Good Bye Lenin! (2003): Elveda Berlin Duvarı, Merhaba Ostaljik Akım

Good-Bye-LeninWolfgang Becker‘in yönetmen koltuğunda oturduğu 2003 yapımı, Good Bye Lenin! bir anne ve oğulun ilişkisi üzerinden Doğu ve Batı Almanya’yı bölen duvarın yıkılışını konu alıyor.

Princeton Üniversitesi’nde Antropoloji Profesörü olan John Borneman Berlin duvarının yıkılışını topluma etkisi üzerinden ele alır ve özetle, duvarın asla sadece bir duvar olamayacağını söyler. Zira duvarın varlığı toplumu ikiye ayırmıştır; evet ve yıkılışıyla her şey düzelecek gibi görünür ama esas olan bireylerin zihnindeki duvardır ve en zoru onu yıkmaktır. Film de aslında tam olarak burada duruyor. Alex’in Denis ile ilk tanıştığı sahnede kura çekilirken iki kutu görürüz, biri Continue reading

Ilo Ilo (2013): Bir Çocuğun Gözünden ‘Ekonomik Buhran’

Ilo-Ilo16 sene öncesine dönüp, 1997’de Doğu Asya’yı vuran ve daha sonra etkileri dünyanın diğer büyük ülkelerinde de görülen mali krize baktığımız zaman bu konu hakkında pek çok incelemeyle karşılaşıyoruz. Yanlış makroekonomik politikalardan gayrimenkul spekülasyonlarının borsayı yanlış yönlendirmesine, Doğu Asya ülkelerinin 90’lı yıllarda hızlı büyüme gerçekleştirip daha sonra arz/talep ilişkisini dengeleyememesine kadar, pek çok sebep öne sürülmekte. Asya Kaplanları olarak bilinen Endonezya, Güney Kore, Tayland gibi ülkeler bu krizden en büyük yarayı alırken filmin konusunun geçtiği Singapur az da olsa mali krizden payını almıştı. Krizin sebepleri bir yana, sonuçlarına baktığımız zaman maddi kayıpların haricinde krizin toplumlar Continue reading

Heli (2013): Çetelerin Arasında Unutulmuş Sıradan Bir Ailenin Hikayesi

HeliFilmekimi 2013’ün zengin programında Cannes 2013 En İyi Yönetmen ödülüyle ilgi çeken Meksika’nın bu seneki Oscar adayı Heli, Meksika topraklarına uzak olan seyirciler için iç sızlatıcı bir şiddette gerçeklik içeren, Meksika’daki kanunsuzluğun tokadını yemiş bir çekirdek ailenin hikayesini anlatıyor. Yönetmen Amat Escalante’nin daha önceden Cannes Film Festivali’nde görücüye çıkmış Los Bastardos ve Sangre adında iki filmi daha bulunmakta. Diğer filmleri izlememekle birlikte Heli filmini baz alarak yönetmenin çok etkileyici bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim ancak düşük temposu ve alışık olmadığımız bir bakış açısıyla filmin sindiriminin çok da kolay olmadığını eklemeliyim. Continue reading

The Bling Ring (2013): Coppola’nın Kredisi Ne Zaman Tükenecek?

The-Bling-RingSofia Coppola Marie Antoinette ve Somewhere‘de olduğu gibi The Bling Ring filminde de tanıtımlarla önce umutlandırıp sonra hayal kırıklığı yaratıyor. Aslında bu filmle ilgili söylenecek tek şey bu. Lost in Translation ile ağzımıza bir parmak bal çalıp, acaba yeni bir Coppola efsanesi mi doğuyor diye sordurtan Sofia Coppola, ardından gelen filmlerle birlikte kendisine has bir tarzı olduğunu kanıtlasa da, bu tarzın çok da yetenek vaat eden bir yanı olmadığı açık. Asıl soru babası Francis Ford Coppola’dan aldığı destek ve Lost in Translation gibi kült bir filmden sonra değişik renk oyunlarıyla ve hikayeye uyum sağlayan canlı direktifleriyle bağımsız film sektöründe yeni bir soluk olacakmış hissi veren yönetmenin kredilerini ne zaman tüketeceği ve yönetmen olarak abartı bir kamuoyu itibarının var Continue reading

Tarkovski ve Sansür (2. Bölüm)

Andrey-Tarkovski

Materyalizmin Olduğu Yerde İdealizm Yaşamaz   

– Rusya dün bize dedi ki : ‘Ben Hristiyanlığım.’ Yarın bize diyecek ki: ‘Ben sosyalizmim.’

J. Michelet

Hayatının hiçbir döneminde muhalif olmayan Rusya sevdalısı bu yönetmen yirmi yılda sadece beş film, kariyeri boyunca da yedi film yapabilmiştir. Budala ve Hamlet gibi üzerinde çok çalıştığı birçok projesini hayata geçirememiş daha doğrusu buna izin Continue reading

Tarkovski ve Sansür (1. Bölüm)

Andrey-Tarkovski

Sansür: (Lat. censura ‘’Eski Roma’da ahlak işlerinden sorumlu kimsenin görevi’’) Her türlü yayının tiyatro ve sinema eserlerinin, televizyon neşriyatının yayımlanmadan ve gerekli durumlarda mektupların gönderilmeden önce yetkili makamlarca denetlenmesi işi. (Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi) Continue reading

Post-Modern Zamanlarda Bir ‘Auteur’ Olarak Michael Haneke (2. Bölüm)

Bilinmeyen Kod, Bilinen Auteur

Code-UnknownHaneke filmografisinin beşinci filmi Code Unknown. Filmde tekrarlayan temalar, şiddet ve post modern toplumlarda aile ilişkileri. Fakat The Seventh Continent ile karşılaştırıldığında bazı küçük farklar mevcut. Bir yandan, Haneke’nin şiddete yaklaşımı her iki filmde de aynı olmasına rağmen, rahatsız edicilik mefhumu Code Unknown’da biraz zayıf kalmış. Diğer yandan, aile ilişkileri teması azınlıklar ve sosyal eşitsizlik üzerinden post modern toplumlardaki toplumsal ilişkiler düzeyine genişletilmiş olsa da, iletişimsizlik zemininde aile ilişkileri kimi sahnelerde hala göze çarpıyor. Mesela, Jean’ın Georges ve Anne’ya ulaşmaya çalışırken başarısız olmasında, Anne’nın kapısına bırakılan gizemli yardım çağrısı Continue reading

Post-Modern Zamanlarda Bir ‘Auteur’ Olarak Michael Haneke (1. Bölüm)

Michael-Haneke

Bir film, yönetmenin, senaryonun ve seyircinin ortak katkıları ile anlam üretir. Yani, sadece yönetmenin anlayışına, kullandığı tekniklere, kendisine özgü tema veya motiflere bakılarak veya sadece senaryo bütün olarak veya tek tek sahneler üzerinden incelenerek veya sadece filmin seyirci tarafından nasıl algılandığı önemsenerek filmin anlamı çözülemez. Bu faktörlerin tümü bir araya gelerek filmde anlam üretimini gerçekleştirirler.

Filmin anlamı için bu 3 faktör birlikte çok önemli olsa da, yine de kimi zaman bir yönetmen çıkar ve filmin anlam kazanmasında, inkar edilemez şekilde belirgin ve dominant stili ve Continue reading

Yeni Başlayanlar İçin Hint Sineması: Shah Rukh Khan Efsanesi (2. Bölüm)

Yeni-Baslayanlar-Icin-Hint-Sinemasi-Shah-Rukh-Khan-Efsanesi-2-BolumHint Sinemasını tanıma amaçlı birbiriyle bağlantılı adımları takip ederek başladığımız sinema yolculuğu, ilk bölümdeki Aamir Khan tanıtımından sonra devam ediyor. Daha önce hiçbir bilgim olmadan sadece merak ederek başladığım Hint sineması keşfinden bu kadar memnun kalacağımı hiç düşünmemiştim ama şu andaki durumumda her gün bir Bollywood filmi izleyecek kadar kendimi kaptırmış durumdayım. Bunun sebeplerini biraz kültürel benzerlik, biraz kendine ait bir dili olması, biraz da neşeli, enerjik bir atmosferi olmasına bağlayabiliriz. Ayrıca Bollywood filmlerinin her biri birbirini destekler nitelikte genişledikçe kendisini bitiren değil besleyen bir yapıya sahip; kendi efsane Continue reading

Come and See (1985): Savaş Çığırtkanları İçin Panzehir Niyetine

Come-and-SeeElem Klimov’un ‘85 yapımı filmi Come and See, tüm zamanların en iyi savaş filmlerinden biri ama nedense savaş filmi denince akla ilk Full Metal Jacket, Schindler’s List, Saving Private Ryan, Apocalypse Now falan gelir. Bunun muhtemelen en büyük sebebi Elem Klimov’un Hollywood stüdyolarından uzakta Rusya’da çalışması ama belki de Klimov, bu kadar iyi bir film yapabilmesini de aynı sebebe borçludur.

Come and See 2. Dünya Savaşı sırasında Belarus’ta yaşananlara odaklanan bir film ve konuya yaklaşımı sayesinde diğer 2. Dünya Savaşı filmlerinden çok ayrı bir yerde duruyor. Bundaki en büyük pay yönetmene ait. Klimov alışılmışın dışında bir cesaretle yapmış filmini. Vahşeti böylesine doğrudan bir biçimde Continue reading