Geoffrey Nowell-Smith’in Dünya Sinema Tarihi’nde İran ve Türkiye Sineması

Dunya-Sinema-TarihiÖzet

Bu çalışmada, Geoffrey Nowell-Smith‘in editörlüğünü yaptığı Dünya Sinema Tarihi kitabının, egemen bağımlı ilişkisi açısından incelenmesi yapılmaya çalışılacaktır. İncelemeye editöryal tutum açısından hangi ulus sinemasına nasıl yaklaşıldığı ele alınarak başlanacak, İran sinemasının kitaptaki yeri ve bu bölümün yazarının İran sinemasına yaklaşımına değinilecek ve son olarak Türkiye sinemasının kitapta nasıl yer bulduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda Avrupa merkezli bakışın kitaba ne derece sirayet ettiği sorgulanırken Batı’nın gözünden Doğu algılaması ve Doğu’nun da kendini Batı ölçütleriyle Continue reading

Bazin’den Günümüze Gerçekçilik Kuramı ve Gerçeklik Algısı

Birinci Dünya Savaşı sonunda Alman dışavurumculuğunun biçimsel özellikleri ön plana çıkarma üzerine kurgulanan sinema anlayışının teorik alt yapısının Sovyet Rusya’da karşılık bulması ve sinemada biçimci geleneğin yetkin kuramlarının ortaya çıkmasıyla sinemada biçimcilik geçerli bir kuram haline geldi. Bu kuram İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar etkinliğini sürdürdü. Savaşın etkilerinin, sinema anlatısında yer etmeye başlaması da İtalya’da Yeni Gerçekçi sinemanın doğuşuna yol açtı. Fakat bu sinemanın teorik alt yapısı oluşturulmamıştı. Sadece belli başlı yönetmenlerin elinden çıkan filmlerle etkinliğini sürdürdü. Yeni Gerçekçi filmler genelde uzun çekimler ve sıradan insanların Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Üçüncü Dünyada Entelektüellerin İşlevi

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de Los Hornos; altı saatlik bu uzun film, tüm bölümleri ayrı ayrı ele alınması gereken, sinema tarihinin en politik filmidir. Bu yazıda sadece Fernando Solanas’ın Batı’nın hegemonyasını meşru kılan araçlardan biri olan organik aydının toplumdaki işlevi üzerine odaklandım.

İntellacktualansicht; Hegel felsefesinin önemli kavramlarından biridir. Zihinsel tavır yahut zihinsel düşünme olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu kavram, Hegel’den sonra batı düşünce tarihinde de önemli bir rol oynamıştır.  Entelektüel başlıbaşına bir sorunken, bu tanım Batı dışı topraklarda daha çetrefil bir hal almaktadır. Continue reading

Küf (2012): İnsanın Küfleşen ve Çürüyen Yaşamı

KufAli Aydın’ın ilk uzun metrajı olan Küf filmi, Venedik Film Festivali’nde aldığı ödülle dikkatleri üstüne çekmiş ve kısa zamanda birçok eleştirmenden olumlu görüşler almıştı. Özellikle Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla bağ kurduğumuz minimalist sinema anlayışı, yönetmenin ilk filminde başarıyı getirdi ve Ceylan sinemasından sonra yeni bir minimalist örneği seyirciyle buluşturmuş oldu. Uzun planlar, uzun bakışlar ve az diyaloglarla bezeli olan Ali Aydın’ın Küf’ü, seyirci açısından izlenmesi güç olabilse de, insan kavramı üzerine düşündükleriyle oldukça farklılaşmakta.

Filmin konusuna gelince: Küf’ün başkarakteri, oğlunu 18 yıl önce yitirmiş bir demiryolları işçisi olan Basri. Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Şiddet, Sömürgecilik ve İsyan

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de los Hornos (Kızgın Fırınların Saati) filmi, Fanon‘un “Sömürgeleştirilmiş olan şiddetle özgürleşebilir.” sözleriyle başlar. Fernando Solanas’ın, filmdeki önermesi dikkate alındığında filmin bu cümlelerle başlamasının tesadüfi olmadığı anlaşılır. Çünkü filmde, günlük hayatın hemen her aşamasında gizli ya da açık olarak halkı sindirmeye yönelik kurgulanan şiddete karşı, halkın kendi öz gücüne dayanarak kullanacağı şiddeti harekete geçirme eğilimi vardır. Filmin şiddet yaklaşımı bu kavram üzerine tartışmayı da beraberinde getirir.

Egemen ulusların kuruluşlarından sömürgeleştirilmiş uluslarının kuruluşlarına kadar hemen her örgütsel yapılanma şiddetin belli başlı Continue reading

The Hobbit: Desolation of Smaug (2013): Ben, Atilla Dorsay ve Orta Dünya

Hobbit-Desolation-of-SmaugHenüz fantastik filmlere ve kitaplara merak salmadığım, Yüzüklerin Efendisi ile ilgili hiçbir fikrimin olmadığı çocukluk yıllarımda, küçük bir sinema meraklısı olarak karşısına dikilmiştim Atilla Dorsay’ın. Kitap fuarında imza dağıtıyordu, ben de yaşıma göre kalınca kitaplardan birini alıp imza almak için sıraya girmiştim. Onun yazılarını gazeteden takip ediyordum, merak ettiğim filmlerin yorumlarını ilk ondan alıyor, beğendiyse özellikle gidiveriyordum bahsettiği filme. Heyecanla sıranın bana gelmesini bekliyordum ama sıra bana geldiğinde ne diyeceğimi bilemeden sessizce karşısında durdum ve ona elimdeki kitabı uzattım. Hiç çalışmadığım bir yerden sormuştu Atilla Dorsay, “Ne tarz filmler seviyorsun?” diyerek. O zamana kadar hiç düşünmemiştim bu Continue reading

Castaway on the Moon (2009): Börülce Soslu Eriştenin Hikayesi

Castaway-on-the-MoonHollywood tür sinemasının en iyi örneklerinin sergilendiği, ayrıca yeni türlerin oluşturulduğu dünyanın en büyük film endüstrisidir. Western, romantik-komedi, bilimkurgu gibi türlerde çok başarılı filmlerin temelinde Hollywood’un tür sineması üzerine oluşturduğu formüller bulunmaktadır. Örneğin, epik filmlerin hemen hepsinde aynı ilerleme gözlenir; kahraman bütün aşamaları geçer, finale geldiğinde rakibi onu yenecek gibi olur, en dibe vurduğu anda birden ayağa kalkar ve son rakibini de alt eder; ya da söz konusu filmin isminden yola çıkarsak, Castaway kelimesi deniz kazası sonucu adada mahsur kalan kişi için kullanılır ve bu tip filmlerde baş karakter adada kaldığı süre boyunca korku-isyan-kabullenme-umut- Continue reading

Yozgat Blues (2013): Bana Bir Taşra Şarkısı Söyler misin?

Yozgat-BluesUzak İhtimal filmiyle tanıdığımız Mahmut Fazıl Coşkun, yeni filmi Yozgat Blues’da çıtayı yükselterek günümüz sinemasına farklı bir taşra yorumu getiriyor. Uzak İhtimal’le ilk sınavını aşan yönetmen, bir müezzin ile bir rahibenin farklı ilişki dünyalarını anlatmış ve farklı dinler arasında bu iki karakter üzerinden bir bağ kurmuştu. Yozgat Blues’da ise blues gibi yetmişli yılların dünyasında ünlenen bir müzik türüyle, ülkemizin taşrasını bir araya getirerek yine sıradışı bir ikilik yaratıyor. İnsanın görsel hafıza ve imgelemi içerisinde yan yana koyulamayacak bu iki farklı tema, yönetmenin sinemasının dilini zenginleştirmiş ve ikinci filmiyle başarı grafiğini oldukça yükseltmiş. Continue reading

Tamam mıyız? (2013): Çağan Irmak Yine Ağlatacak mı, Ağlatmayacak mı?

Tamam-miyizYine ağlatacak mı, ağlatmayacak mı diye her sene tartışmaların yapıldığı ve günümüz sinemasının kuşkusuz en popüler yönetmenlerinden biri olan Çağan Irmak, yeni filmi Tamam mıyız? ile yine seyircisiyle buluşuyor. Açıkçası yeni dönem Türk sinemasına bir star yönetmen kimliği kazandıran ender sanatçılardan biri olarak görmekteyim Çağan Irmak’ı…  Günümüzde yıldız isimlerle anılan, yönetmenlerin adının anılmadığı gazete haberlerinin aksine, “bir Çağan Irmak filmi” cümlesi bile, Türk sineması adına çok önemli bir gelişmedir. Çağan Irmak’ı, Mustafa Hakkında Her Şey, Babam ve Oğlum, Issız Adam gibi hem popüler hem de iyi sinema diline sahip filmlerle izledik, yönetmen bu kez Tamam mıyız? ile öteki dünyasıyla ve toplumdan Continue reading

Incendies (2010): Savaşın Ortasında Tek Başına Kalmış Bir Anne

IncendiesFilm incelemelerinde dikkat edilmesi gereken birkaç ana öğe vardır, kurgu gibi, senaryo gibi, sanat yönetmenliğinin hikayenin temasına uygunluğu veya ses kullanımının etkinliği gibi. Ancak bazı filmler de vardır ki henüz ismi anıldığında bile derin bir iç çekip filmden bazı sahneler canlanır hafızada, öyle bir konu anlatılmaktadır ki filmde kelimelerin anlamı yoktur. Dennis Villeneuve’nin Incendies (İçimdeki Yangın) filmi de bu tarz filmlerden. Anne ve çocukları arasında geçen iki ayrı hikaye anlatmaktadır film; annenin hikayesi Lübnan iç savaşı sırasında geçmekteyken, çocukların hikayesi ise aniden şoka girip vefat eden annelerinin son vasiyetini yerine getirme üzerinedir. Lübnan iç savaşında etkin bir rol oynayan annelerinin vasiyeti Continue reading