Fransa-İspanya ortak yapımı olan, yönetmen Cedric Klapisch’in 2002 yılında festivallerin ilgi odağı olmuş filmi L’Auberge Espagnole, ülkemizdeki bilindik ismi İspanyol Pansiyonu, hayal gücü yüksek Xavier’in Erasmus yolculuğunu ve kendi kişisel hesaplaşmalarını anlatan bir romantik komedi filmi. Ancak pek çok diğer özellikle birlikte, oyuncu kadrosunun oluşturduğu sinerji ve zeka dolu senaryo filmi türdeşlerinden farklı bir konuma yerleştiriyor. Seyirciler tarafından hayranlık derecesinde beğenildikten sonra 2005 yılında ‘Les poupees russes’ ve 2013 yılında ‘Casse-tête chinois’ olarak iki devam filmi çekilen ve noktası konulan hikaye, sadece basit bir Erasmus macerasından çok daha fazlasını anlatıyor. Continue reading
Category Archives: Yabancı Sinema
Chennai Express (2013): Dikkat, Hazır Ol, Trene Atla !
Ülkemizde yeterince Hint sinemasına yer verilmediğini göz önüne alırsak, sessiz sakin vizyona giren Chennai Express filmini Nisan ayının sürprizi olarak nitelendirebiliriz. Rohit Shetty’nin yönettiği, ‘Kral’ lakaplı Shah Rukh Khan ve son dönem yıldızlardan Deepika Padukone’nin oynadığı, dilimize ‘Aşk Treni’ olarak çevrilen film, Hindistan’daki millet, dil ve din çeşitliliğini esprili bir şekilde klasik Bollywood aşk hikayesiyle birleştiriyor ve en büyük kozu da Hint efsanesi Shah Rukh Khan. Hint sinemasıyla az da olsa ilgili olan birisi için bile Shah Rukh Khan ismi filmi izlemek için yeterli bir sebeptir. Continue reading
The Lunchbox (2013): Bazen Yanlış Tren İnsanı Doğru İstasyona Götürür
Hindistan’da yaygın bir şekilde kullanılan, Harvard’da tez konusu dahi olmuş bir öğlen yemeği sistemi bulunmaktadır. ‘Dabba’ adı verilen sistem eşler/anneler tarafından yapılan ev yemeklerinin bir nevi ‘ilkel kurye ekibi’ tarafından çantalarla taşınarak ofiste çalışan yakınlarına götürülmesi üzerinedir. Ancak Hindistan gibi coğrafyası geniş, ulaşımı zor bir ülke için bu sistemi kusursuza yakın bir şekilde uygulamak, dabba dağıtımcılarını Dünya çapında üne kavuşturmayı başarmıştır. Araştırmalara göre dört milyonda bir yanılma payı olan bu sistem kendisinden beklenmeyecek kadar güvenli ve aynı zamanda ekonomiktir de. Continue reading
Dom Hemingway (2013): Olmamış Bir Kötü Adam Filmi
Karakter filmi yapmanın en büyük riski, basit bir şekilde karakterin izleyici tarafından beğenilmemesidir. O yüzden de tek başına filmi sırtlayacağı hesap edilen karakterin çok orijinal, çok zeki, çok kaçık gibi özelliklere sahip olmasıyla birlikte izlenmeye değer bir hikayesinin olması da şarttır. ‘Dom Hemingway’ karakterine baktığımızda karşımızda belki de son zamanlarda gördüğümüz en çılgın, en psikopat kişilik durmaktadır, üstelik bir de rolü için on beş kilo almış Jude Law bu karakteri canlandırmaktadır. Seyirci açısından filmi izlemeye karar verme açısından karakterin psikopatlığı ve Jude Law’ın cazibesi yeterli gözükebilir ilk başta ancak karakter filmlerinin ikinci şartı olan ‘hikaye’ kısmı Dom Hemingway’ın en zayıf tarafı. Continue reading
U ri Sunhi (2013): Hepimizin Sevgilisi Sunhi
Son dokuz yılda on bir filme imza atarak üretkenliğini kanıtlamış Hong Sang So, film festivallerinden sıkça ismini duyduğumuz bir isim ve son filmi ‘Uri Sunhi’ de 33. Uluslar arası İstanbul Film Festivali’nde sinemaseverlerle buluşma fırsatı buldu. Locarno Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü alan film Hong Sang So’nun en iyi işi olmasa da hem teknik hem yazınsal anlamda ilgiye değer. Filmin türü hakkında hafif komedi, aynı zamanda romantik bir drama olarak nitelendirmek mümkün. Bir kadının etrafında büyülenmişçesine hareket eden ve birbirlerinin Sunhi ile olan ilişkilerinden habersiz üç adamın sade hikayesini izlerken, senaryodaki ince detayları yakalamak yönetmenle seyirci arasında eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Continue reading
Jiao You (2013): Tsai Ming Ling’in Sokak Köpekleri
Tayvan sinemasının günümüzdeki en ünlü yönetmeni Tsai Ming Ling bu sene 33.Uluslararası İstanbul Film Festivali’ne iki yeni filmiyle konuk oldu; Jiao You ve Xi You. Yönetmenin iki filmi de festivalin Mayınlı Bölge programında gösterim şansı buldu ve Jiao You filmini izledikten sonra neden filmlerin bu programda gösterildiğini çok iyi bir şekilde anlıyoruz. Çünkü özellikle Tsai Ming Ling sinemasına uzak seyirci kitlesi için izlenmesi çok zor olan, ‘yavaş filmler’ diyebileceğimiz kategoride en önde yer alabilecek bir filmle karşı karşıyayız. Festivalin son günü izlediğim seansta salonun neredeyse yarısı salonu terk etti ve bu tahminimce filmin içeriğinden çok biçimiyle alakalıydı. Continue reading
Mandariinid (2013) : Mandalina Savaşları
1990 yılında Abhazya’da başlayan savaş, o topraklarda yıllardır huzur içinde yaşayan Estonyalı halkın da evinin önüne kadar uzanmıştır. Çoğu Estonyalı’nın evlerini terk edip ülkelerine geri döndükleri kanlı Abhazya topraklarında geriye iki yaşlı adam kalmıştır; mandalina ağaçları olan ve savaş zamanı mandalina ticaretine başlamaya karar veren Margus ve ona marangoz atölyesinde kasalar yapan yakın arkadaşı Ivo. Bu iki yaşlı adamın sakin hayatları savaşla birlikte evlerini durak niyetine kullanan askerlerle bozulmuştur ancak hem Ivo hem de Margus bu duruma aşırı bir tepki göstermezler. Continue reading
Anni Felici (2013): Otobiyografik Bir Keşif Yolculuğu
İtalyan sinemasını takip edenlerin “My Brother is an Only Child” filminden tanıdığı yönetmen Daniele Luchetti’nin otobiyografik olarak nitelendirebileceğimiz son filmi “Anni Felici” bu sene 33. Uluslararası İstanbul Film Festivali yarışma filmlerinden. 70’li yıllarda yönetmen Luchetti’nin çocukluk döneminde geçtiğini tahmin ettiğimiz film, yönetmenin ailesinde yaşanan fırtınalı yıllara odaklanıyor. Babası Guido çağ dışı kalıpların dışına çıkmak isteyen bir sanatçıdır ve ürettiği son eserle birlikte eline Milan’da canlı performans sergileme fırsatı geçmiştir. Annesi Serena ise ilk başlarda tipik kıskanç, çocukları için yaşayan, kocasının başarıları karşısında sönük kalmış bir tiptir ve kendini ifade edemeyen bu hali ortaya mutsuz bir çift portresi çıkarmaktadır. Continue reading
Les Garçons et Guillaume, a table (2013): Cesar Fatihi, Yılın En Eğlenceli Filmi
Guillaume Gallienne’nin bu filmi en büyük sükseyi 2014 Cesar ödüllerinde yaptı ve en iyi film dahil olmak üzere beş ödül aldı. “La vie d’Adele”, “Venus in Fur” gibi iddialı yapımların arasından sıyrılan bu ilk film, yönetmenin aynı zamanda başrolde olduğu, hatta kendi gençlik yıllarını anlattığı kişisel bir film. 86 dakikalık kısa süresi boyunca Guillaume bizi gençlik yıllarına, cinsel kimliğini aradığı uzun bir yolculuğa çıkarıyor ve İngiltere, İspanya ve Almanya gibi ülkelere de uğrayan bu yol hikayesi sıfırdan başlayan bir ‘looser’ karakterin nasıl kendisini keşfederek güven inşa edebileceğini anlatıyor. Continue reading
9 Mois Ferme (2013): Themis’in Gözündeki Bağ Çözülürse
Adaleti simgeleyen en bilindik figür, Yunan mitolojisindeki adalet tanrıçası Themis’tir. Bir elinde uzun kılıcı, diğer elinde şaşmaz terazisiyle dengeli ve sert bir imaj çizen Themis heykelinin bir diğer özelliği de gözlerinin bağlı olmasıdır. Themis’in göz bağı onun tarafsızlığını simgeler, gözleri bağlıdır çünkü davalı-davacı ikilisinden herhangi birini görüp taraf olmaması gerekmektedir. Peki bir elinde adaletin cezalandırıcı keskin kılıcını, diğer taraftan adaletin dengesini gösteren terazisini tutan bir figürün gerçekten o göz bağına ihtiyaç var mı? Daha çok oyunculuğuyla tanıdığımız, aynı zamanda yönetmen ve senarist olarak parlak bir kariyere sahip Fransız Albert Dupontel, bu dinamik kara komedi filminde adaletin gözündeki bağı çözüyor Continue reading