The Selfish Giant (2013): Rol Modeli Olmayan Çocuklar

selfish-giant13. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinin Keşif bölümünde ülkemizde gösterim imkanı bulan, Büyük Britanya’nın taze yönetmenlerinden Clio Barnard’ın iki küçük çocuğun arkadaşlık hikayesini ve paralelinde kapitalizmin geldiği son noktayı anlattığı “The Selfish Giant” filmi, sade bir hikayesi olmasına rağmen çok katmanlılığıyla ve etkileyici diliyle dikkat çekmeyi başarıyor. Oscar Wilde’ın aynı adlı hikayesinden esinlenerek ortaya çıkan bu modern ‘masal’, bencilliğin hayatın her aşamasına nasıl nüfus ettiğini ve hiçbir rol modelin olmadığı yetişkinler dünyasında çocukların ‘bencil devler’ tarafından nasıl ezildiğini gözler önüne seriyor. Continue reading

The Grand Budapest Hotel (2014): Ütopyanın Ütopyası

grand-budapest-hotelKendine has üslubu, karakterleri hatta renk tonlarıyla Wes Anderson, her seferinde aynı yumuşak stilini kullanarak ve aynı zamanda birbirinden bağımsız farklı eserler ortaya koyarak bizleri mest etmekte. Son filmi “Moonrise Kingdom” yönetmenin hayal gücündekileri büyük bir güçle ve dinamizmle ekrana yansıtabildiği, eğlenceli bir ‘kendini iyi hisset’ filmiydi. Her ne kadar Wes’in sinemasına olan beğenim “Royal Tenenbaums” filmiyle başlamış olsa da, “Moonrise Kingdom” için yönetmenin kişisel favori filmim diyebilirim. Aradan geçen iki sene içerisinde yönetmenin yeni filmiyle ilgili bilgiler geldikçe heyecanı artan ve hala filmi izlememiş olan sinemaseverlere tek cümleyle yönetmenin teknik ve yazınsal anlamda sinemasını bir üst boyuta taşıdığını söylemek mümkün. Continue reading

Miss Violence (2013): İntiharın Ardındaki Sır

Miss-Violence11. yaş günü için doğum günü pastası kesilmeden önce, ablasıyla birlikte kapısı kapalı odasında konuştuktan sonra ablasının peşi sıra çıkar Angeliki. İlk sahnede yüzünü göremeyiz ancak elinde fotoğraf makinesi gülücükler saçarak bu mutlu anı ölümsüzleştirmeye çalışan dedesiyle dans etmeye başladığında Angeliki’ni asık suratını görürüz. Leonard Cohen’in seslendirdiği “Dance Me to the End of Love” müziği eşliğinde dans ettikten sonra babasından uzaklaşan Angeliki evlerinin balkonuna çıkar, manzarayı seyreder, az önce astığı suratını düzeltip yaşama son bir gülümseme bıraktıktan sonra balkon demirlerinden aşağı kendisini bırakıp, intihar eder. Continue reading

Wara no Tate (2013): Ülkenin Onuru Katili Korumaktan Geçer

Wara-no-tateJapon sinemasının en üretken ve çılgın yönetmenlerinden biri olan Takeshi Miike, çeşitlilik sağlayan filmleriyle festival seyircisinin her zaman ilgisini çekmiş bir isimdir. Kült mertebesine ulaşmış en bilindik filmlerinden olan “Ichi the Killer”, yönetmenin ne kadar ‘sınırlarda’ gezindiğinin kanıtıdır aynı zamanda. Öte yandan filmografisine baktığımızda sonradan devam filmleri de çekilen “One Missed Call” gibi orijinallikten uzak sıradan filmlerle de karşılaşmak mümkün. “Wara no Tate” yani dilimize çevrilmiş haliyle “Saman Kalkan” Endonezya yapımı “Raid:Redemption” filminden sonra aradığı aksiyonu bulamayanlara ilaç niyetine gelecek ‘sıkı’ bir film. Üstelik yönetmenin anlatım diline alışkın olanlar için Continue reading

Blood Ties (2014): Bir Suç Filminde Olmaması Gerekenler

Blood-Ties 2013 yılında Cannes Film Festivali’nde yarışan “Blood Ties”, ünlü Fransız oyuncu ve yeni yönetmen Guillaume Canet’in ikinci sinema filmi. İlk film “Les Petits Mouchoirs” pek çok yıldız oyuncusunun yanında ilgi uyandıran senaryosuyla başarılı bir filmdi ve yönetmenin ileriki filmler adına umut vermişti. Bir grup arkadaşın çıktıkları tatilde birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirdikleri dram türündeki filmden sonra yönetmen bu sefer ağırlıklı olarak suç temalarını içeren, yine diyaloğa dayalı bir kitap uyarlamasıyla karşımızda. Continue reading

The Lego Movie (2014): Lego Parçalarıyla Sistem Eleştirisi

LEGO-Movie-PosterYüzyılın oyuncağı seçilmiş, Danimarka merkezli Lego oyuncakları, 1949’dan bu yana sürekli gelişip dünyasını genişletmekte. Legoların en çok ilgi uyandıran özelliği, basit ve sonsuz bir kombinasyona sahip olmaları. Aynı zamanda bir yandan günümüzde legolarla üretilen bir prototipe elektrik aksamı yerleştirip çeşitli iş araçları yapmak mümkünken, bir yandan da 80’li yıllardan kalma bir lego parçasıyla günümüzde satılan lego parçalarının hala birbirleriyle uyumlu olması lego felsefesini özetleyen hem basit, hem de çığır açıcı bir özellik. Çocukların zihinsel gelişimini hızlandırdığı kanıtlanmış bu oyuncakların değişen ve 2 boyuta indirgenmiş, yalancı bir 3 boyutla desteklenmiş teknoloji karşısında en büyük düşmanları şüphesiz ki video oyunları. Continue reading

Filth (2013): Ruh Hastası Bir Polisin Anıları

filth 90’lı yıllardan bu yana İskoç edebiyatını Dünya’ya sevdirmiş yazarlardan Irvine Welsh denince akla ilk olarak “Trainspotting” filminin gelmesi çok normal. Aynı isimli kitabından uyarlanan film yazarın çoğu kitabında olduğu gibi uyuşturucu ve diğer bağımlılıklar ile ilgiliydi ve dönemin dinamiklerini kusursuz bir şekilde ekrana yansıtmaktaydı. Yıllar ilerledikçe daha da değerleneceğine ve gelecek nesillere aynı tazeliğiyle duracağına inandığım Trainspotting filminin hem yazar hem içerik bakımından akrabası sayabileceğimiz Filth filmi, Trainspotting seviyesine çıkamasa da benzer sorunları farklı bir dille anlatan ilginç bir film. Continue reading

The Reunion (2013): Gerçekle Kurgu Arasında

the-reunion 2012 yapımı François Ozon imzalı “Dans la Maison” filmi, sinemanın çokça tartıştığı gerçek-kurmaca arasında gidip gelen, ana hikayeyi gerçek kabul edip, başrol oyuncusunun yazdığı kısa hikayeleri kurmaca olarak sunan bir filmdi ve filmin başarısı seyirciyi gerçeğin ana hikaye olduğuna inandırmasında yatmaktaydı. Halbuki ana hikaye de kurmaca bir hikayeden ibaret en nihayetinde, sonuç olarak kurmaca bir hikayenin içerisinde kurmaca bir yan hikaye, bir alt küme daha oluşturularak, gerçeklik algısını gerilim öğesi olarak kullanmaktaydı yönetmen. İnanmak isteyen seyircinin inancı üzerinden ilerleyen ve Continue reading

How I Live Now (2013): Tatildeyken 3.Dünya Savaşının Çıkması

How-I-Live-Now“The Last King of Scotland” filminden tanıdığımız, aynı zamanda belgesel filmleriyle de seyircilerin beğenisini toplayan ünlü yönetmen Kevin McDonald’ın “Yaz tatili sırasında 3.Dünya savaşı çıkarsa” temalı filmi “How I Live Now”, her türden bir parça alıp bünyesine katmış, orijinal bir fikre sahip olsa da bu orijinal fikri aynı yaratıcılıkta kullanmayı başaramıyor. Daha önce onlarcasını izlediğimiz kıyamet temalı filmlerin bilindik şablonunda ilerleyen film, hikayeye girerken seyircide oluşturduğu büyük beklentiyi devamında veremiyor ve hiçbir anında potansiyelini gösteremeyen zayıf bir film olarak akılda kalıyor. Continue reading

The Secret Life of Walter Mitty (2013): Hayal Kurarken Gerçeği Kaçırmak

The-Secret-Life-Of-Walter-MittyTropic Thunder” gibi başarılı bir işten sonra Ben Stiller yönetmenlik koltuğuna bir kez daha oturuyor ve bu sefer 1947 yapımı “The Secret Life of Walter Mitty” uyarlamasına el atmış durumda. Eski film o dönemin şartlarına göre şekillenmiş bir konuya sahipken, Ben Stiller günümüz teknolojisine ve akımlarına uygun bir şekilde filmi günümüze adapte etmiş. Bu yüzden filmi kendi içerisinde değerlendirmek ve yeni başka bir film olarak değerlendirmekte yarar var.Walter Mitty adındaki utangaç ve içine kapanık karakterin dünyasına ilk girdiğimizde karakteri nizami harcama hesapları yaparken buluyoruz ve ardından yalnız karakterimizin arkadaşlık sitesinde hoşlandığı bir kadının profilini beğenip beğenmeme arasındaki kararsızlığına tanık oluyoruz. Continue reading