Gilles Deleuze’de Sinemanın Felsefesi: Hareket-İmge ve Zaman-İmge

Gilles-DeleuzeÖzet

Sinemanın ortaya çıkışı, kendisinden önceki sanatların ve teknolojilerin araştırdığı ve yakalamaya çalıştığı gibi hareketi dolaysız olarak saptayan bir yapının bulunmasıyla ilgilidir. Bilinen dünya tarihi düşünüldüğünde mağara resimlerinden, arkeolojik kazılarda bulunan nesnelere kadar çoğu verinin hareketi yakalama ve tekrar üretme istencinin bir tezahürü olduğu görünecektir. Fakat insanlık bu buluşu 19. yüzyılın sonlarında bulabilecekti. Yani sinema bir anlamda insanoğlunun hareketi kaydetme ve yeniden üretme isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış, önce teknik, teknolojik bir icat olarak yaklaşılmış sonra ise kendi özgün Continue reading

Sound City (2013): Müziğin Kalbine Yolculuk

soundcityDave Grohl, müziğin yaşayan önemli isimlerinden. Nirvana’nın bateristi, Foo Fighters’ın ‘frontman’i Grohl, bu iki ünvanının yanında aynı zamanda şarkı sözü yazarı, gitarist ve de yönetmen. Müzikte seslerin bilgisayara depolanması henüz başlamamışken ve her şey doğal ortamında ‘canlı’ kaydedilmekteyken, müziğin efsaneleri ve efsane olmaya adaylarının uğrak yeri olan “Sound City”nin hikayesini anlatmak için yönetmenlik kimliğine bürünen Grohl, müziğin içinden müzik dünyasını anlatan biri olarak “Sound City” filminde anlatılmak isteneni objektif, duygusal ve açık bir şekilde seyirciye aktarıyor ve bunu yaparken Neil Young, Rick Springfield, Fleetwood Mac gibi kişi ve grupların Continue reading

Once (2007): Bir Tanışma Hikayesi

once-film-elestiriDublin sokaklarında sıkışıp kalmış iki insan; biri babasının elektrikli süpürge tamir dükkanında çalışıp diğer yanda sokak şarkıcılığı yapıyor, diğeri doğduğu ülkesini terk edip ailesine bakmak için küçük işlere çalışıyor. Bilinçli bir tercih olarak hikaye boyunca başroldeki erkek ve kadın karakterimizin ismini öğrenemiyoruz çünkü  “Once” filminin konusu aslında herkesin hayatı boyunca başına gelmiş ya da gelebilecek bir tanışma hikayesi. İki karakter tanışır, önce ortak noktaların keyfini çıkarır, sonra farklılıklarını ölçüp biçerler ve sonuç olarak da ilişkiyi bir sonraki adıma taşıyacak yol ayrımına gelirler. Bu bilindik ‘yol’ hikayesini gerçekçi ve abartıdan uzak bir süslemeyle anlatan John Carney hikayeyle birlikte bu filmin ikinci planında. Vitrinde ise Continue reading

Kramer vs Kramer (1979): Aile Olma Üzerine

kramer-vs-kramer Klasik Hollywood sinemasının organik aile yapısını incelemeye alan ve yapıyı değiştirerek tartışmaya açan “Kramer vs Kramer”, aynı zamanda hayatımızı işgal eden kapitalist yaşam biçiminin aile kavramını bozguna uğratacağını işaret eden samimi bir film. “Bonnie and Clyde” filminin senaristi Robert Benton’un En İyi Oscar ödüllü bu filmi daha çok oyuncu performanslarıyla ön plana çıksa ve adından söz ettirse de, kalıplaşmış Hollywood cümlelerine getirdiği farklı bakış açısıyla da takdiri hak ediyor.

“Kramer vs Kramer” ismi itibariyle bir karşılaşma izleyeceğimizi düşündürtse de, aynı zamanda iki tarafın da birbirinden farkı olmadığını ve seyircinin bir Continue reading

Network (1976): Kitle Kontrol Silahı Olarak Medya

network  Televizyon dünyasının bir parçası olan, televizyon dizilerine senaryo yazarlığı yapmış bir isim Paddy Chayefsky. 59 yaşındayken kansere yenik düşüp hayatını kaybeden yazar en iyi özgün senaryo dalında 3 Oscar ödülü almış bir isim ve televizyon dünyasının kirli oyunlarını anlattığı “Network” filmi en bilindik eseri. Yönetmenliğini “12 Angry Men”, “Dog Day Afternoon” gibi kült filmlerin başarılı ismi Sidnet Lumet’in  yaptığı “Network”, daha çok yazınsal boyutuyla ön plana çıkıp Chayefsky’nin ustalığına hayranlık uyandırsa da, aynı zamanda Lumet’in dengeli yönetmenlik anlayışıyla birlikte yıllar boyunca unutulmayacak bir yapıt. Continue reading

Kış Uykusu (2014): Nuri Bilge Ceylan Sineması Üzerine Yaz Notları

kis-uykusuNamık Kemal 4 Kasım 1872 tarihinde İbret’te “Terakki” isimli bir makale yayınlar. Bu makale Osmanlı aydının ve sonrasında gelecek olan Cumhuriyet aydının Batıya bakışının mükemmel bir özetidir. Bir Londra güzellemesi olan makalede parlementodan eğitim-öğretime, ticaretten halkın iyilikseverliğine ve çalışkanlığına birçok konuya değinerek Batılıların üstün yönlerini abartılı bir şekilde Şarkın miskin ve cahil çocuklarına anlatır Namık Kemal. Batılılardan geri(!) kalmamız bizi o denli yaralamıştır ki, Türk aydını; barbarlıktan medeniyete adım atmanın tek yolunun Batı’yı taklit etmek olduğuna ikna olmuştur. Yerli olan her şeyin tukaka edildiği bir dönemde yani cumhuriyetin ilk yıllarında 1927’nin sonbaharında Mimar Kemaleddin Continue reading

The Birds (1963): Doğa, Kuşlar ve Kadınlar

Birds-1 Kuşların davranış biçimlerinden en bilindik olanı muhtemelen grup halinde ve belirli bir düzen içinde hareket etmeleridir. Özellikle göç zamanlarında gökyüzüne baktığımızda onların estetik danslarıyla karşılaşmamız mümkündür. Alfred Hitchcock’un simgeleşmiş filmlerinden “The Birds” rahatsız edici sesler çıkararak birbirinden bağımsız ters istikamette ve hatta birbirlerine çarparak uçuşan kuşlar ile açıldığında seyirci henüz ilk saniyeden mesajını almış alıyor; bu kuşlar sizin bildiğiniz kuşlardan değil!

Evet, sistematik bir şekilde ahenkle uçtuğunu bildiğimiz kuş sürülerinin “The Birds” filminde sistematik bir şekilde saldırılara geçeceğini anladığımız ilk sahne filmin açılış sahnesi ve olayların Continue reading

Kış Uykusu (2014): Nuri Bilge Ceylan’ın Türk Sinemasına Armağanı

kis-uykusu  Türk sinemasının 100. yılına adanmış en güzel ödül Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde kazandığı Altın Palmiye ödülüydü. Mütevazi duruşunu bozmadan anlatmak istediğini filmlerinde anlatan, akrabalarından oluşan küçük bir bütçeyle çektiği filmlerden büyük prodüksiyonlara geçişi sürecinde çizgisini bozmadan, yazınsal anlamda Çehov, kurgusal zenginlikte Andrei Tarkovsky ve Ingmar Bergman gibi ustalardan esinlenerek evrensel bir dil yakalayan, Türk sinemasının yaşayan en büyük değerlerinden biridir Nuri Bilge Ceylan. Continue reading

The Selfish Giant (2013): Rol Modeli Olmayan Çocuklar

selfish-giant13. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinin Keşif bölümünde ülkemizde gösterim imkanı bulan, Büyük Britanya’nın taze yönetmenlerinden Clio Barnard’ın iki küçük çocuğun arkadaşlık hikayesini ve paralelinde kapitalizmin geldiği son noktayı anlattığı “The Selfish Giant” filmi, sade bir hikayesi olmasına rağmen çok katmanlılığıyla ve etkileyici diliyle dikkat çekmeyi başarıyor. Oscar Wilde’ın aynı adlı hikayesinden esinlenerek ortaya çıkan bu modern ‘masal’, bencilliğin hayatın her aşamasına nasıl nüfus ettiğini ve hiçbir rol modelin olmadığı yetişkinler dünyasında çocukların ‘bencil devler’ tarafından nasıl ezildiğini gözler önüne seriyor. Continue reading

The Grand Budapest Hotel (2014): Ütopyanın Ütopyası

grand-budapest-hotelKendine has üslubu, karakterleri hatta renk tonlarıyla Wes Anderson, her seferinde aynı yumuşak stilini kullanarak ve aynı zamanda birbirinden bağımsız farklı eserler ortaya koyarak bizleri mest etmekte. Son filmi “Moonrise Kingdom” yönetmenin hayal gücündekileri büyük bir güçle ve dinamizmle ekrana yansıtabildiği, eğlenceli bir ‘kendini iyi hisset’ filmiydi. Her ne kadar Wes’in sinemasına olan beğenim “Royal Tenenbaums” filmiyle başlamış olsa da, “Moonrise Kingdom” için yönetmenin kişisel favori filmim diyebilirim. Aradan geçen iki sene içerisinde yönetmenin yeni filmiyle ilgili bilgiler geldikçe heyecanı artan ve hala filmi izlememiş olan sinemaseverlere tek cümleyle yönetmenin teknik ve yazınsal anlamda sinemasını bir üst boyuta taşıdığını söylemek mümkün. Continue reading