Noah (2014): Bir Propaganda Aracı Olarak Kötü Film Çekmek

noah-movie-poste  Henüz gösterime dahi girmeden tartışmalara konu olan, üç İbrahimi dinde (İslam-Hristiyanlık-Musevilik) yer almış Nuh Tufanı hikayesini anlatan “Noah” filmi aslında izlendikten sonra hakkında tartışmaya gerek duyulmayacak kadar dinden uzak, aksiyon derdinde bir film. Aronofsky’nin sadece aksiyona kafa yoran ‘fantastik’ bir yönetmen olmadığını göz önüne alırsak eğer, bu filmi bir ateistin gözünden Nuh Tufanı olarak değerlendirmek de mümkün. Direkt olarak filmin anti-Hristiyan bir duruşu olduğunu söylemek doğru olmasa da, üç dinden bağımsız bir bakış açısıyla anlatılan Nuh peygamberin hikayesi en sonunda din karşıtı, fantastik bir dünyada geçen, iki boyutlu bir film ortaya çıkmış. Continue reading

Highway (2014): Yolların Getirdiği Özgürlük

Highway-Imtiaz-AliKareena Kapoor ve Shahid Kapur’un başrolleri paylaştığı 2007 yapımı “Jab We Met” filmiyle yönetmenlik anlamında Bollywood severlerin ilgisini çeken Imtiaz Ali, devamında çektiği “Love Aaaj Kal” ve “Rockstar” filmleriyle ilerleyen yıllarda Hint sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olacağının sinyallerini vermişti. Ancak “Highway”, ayrıca senaristliğini de yaptığı, şu ana kadar ki en ciddi işlerinden biri ve yönetmenin Bollywood temalarını dengeli bir şekilde filmine yedirip aynı zamanda yeni metotlarla anlatımını süslemesi ilerisi için umut verici. Tür olarak incelediğimizde
filmin isminden de anlaşılacağı üzere bir yol filmiyle karşı karşıyayız. Continue reading

Sabotage (2014): Arnold Purosunu Yakar ve Aksiyon Başlar

Asabotage-posterrnold Scwarzenegger’in 67 yaşında olduğunu düşündüğümüzde onu hala aksiyon filmlerinde görmek bile büyük mesele. Başta “Terminatör” filmi olmak üzere 80’li ve 90’lı yıllarda rol aldığı aksiyon filmlerinin hayranı olanlar onu şimdi bile keyifle izleyeceklerdir şüphesiz. Son yıllarda “The Expendables” serisi eski kurtları tekrar görmemiz için iyi bir vesile oldu ve seyirci bu modaya olumlu anlamda tepki gösterince serinin peşi sıra seri dışında aksiyon filmlerinin de geleceği belli olmuştu. Arnold 2013 yılında “The Last Stand” ve “Escape Plan” gibi iki filmde rol aldı ve şimdi bu sene de
izleyicilerinin karşısına “Sabotage” ve “The Expendables 3” filmleriyle çıkıyor. 2001 yapımı “Training Day” ve 2003 yapımı “S.W.A.T.” filmlerinin yazar kadrosunda olan David Ayer’in Continue reading

Huang Tu Di (1984): Çin Sineması ve Sarı Toprak Filmi

Huang-Tu-Di Çin’de 1966-76 yılları arasında yaşanan kültür devrimi, Mao’nun toplum mühendisliği politikası çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetleri kapsar. Köylü sayısının işçi sayısından fazla olması ancak devrimin işçilerle ilerleyebileceği temelinden hareketle köylü çocukların işçi ailelere ve işçilerinkinin de köylülere verilmesi söz konusudur. Değişim yalnızca bunun sınırla kalmaz, kültür devriminde aydınlar da ülkenin ücra yerlerine gönderilir. Sonunda Çin kültür çevresine önemli ket vuran bu süreçte sinema, kitle kültürünü yaymak amacıyla yani ideolojinin bir aracı olarak işlev kazanır. Sinemanın bu yıllardaki konumunu daha iyi anlamlandırabilmek için Continue reading

Holy Smoke (1999): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 2)

holy-smoke Jane Campion’un Titanic’le ünlenen Kate Winslet’in başrolünde oynadığı beşinci uzun metrajlı filmi Kutsal Duman, bağımsız konusuyla dikkat çeken bir yapım. Piyano’da da başrol erkeği oynayan Harvey Keitel, Hindistan’a ruhsal yolculuk için giden Ruth’un oradaki öğretilerin etkisinde fazlaca kaldığını düşünen ailesi tarafından onun normalleştirilmesi için tutulan PJ Waters karakterini canlandırır. Yaşlı erkek – genç kadın ikiliğinin yarattığı gerilim, ikilinin Avustralya’da geçirdikleri üç gün boyunca devam eder ve bu, filmin iskeletini oluşturur.
Yine iki saate yakın süresiyle klasik bir Campion filmi olan Kutsal Yürek’te Ruth’un boyun eğmez kişiliğinin PJ’nin etkisine girmektense zamanla cazibesiyle Ruth’un onu kendine tutkun ettiği görülür. Continue reading

An Angel At My Table (1990): Jane Campion’dan “Sui Generis” Bir Kadın (Bölüm 1)

angel_at_my_tableJane Campion’un 2014 Cannes Film Festivalinin Altın Palmiye Jüri Başkanlığına seçildiğini ilk duyduğumda beni çok etkileyen Piyano’dan beri yönetmenin filmlerini takip etmediğimi fark ettim ve kadın hikâyelerine olan merakımdan yönetmenin özellikle erken dönem çalışmalarını karşılaştırmalı olarak izlemeye karar verdim.
Campion’un ilk olarak televizyon için mini dizi şeklinde 1924 doğumlu Yeni Zelandalı yazar Janet Frame’in otobiyografisinden uyarladığı Masamdaki Melek, yüz elli sekiz dakikaya indirilerek filmleştirilir. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Sweetie’de olduğu gibi Continue reading

Diana (2013): Efsanenin Bilinmeyen Hikayesi

dianaTüm dünyaca tanınan ve sevilen İngiltere Presesi Leydi Di’nin hayatının bilinmeyen bir dönemine odaklanan, Deney ve Çöküş filmlerinin de yönetmeni Oliver Hirschbiegel’in Diana adlı filmi, ülkemizde başlıktaki mottoyla vizyona girdi. Başrollerini 2013 Oscarlarında Kıyamet Günü filmiyle en iyi kadın oyuncu dalında aday olan Naomi Watts’ın, Lost dizisinin meşhur Sayid’i Naveen Andrews’in ve Douglas Hodge’nin paylaştığı filmde Diana’nın 1995-1997 yılları arasındaki aşk hayatı anlatılıyor. 1997’de henüz 36 yaşındayken şüpheli ve beklenmeyen bir şekilde öldüğünde küçük büyük herkesi ekran başına kilitleyen bir cenaze töreniyle aramızdan ayrılan Diana’nın Continue reading

A Thousand Times Good Night (2013): Savaş Fotoğrafçısının Ailesiyle İmtihanı

thousand_times_good_night Bir savaş fotoğrafçısının gözünden kana bulanan topraklarda yaşanan trajediye tanıklık etme fikri, orijinal olmasa da iddialı ve ilgi çekici. Norveç, İsveç ve İrlanda ortak yapımı Erik Poppe imzalı “A Thousand Times Good Night” filmi bu fikirden yola çıkılarak ortaya konmuş naif bir film. Başrollerinde ünlü Fransız aktis Juliette Binoche ve “Game of Thrones” dizisinden tanıdığımız Nikolaj Coster-Waldau’nun oynadığı film, hikaye olarak sahip olduğu potansiyeli yansıtamıyor ve konuyu Hollywood sinemasına yakın bir yüzeysellikle işliyor.

Rebecca (Juliette Binoche) Afganistan’dan Afrika bölgesine kadar Dünya’da savaşın olduğu her yere gitmiş, dünyanın en iyi savaş fotoğrafçılarından biri. Afganistan’ın Kabil şehrinde canlı bomba olarak Continue reading

Calvary (2014): İnancın Olmadığı Yerde, Rahip Ne işe Yarar?

Calvary-posterİrlanda sinemasının sön dönem parlak yönetmenlerinden, “In Bruges” filminin yönetmeni Martin McDonagh’ın kardeşi John Michel McDonagh, 2011 yılında gösterime giren ve büyük beğeni toplayan “The Guard” filminden sonra, sıradaki filmi “Calvary” de bir rahibin hikayesine odaklanıyor. Bir Pazar ayininden sonra yaşadığı kasaba insanının günah çıkarması için bekleyen Rahip James, kimliği belirsiz bir adam tarafından günah çıkarma esnasında tehdit edilir ve yedi gün sonra kasabanın sahilinde öldürüleceği söylenir. Çocukken bir rahip tarafından beş yıl boyunca taciz edilen bu esrarengiz kişi, kötü bir rahibi öldürmenin işe yaramayacağını, bunun üzerine ‘masum’ olduğu için James’i öldürmeyi seçtiğini söyler. “Calvary” son yedi gününü Continue reading

Susuz Yaz (1964): Sessizlikte Büyür Monarşi

Susuz-YazSusuz Yaz filmi, dönemin şartlarına ve zorluklarına rağmen yurt dışında ilk olarak Berlin Film Festivali’nde vizyona girip, büyük ödül Altın Ayı’yı kazanalı tam elli yıl olmuş. Bu ödül devamında başka uluslararası ödülleri de filme kazandırmıştır ve aynı zamanda Türk sineması için uluslararası anlamda alınan ilk ödüldür. Necati Cumalı’nın hikayesinden uyarlanan, Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı film başrolde üç oyuncunun; aynı zamanda filmin yapımcısı olan Ulvi Doğan, Erol Taş ve Hülya Koçyiğit’in arasında geçiyor. Continue reading