La Cinquieme Saison (2012): Festival Var Dediler, Geldik

La-Cinquieme-SaisonAynı zamanda evli bir çift olan Peter Brosens ve Jessica Woodworth‘ün Khadak ve Altiplano‘dan sonraki üçüncü ortak çalışmaları La Cinquieme Saison, birbirinden bağımsız ama aynı zamanda bir üçleme olarak değerlendirilebilecek serinin son filmi. Mayınlı Bölge programı dahilinde 32. İstanbul Film Festivali‘nde üç gösterim yapan film, ‘Doğa, muhtaç olduğumuz bereketi bize vermese ne olurdu?” sorusundan yola çıkarak insan – doğa ilişkisini sorgularken, yönetmenlerin tüm iyi niyetlerine rağmen didaktik bir anlatımın ötesine geçebildiklerini söylemek maalesef mümkün değil.

Siyah ekran üzerine doğa sesleriyle yapılan açılış, daha ilk saniyelerinde filmin anlatı çerçevesini çiziyor ve böylece hızla filmin bakış açısını Continue reading

Silver Linings Playbook (2012): Risk Almamak Büyük Risktir, Mr. Russell

Silver-Linings-PlaybookTürkçe’ye Umut Işığım adıyla çevrilen Silver Linings PlaybookThe Fighter ve I Heart Huckabees filmleriyle tanıdığımız David O. Russell‘ın son filmi. Filmde sıradışı bir zeka parıltısı görmek pek mümkün değil, buna rağmen kazanılan Oscar adaylıkları ise Silver Linings Playbook için oldukça ekstra başarılar. Akademi’nin en iyi film adayları arasında çoğu yıl bir kontenjanı Amerikan orta sınıf ailesinin sorunlu ilişki yapısına ayırdığı bir sır değil. American Beauty, Juno ve The Descendants bu türün son 15 yıldaki en başarılı örnekleriydi. Bu filmlerin yolundan giden Silver Linings Playbook içinse aynı şeyi söylemek çok zor. Continue reading

The Panic in Needle Park (1971): Requiem for a Dream’i Seven, Bunu da Sevdi

The-Panic-in-Needle-ParkModern sinemanın klasik temaları arasında en popülerlerden biri bağımlılık ve bağımlılık temelinde odaklanılan uyuşturucu bağımlılığı. Zaman zaman Türkiye sinemasında da örneklerine rastlayabiliyoruz uyuşturucu temasının ama en başarılı uygulamalar ABD ve Avrupa sinemasına ait. Bir kalemde akla gelenler ise Danny Boyle’un Trainspotting‘i, Gus van Sant’ın Drugstore Cowboy‘u ve tabii ki Darren Aronofsky’nin Requiem for a Dream‘i. Jerry Schatzberg’in yönettiği 1971 yapımı The Panic in Needle Park (Esrar Bitti) ise uyuşturucu temalı filmler için bir öncü olmasının yanı sıra, konuyu işleyişindeki farklılığıyla da dikkat çekici bir film. Continue reading

City of God (2002): “Çaldım, Tüttürdüm, Öldürdüm ve Şimdi Bir Erkeğim!”

City-of-GodRio de Janerio’nun varoş mahallesi Cidade de Deus, yani Tanrıkent’teki organize suçların artışını gösteren City of God, 60’lar ve 90’lar arasındaki süreci, bu suç şehrinde masumiyetini korumaya çalışan Rocket isimli çocuğun gözünden anlatıyor. Sonunda da yazıldığı gibi, film gerçek bir hikayeden kurgulanmış ve bu varoş mahallesi, uyuşturucu istismarı, şiddet suçları ve bir çocuğun kendini yaşadığı mahallenin pençesinden kurtarma çabasıyla gerçeği başarıyla yansıtıyor. Continue reading

The Last Laugh (1924): Sinema, Kamerayla Oynanan ve Sonunda Almanların Kazandığı Bir Oyundur

The-Last-LaughBir adam ki, lüks bir otelin giriş kapısı önünde görevlidir. Üzerinde şık bir üniforma. İşini en iyi şekilde yapmaya çalışır. Etrafındakilerden çok sevgi saygı görür. İşte bu adamın yeni bir dünyaya girişi işinden kovulmasıyla olur. Bir anda her şey tersine döner. Önceden ona saygıda kusur etmeyen, hizmet etmek için peşinde koşanların şimdi en büyük alay konusudur bu ihtiyar. Kimse tarafından adam yerine konulmaz artık. Bütün kapılar yüzüne kapanır. Kendi ailesi bile ondan utanır, ona sırtını döner. Büyük bir sıkıntının içine düşmüştür adamımız. Ailesi, evi, dostları, hepsi gitmiştir. Artık hiçbir şeyi yoktur. Ve anlarız ki sadece bir üniformaymış onun dünyadaki varlığını değerli kılan, üniforması gidince insanın her şeyi peşinden gidermiş. Continue reading

Shame (2011): Senin Bacına Aynısını Yapsalar İyi Olur mu Kardeş?

ShameBirkaç yıl öncesine kadar Steve McQueen denince akla ilk olarak PapillonThe Magnificent Seven ve The Great Escape filmlerinin unutulmaz aktörü olan Hollywood yıldızı Steve McQueen gelirdi, ama şimdilerde bu isim Hunger filmiyle tüm dünyada büyük beğeni toplayan Altın Kamera ödüllü İngiliz yönetmeni anımsatıyor. Uzun yıllar kısa film yönetmenliği yapan ve ilk filmi Hunger’ı 2008 yılında çeken McQueen’in ikinci filmi olan Shame ise yönetmenin sinema anlayışındaki keskin çizgileri netleştirmesi açısından filmografisinde önemli bir yere sahip.

New York’ta yaşayan, orta yaşlı, yakışıklı, kariyer sahibi bir adam olan Brandon’ın seks bağımlılığı Continue reading