Özet
Sinemanın ortaya çıkışı, kendisinden önceki sanatların ve teknolojilerin araştırdığı ve yakalamaya çalıştığı gibi hareketi dolaysız olarak saptayan bir yapının bulunmasıyla ilgilidir. Bilinen dünya tarihi düşünüldüğünde mağara resimlerinden, arkeolojik kazılarda bulunan nesnelere kadar çoğu verinin hareketi yakalama ve tekrar üretme istencinin bir tezahürü olduğu görünecektir. Fakat insanlık bu buluşu 19. yüzyılın sonlarında bulabilecekti. Yani sinema bir anlamda insanoğlunun hareketi kaydetme ve yeniden üretme isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış, önce teknik, teknolojik bir icat olarak yaklaşılmış sonra ise kendi özgün Continue reading

Dublin sokaklarında sıkışıp kalmış iki insan; biri babasının elektrikli süpürge tamir dükkanında çalışıp diğer yanda sokak şarkıcılığı yapıyor, diğeri doğduğu ülkesini terk edip ailesine bakmak için küçük işlere çalışıyor. Bilinçli bir tercih olarak hikaye boyunca başroldeki erkek ve kadın karakterimizin ismini öğrenemiyoruz çünkü “Once” filminin konusu aslında herkesin hayatı boyunca başına gelmiş ya da gelebilecek bir tanışma hikayesi. İki karakter tanışır, önce ortak noktaların keyfini çıkarır, sonra farklılıklarını ölçüp biçerler ve sonuç olarak da ilişkiyi bir sonraki adıma taşıyacak yol ayrımına gelirler. Bu bilindik ‘yol’ hikayesini gerçekçi ve abartıdan uzak bir süslemeyle anlatan John Carney hikayeyle birlikte bu filmin ikinci planında. Vitrinde ise 




13. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinin Keşif bölümünde ülkemizde gösterim imkanı bulan, Büyük Britanya’nın taze yönetmenlerinden Clio Barnard’ın iki küçük çocuğun arkadaşlık hikayesini ve paralelinde kapitalizmin geldiği son noktayı anlattığı “The Selfish Giant” filmi, sade bir hikayesi olmasına rağmen çok katmanlılığıyla ve etkileyici diliyle dikkat çekmeyi başarıyor. Oscar Wilde’ın aynı adlı hikayesinden esinlenerek ortaya çıkan bu modern ‘masal’, bencilliğin hayatın her aşamasına nasıl nüfus ettiğini ve hiçbir rol modelin olmadığı yetişkinler dünyasında çocukların ‘bencil devler’ tarafından nasıl ezildiğini gözler önüne seriyor.
Kendine has üslubu, karakterleri hatta renk tonlarıyla Wes Anderson, her seferinde aynı yumuşak stilini kullanarak ve aynı zamanda birbirinden bağımsız farklı eserler ortaya koyarak bizleri mest etmekte. Son filmi “Moonrise Kingdom” yönetmenin hayal gücündekileri büyük bir güçle ve dinamizmle ekrana yansıtabildiği, eğlenceli bir ‘kendini iyi hisset’ filmiydi. Her ne kadar Wes’in sinemasına olan beğenim “Royal Tenenbaums” filmiyle başlamış olsa da, “