A
rnold Scwarzenegger’in 67 yaşında olduğunu düşündüğümüzde onu hala aksiyon filmlerinde görmek bile büyük mesele. Başta “Terminatör” filmi olmak üzere 80’li ve 90’lı yıllarda rol aldığı aksiyon filmlerinin hayranı olanlar onu şimdi bile keyifle izleyeceklerdir şüphesiz. Son yıllarda “The Expendables” serisi eski kurtları tekrar görmemiz için iyi bir vesile oldu ve seyirci bu modaya olumlu anlamda tepki gösterince serinin peşi sıra seri dışında aksiyon filmlerinin de geleceği belli olmuştu. Arnold 2013 yılında “The Last Stand” ve “Escape Plan” gibi iki filmde rol aldı ve şimdi bu sene de
izleyicilerinin karşısına “Sabotage” ve “The Expendables 3” filmleriyle çıkıyor. 2001 yapımı “Training Day” ve 2003 yapımı “S.W.A.T.” filmlerinin yazar kadrosunda olan David Ayer’in Continue reading
Author Archives: Kerem Y.
A Thousand Times Good Night (2013): Savaş Fotoğrafçısının Ailesiyle İmtihanı
Bir savaş fotoğrafçısının gözünden kana bulanan topraklarda yaşanan trajediye tanıklık etme fikri, orijinal olmasa da iddialı ve ilgi çekici. Norveç, İsveç ve İrlanda ortak yapımı Erik Poppe imzalı “A Thousand Times Good Night” filmi bu fikirden yola çıkılarak ortaya konmuş naif bir film. Başrollerinde ünlü Fransız aktis Juliette Binoche ve “Game of Thrones” dizisinden tanıdığımız Nikolaj Coster-Waldau’nun oynadığı film, hikaye olarak sahip olduğu potansiyeli yansıtamıyor ve konuyu Hollywood sinemasına yakın bir yüzeysellikle işliyor.
Rebecca (Juliette Binoche) Afganistan’dan Afrika bölgesine kadar Dünya’da savaşın olduğu her yere gitmiş, dünyanın en iyi savaş fotoğrafçılarından biri. Afganistan’ın Kabil şehrinde canlı bomba olarak Continue reading
Calvary (2014): İnancın Olmadığı Yerde, Rahip Ne işe Yarar?
İrlanda sinemasının sön dönem parlak yönetmenlerinden, “In Bruges” filminin yönetmeni Martin McDonagh’ın kardeşi John Michel McDonagh, 2011 yılında gösterime giren ve büyük beğeni toplayan “The Guard” filminden sonra, sıradaki filmi “Calvary” de bir rahibin hikayesine odaklanıyor. Bir Pazar ayininden sonra yaşadığı kasaba insanının günah çıkarması için bekleyen Rahip James, kimliği belirsiz bir adam tarafından günah çıkarma esnasında tehdit edilir ve yedi gün sonra kasabanın sahilinde öldürüleceği söylenir. Çocukken bir rahip tarafından beş yıl boyunca taciz edilen bu esrarengiz kişi, kötü bir rahibi öldürmenin işe yaramayacağını, bunun üzerine ‘masum’ olduğu için James’i öldürmeyi seçtiğini söyler. “Calvary” son yedi gününü Continue reading
Susuz Yaz (1964): Sessizlikte Büyür Monarşi
Susuz Yaz filmi, dönemin şartlarına ve zorluklarına rağmen yurt dışında ilk olarak Berlin Film Festivali’nde vizyona girip, büyük ödül Altın Ayı’yı kazanalı tam elli yıl olmuş. Bu ödül devamında başka uluslararası ödülleri de filme kazandırmıştır ve aynı zamanda Türk sineması için uluslararası anlamda alınan ilk ödüldür. Necati Cumalı’nın hikayesinden uyarlanan, Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı film başrolde üç oyuncunun; aynı zamanda filmin yapımcısı olan Ulvi Doğan, Erol Taş ve Hülya Koçyiğit’in arasında geçiyor. Continue reading
Sound City (2013): Müziğin Kalbine Yolculuk
Dave Grohl, müziğin yaşayan önemli isimlerinden. Nirvana’nın bateristi, Foo Fighters’ın ‘frontman’i Grohl, bu iki ünvanının yanında aynı zamanda şarkı sözü yazarı, gitarist ve de yönetmen. Müzikte seslerin bilgisayara depolanması henüz başlamamışken ve her şey doğal ortamında ‘canlı’ kaydedilmekteyken, müziğin efsaneleri ve efsane olmaya adaylarının uğrak yeri olan “Sound City”nin hikayesini anlatmak için yönetmenlik kimliğine bürünen Grohl, müziğin içinden müzik dünyasını anlatan biri olarak “Sound City” filminde anlatılmak isteneni objektif, duygusal ve açık bir şekilde seyirciye aktarıyor ve bunu yaparken Neil Young, Rick Springfield, Fleetwood Mac gibi kişi ve grupların Continue reading
Once (2007): Bir Tanışma Hikayesi
Dublin sokaklarında sıkışıp kalmış iki insan; biri babasının elektrikli süpürge tamir dükkanında çalışıp diğer yanda sokak şarkıcılığı yapıyor, diğeri doğduğu ülkesini terk edip ailesine bakmak için küçük işlere çalışıyor. Bilinçli bir tercih olarak hikaye boyunca başroldeki erkek ve kadın karakterimizin ismini öğrenemiyoruz çünkü “Once” filminin konusu aslında herkesin hayatı boyunca başına gelmiş ya da gelebilecek bir tanışma hikayesi. İki karakter tanışır, önce ortak noktaların keyfini çıkarır, sonra farklılıklarını ölçüp biçerler ve sonuç olarak da ilişkiyi bir sonraki adıma taşıyacak yol ayrımına gelirler. Bu bilindik ‘yol’ hikayesini gerçekçi ve abartıdan uzak bir süslemeyle anlatan John Carney hikayeyle birlikte bu filmin ikinci planında. Vitrinde ise Continue reading
Kramer vs Kramer (1979): Aile Olma Üzerine
Klasik Hollywood sinemasının organik aile yapısını incelemeye alan ve yapıyı değiştirerek tartışmaya açan “Kramer vs Kramer”, aynı zamanda hayatımızı işgal eden kapitalist yaşam biçiminin aile kavramını bozguna uğratacağını işaret eden samimi bir film. “Bonnie and Clyde” filminin senaristi Robert Benton’un En İyi Oscar ödüllü bu filmi daha çok oyuncu performanslarıyla ön plana çıksa ve adından söz ettirse de, kalıplaşmış Hollywood cümlelerine getirdiği farklı bakış açısıyla da takdiri hak ediyor.
“Kramer vs Kramer” ismi itibariyle bir karşılaşma izleyeceğimizi düşündürtse de, aynı zamanda iki tarafın da birbirinden farkı olmadığını ve seyircinin bir Continue reading
Network (1976): Kitle Kontrol Silahı Olarak Medya
Televizyon dünyasının bir parçası olan, televizyon dizilerine senaryo yazarlığı yapmış bir isim Paddy Chayefsky. 59 yaşındayken kansere yenik düşüp hayatını kaybeden yazar en iyi özgün senaryo dalında 3 Oscar ödülü almış bir isim ve televizyon dünyasının kirli oyunlarını anlattığı “Network” filmi en bilindik eseri. Yönetmenliğini “12 Angry Men”, “Dog Day Afternoon” gibi kült filmlerin başarılı ismi Sidnet Lumet’in yaptığı “Network”, daha çok yazınsal boyutuyla ön plana çıkıp Chayefsky’nin ustalığına hayranlık uyandırsa da, aynı zamanda Lumet’in dengeli yönetmenlik anlayışıyla birlikte yıllar boyunca unutulmayacak bir yapıt. Continue reading
The Birds (1963): Doğa, Kuşlar ve Kadınlar
Kuşların davranış biçimlerinden en bilindik olanı muhtemelen grup halinde ve belirli bir düzen içinde hareket etmeleridir. Özellikle göç zamanlarında gökyüzüne baktığımızda onların estetik danslarıyla karşılaşmamız mümkündür. Alfred Hitchcock’un simgeleşmiş filmlerinden “The Birds” rahatsız edici sesler çıkararak birbirinden bağımsız ters istikamette ve hatta birbirlerine çarparak uçuşan kuşlar ile açıldığında seyirci henüz ilk saniyeden mesajını almış alıyor; bu kuşlar sizin bildiğiniz kuşlardan değil!
Evet, sistematik bir şekilde ahenkle uçtuğunu bildiğimiz kuş sürülerinin “The Birds” filminde sistematik bir şekilde saldırılara geçeceğini anladığımız ilk sahne filmin açılış sahnesi ve olayların Continue reading
Kış Uykusu (2014): Nuri Bilge Ceylan’ın Türk Sinemasına Armağanı
Türk sinemasının 100. yılına adanmış en güzel ödül Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde kazandığı Altın Palmiye ödülüydü. Mütevazi duruşunu bozmadan anlatmak istediğini filmlerinde anlatan, akrabalarından oluşan küçük bir bütçeyle çektiği filmlerden büyük prodüksiyonlara geçişi sürecinde çizgisini bozmadan, yazınsal anlamda Çehov, kurgusal zenginlikte Andrei Tarkovsky ve Ingmar Bergman gibi ustalardan esinlenerek evrensel bir dil yakalayan, Türk sinemasının yaşayan en büyük değerlerinden biridir Nuri Bilge Ceylan. Continue reading