La Haine (1995): Geç Kalınan Treni Yakalama Problemi

La-HaineMathieu Kassovitz’in uzunca bir süre üzerinde okuma yapabileceğiniz, Fransız sinemasının son dönemdeki en ilgiye değer örneklerinden La Haine (Protesto), sosyal tabakalaşmanın toplumları getirdiği o son noktayı, kolluk gücü olarak polisin bu noktada belki de tek kurtuluş şansı olan gençlikle uğraşmasını ve o gençliğin de aslında çoktan kurtuluştan vazgeçmiş olduğunu gösteren, karanlık ama çok karanlık bir film. Siyah-beyaz çekilen filmin hikayesi gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış. 1993 yılında Zaireli Makome B’owole isimli gencin polisle yaşadığı tartışma sonucu meydana gelen olay filmin hikayesini oluşturmaktadır. Konuyu özetlemek gerekirse farklı etnik kökenlere sahip üç gencin, protestoların ve polisle çatışmaların Continue reading

Rush (2013): Hayattan Rekabeti Alın Geri Neyi Kalır Ki!

RushÜlkemizde sessizce vizyona giren ve aynı sessizlikle vizyondan kalkan, A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) filminin ünlü yönetmeni Ron Howard’ın bu sene Oscar ödüllerinde boy göstermesi muhtemel filmi Rush (Zafere Hücum), bu senenin gözden kaçan filmlerinden. Ünlü Formula 1 yarışçıları Niki Lauda ve James Hunt’un sıra dışı hikayelerini ve aralarındaki rekabeti anlatan film, özellikle kusursuza yakın görüntü yönetmenliği ve kurgusuyla dikkat çekiyor.

Odak noktasında Avusturyalı pilot Niki Lauda’nın 1976 yılında yaptığı kazanın olduğu Rush, kazanın olduğu yarışın öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Hava koşullarının Formula yarışı için uygun olmadığı bir atmosferde hızını dengeleyemeyen Continue reading

Fruitvale Station (2013): Yeni Yılda Sehven Adam Öldürmek

fruitvale-stationYeni bir yıl herkes için farklı anlamlar taşır. Yeni bir ev, yeni bir iş, mutluluk, huzur, işyerinde başarılı olmak, sağlık sorunlarının çözülmesi, çocuklarının daha iyi imkanlarla büyümesi, tuttuğu takımın şampiyon olması gibi pek çok beklenti içerisine girilir yeni yılda. Ancak Fruitvale Station filminin de konu olarak ele aldığı Oscar Grant’ın ailesi için yılbaşı demek çok farklı bir anlam taşımaktadır. Çünkü 2008 yılını 2009 yılına bağlayan gecede Oscar Grant, acemi ve bilinçsiz bir polisin silahından çıkan mermiyle hayata gözlerini kapatmıştır ve ondan geriye yalnız annesi, sevdiği kadın ve küçük kızı kalmıştır. Oscar Grant’ın ailesi ve sevdikleri artık her sene başında onun ölüm yıldönümünü anmakta ve polis şiddetine karşı protestolar düzenlemektedir. Bu gerçek ve can Continue reading

Geoffrey Nowell-Smith’in Dünya Sinema Tarihi’nde İran ve Türkiye Sineması

Dunya-Sinema-TarihiÖzet

Bu çalışmada, Geoffrey Nowell-Smith‘in editörlüğünü yaptığı Dünya Sinema Tarihi kitabının, egemen bağımlı ilişkisi açısından incelenmesi yapılmaya çalışılacaktır. İncelemeye editöryal tutum açısından hangi ulus sinemasına nasıl yaklaşıldığı ele alınarak başlanacak, İran sinemasının kitaptaki yeri ve bu bölümün yazarının İran sinemasına yaklaşımına değinilecek ve son olarak Türkiye sinemasının kitapta nasıl yer bulduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda Avrupa merkezli bakışın kitaba ne derece sirayet ettiği sorgulanırken Batı’nın gözünden Doğu algılaması ve Doğu’nun da kendini Batı ölçütleriyle Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Üçüncü Dünyada Entelektüellerin İşlevi

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de Los Hornos; altı saatlik bu uzun film, tüm bölümleri ayrı ayrı ele alınması gereken, sinema tarihinin en politik filmidir. Bu yazıda sadece Fernando Solanas’ın Batı’nın hegemonyasını meşru kılan araçlardan biri olan organik aydının toplumdaki işlevi üzerine odaklandım.

İntellacktualansicht; Hegel felsefesinin önemli kavramlarından biridir. Zihinsel tavır yahut zihinsel düşünme olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu kavram, Hegel’den sonra batı düşünce tarihinde de önemli bir rol oynamıştır.  Entelektüel başlıbaşına bir sorunken, bu tanım Batı dışı topraklarda daha çetrefil bir hal almaktadır. Continue reading

La Hora de los Hornos (1968): Şiddet, Sömürgecilik ve İsyan

Kizgin-Firinlarin-SaatiLa Hora de los Hornos (Kızgın Fırınların Saati) filmi, Fanon‘un “Sömürgeleştirilmiş olan şiddetle özgürleşebilir.” sözleriyle başlar. Fernando Solanas’ın, filmdeki önermesi dikkate alındığında filmin bu cümlelerle başlamasının tesadüfi olmadığı anlaşılır. Çünkü filmde, günlük hayatın hemen her aşamasında gizli ya da açık olarak halkı sindirmeye yönelik kurgulanan şiddete karşı, halkın kendi öz gücüne dayanarak kullanacağı şiddeti harekete geçirme eğilimi vardır. Filmin şiddet yaklaşımı bu kavram üzerine tartışmayı da beraberinde getirir.

Egemen ulusların kuruluşlarından sömürgeleştirilmiş uluslarının kuruluşlarına kadar hemen her örgütsel yapılanma şiddetin belli başlı Continue reading

The Hobbit: Desolation of Smaug (2013): Ben, Atilla Dorsay ve Orta Dünya

Hobbit-Desolation-of-SmaugHenüz fantastik filmlere ve kitaplara merak salmadığım, Yüzüklerin Efendisi ile ilgili hiçbir fikrimin olmadığı çocukluk yıllarımda, küçük bir sinema meraklısı olarak karşısına dikilmiştim Atilla Dorsay’ın. Kitap fuarında imza dağıtıyordu, ben de yaşıma göre kalınca kitaplardan birini alıp imza almak için sıraya girmiştim. Onun yazılarını gazeteden takip ediyordum, merak ettiğim filmlerin yorumlarını ilk ondan alıyor, beğendiyse özellikle gidiveriyordum bahsettiği filme. Heyecanla sıranın bana gelmesini bekliyordum ama sıra bana geldiğinde ne diyeceğimi bilemeden sessizce karşısında durdum ve ona elimdeki kitabı uzattım. Hiç çalışmadığım bir yerden sormuştu Atilla Dorsay, “Ne tarz filmler seviyorsun?” diyerek. O zamana kadar hiç düşünmemiştim bu Continue reading

Castaway on the Moon (2009): Börülce Soslu Eriştenin Hikayesi

Castaway-on-the-MoonHollywood tür sinemasının en iyi örneklerinin sergilendiği, ayrıca yeni türlerin oluşturulduğu dünyanın en büyük film endüstrisidir. Western, romantik-komedi, bilimkurgu gibi türlerde çok başarılı filmlerin temelinde Hollywood’un tür sineması üzerine oluşturduğu formüller bulunmaktadır. Örneğin, epik filmlerin hemen hepsinde aynı ilerleme gözlenir; kahraman bütün aşamaları geçer, finale geldiğinde rakibi onu yenecek gibi olur, en dibe vurduğu anda birden ayağa kalkar ve son rakibini de alt eder; ya da söz konusu filmin isminden yola çıkarsak, Castaway kelimesi deniz kazası sonucu adada mahsur kalan kişi için kullanılır ve bu tip filmlerde baş karakter adada kaldığı süre boyunca korku-isyan-kabullenme-umut- Continue reading

Incendies (2010): Savaşın Ortasında Tek Başına Kalmış Bir Anne

IncendiesFilm incelemelerinde dikkat edilmesi gereken birkaç ana öğe vardır, kurgu gibi, senaryo gibi, sanat yönetmenliğinin hikayenin temasına uygunluğu veya ses kullanımının etkinliği gibi. Ancak bazı filmler de vardır ki henüz ismi anıldığında bile derin bir iç çekip filmden bazı sahneler canlanır hafızada, öyle bir konu anlatılmaktadır ki filmde kelimelerin anlamı yoktur. Dennis Villeneuve’nin Incendies (İçimdeki Yangın) filmi de bu tarz filmlerden. Anne ve çocukları arasında geçen iki ayrı hikaye anlatmaktadır film; annenin hikayesi Lübnan iç savaşı sırasında geçmekteyken, çocukların hikayesi ise aniden şoka girip vefat eden annelerinin son vasiyetini yerine getirme üzerinedir. Lübnan iç savaşında etkin bir rol oynayan annelerinin vasiyeti Continue reading

Disconnect (2012): Sanal Dünyanın Kör Kuyularında Kalanlar

DisconnectDünyayı robotların ele geçirdiği ve insanlarla robotların karşı karşıya geldiği fantastik filmlere seyirci olarak alışığız ve her filmde benzer soruları kendimize soruyoruz; “Gerçekten bir gün robotlar dünyayı ele geçirip insanları köleleştirebilir mi?” Farkında olmadığımız ise, uzaylılar nasıl filmlerde karakteristik bir şekilde koca kafalı elips gözlü resmediliyorsa, robotlar da metalik bir vücuda bürünmüş insanın mekanik hali olarak resmediliyor ve bu yanılgıyla robotların /teknolojinin ürettiği makinelerin bizi henüz ele geçirmediklerini düşünüyoruz.  Halbuki bilgisayar, cep telefonu ve bu iki aygıtın içerisindeki milyonlarca farklı özellik ile birlikte insanoğlu artık kendi dünyasının sahip olduğu gerçeklikten başka sanal hayatlar üretiyor ve Continue reading