-Smith‘in editörlüğünü yaptığı Dünya Sinema Tarihi kitabının, egemen bağımlı ilişkisi açısından incelenmesi yapılmaya çalışılacaktır. İncelemeye editöryal tutum açısından hangi ulus sinemasına nasıl yaklaşıldığı ele alınarak başlanacak, İran sinemasının kitaptaki yeri ve bu bölümün yazarının İran sinemasına yaklaşımına değinilecek ve son olarak Türkiye sinemasının kitapta nasıl yer bulduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda Avrupa merkezli bakışın kitaba ne derece sirayet ettiği sorgulanırken Batı’nın gözünden Doğu algılaması ve Doğu’nun da kendini Batı ölçütleriyle Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Üçüncü Dünyada Entelektüellerin İşlevi

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de Los Hornos; altı saatlik bu uzun film, tüm bölümleri ayrı ayrı ele alınması gereken, sinema tarihinin en politik filmidir. Bu yazıda sadece Fernando Solanas’ın Batı’nın hegemonyasını meşru kılan araçlardan biri olan organik aydının toplumdaki işlevi üzerine odaklandım.

İntellacktualansicht; Hegel felsefesinin önemli kavramlarından biridir. Zihinsel tavır yahut zihinsel düşünme olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu kavram, Hegel’den sonra batı düşünce tarihinde de önemli bir rol oynamıştır.  Entelektüel başlıbaşına bir sorunken, bu tanım Batı dışı topraklarda daha çetrefil bir hal almaktadır. Continue reading

Küf (2012): İnsanın Küfleşen ve Çürüyen Yaşamı

KufAli Aydın’ın ilk uzun metrajı olan Küf filmi, Venedik Film Festivali’nde aldığı ödülle dikkatleri üstüne çekmiş ve kısa zamanda birçok eleştirmenden olumlu görüşler almıştı. Özellikle Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla bağ kurduğumuz minimalist sinema anlayışı, yönetmenin ilk filminde başarıyı getirdi ve Ceylan sinemasından sonra yeni bir minimalist örneği seyirciyle buluşturmuş oldu. Uzun planlar, uzun bakışlar ve az diyaloglarla bezeli olan Ali Aydın’ın Küf’ü, seyirci açısından izlenmesi güç olabilse de, insan kavramı üzerine düşündükleriyle oldukça farklılaşmakta.

Filmin konusuna gelince: Küf’ün başkarakteri, oğlunu 18 yıl önce yitirmiş bir demiryolları işçisi olan Basri. Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Şiddet, Sömürgecilik ve İsyan

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de los Hornos (Kızgın Fırınların Saati) filmi, Fanon‘un “Sömürgeleştirilmiş olan şiddetle özgürleşebilir.” sözleriyle başlar. Fernando Solanas’ın, filmdeki önermesi dikkate alındığında filmin bu cümlelerle başlamasının tesadüfi olmadığı anlaşılır. Çünkü filmde, günlük hayatın hemen her aşamasında gizli ya da açık olarak halkı sindirmeye yönelik kurgulanan şiddete karşı, halkın kendi öz gücüne dayanarak kullanacağı şiddeti harekete geçirme eğilimi vardır. Filmin şiddet yaklaşımı bu kavram üzerine tartışmayı da beraberinde getirir.

Egemen ulusların kuruluşlarından sömürgeleştirilmiş uluslarının kuruluşlarına kadar hemen her örgütsel yapılanma şiddetin belli başlı Continue reading

The Hobbit: Desolation of Smaug (2013): Ben, Atilla Dorsay ve Orta Dünya

Hobbit-Desolation-of-SmaugHenüz fantastik filmlere ve kitaplara merak salmadığım, Yüzüklerin Efendisi ile ilgili hiçbir fikrimin olmadığı çocukluk yıllarımda, küçük bir sinema meraklısı olarak karşısına dikilmiştim Atilla Dorsay’ın. Kitap fuarında imza dağıtıyordu, ben de yaşıma göre kalınca kitaplardan birini alıp imza almak için sıraya girmiştim. Onun yazılarını gazeteden takip ediyordum, merak ettiğim filmlerin yorumlarını ilk ondan alıyor, beğendiyse özellikle gidiveriyordum bahsettiği filme. Heyecanla sıranın bana gelmesini bekliyordum ama sıra bana geldiğinde ne diyeceğimi bilemeden sessizce karşısında durdum ve ona elimdeki kitabı uzattım. Hiç çalışmadığım bir yerden sormuştu Atilla Dorsay, “Ne tarz filmler seviyorsun?” diyerek. O zamana kadar hiç düşünmemiştim bu Continue reading

Castaway on the Moon (2009): Börülce Soslu Eriştenin Hikayesi

Castaway-on-the-MoonHollywood tür sinemasının en iyi örneklerinin sergilendiği, ayrıca yeni türlerin oluşturulduğu dünyanın en büyük film endüstrisidir. Western, romantik-komedi, bilimkurgu gibi türlerde çok başarılı filmlerin temelinde Hollywood’un tür sineması üzerine oluşturduğu formüller bulunmaktadır. Örneğin, epik filmlerin hemen hepsinde aynı ilerleme gözlenir; kahraman bütün aşamaları geçer, finale geldiğinde rakibi onu yenecek gibi olur, en dibe vurduğu anda birden ayağa kalkar ve son rakibini de alt eder; ya da söz konusu filmin isminden yola çıkarsak, Castaway kelimesi deniz kazası sonucu adada mahsur kalan kişi için kullanılır ve bu tip filmlerde baş karakter adada kaldığı süre boyunca korku-isyan-kabullenme-umut- Continue reading

Yozgat Blues (2013): Bana Bir Taşra Şarkısı Söyler misin?

Yozgat-BluesUzak İhtimal filmiyle tanıdığımız Mahmut Fazıl Coşkun, yeni filmi Yozgat Blues’da çıtayı yükselterek günümüz sinemasına farklı bir taşra yorumu getiriyor. Uzak İhtimal’le ilk sınavını aşan yönetmen, bir müezzin ile bir rahibenin farklı ilişki dünyalarını anlatmış ve farklı dinler arasında bu iki karakter üzerinden bir bağ kurmuştu. Yozgat Blues’da ise blues gibi yetmişli yılların dünyasında ünlenen bir müzik türüyle, ülkemizin taşrasını bir araya getirerek yine sıradışı bir ikilik yaratıyor. İnsanın görsel hafıza ve imgelemi içerisinde yan yana koyulamayacak bu iki farklı tema, yönetmenin sinemasının dilini zenginleştirmiş ve ikinci filmiyle başarı grafiğini oldukça yükseltmiş. Continue reading

Tamam mıyız? (2013): Çağan Irmak Yine Ağlatacak mı, Ağlatmayacak mı?

Tamam-miyizYine ağlatacak mı, ağlatmayacak mı diye her sene tartışmaların yapıldığı ve günümüz sinemasının kuşkusuz en popüler yönetmenlerinden biri olan Çağan Irmak, yeni filmi Tamam mıyız? ile yine seyircisiyle buluşuyor. Açıkçası yeni dönem Türk sinemasına bir star yönetmen kimliği kazandıran ender sanatçılardan biri olarak görmekteyim Çağan Irmak’ı…  Günümüzde yıldız isimlerle anılan, yönetmenlerin adının anılmadığı gazete haberlerinin aksine, “bir Çağan Irmak filmi” cümlesi bile, Türk sineması adına çok önemli bir gelişmedir. Çağan Irmak’ı, Mustafa Hakkında Her Şey, Babam ve Oğlum, Issız Adam gibi hem popüler hem de iyi sinema diline sahip filmlerle izledik, yönetmen bu kez Tamam mıyız? ile öteki dünyasıyla ve toplumdan Continue reading