The Hobbit: The Battle of the Five Armies (2014): Orta Dünya Aşkına Birkaç Cümle

hobbit-battle-five-armies J.R.R. Tolkien’in Orta Dünya’sı keşfedilmemiş hazinelerle dolu büyük bir evren. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi bu evrenin en popüler hikayesi olmakla birlikte, Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlandığında pek çok farklı kitleyi bir araya getirmiş bir yapım haline geldi. Üçleme hem Tolkien’in oluşturduğu evrenin takipçilerini hem de fantastik sinema severleri ortak bir çatı altına toplayıp, aynı zamanda popüler ve kaliteli bir ürün olmayı başarmıştı. Üçlemenin unutulmaz bir kimlik kazanmasında çok farklı faktörler ön plana çıktı (CGI efektleri, kurulan devasa setler, hikayenin kapsamlı ve okumaya açık hali vb.) ancak hem kitabın hem filmin bu denli başarılı olmasındaki en büyük pay, kitapların ve filmin arkasında yatan duygular. Tolkien’in hayat hikayesine baktığımızda 1. Dünya Savaşı’nda yaşadıkları, savaş sırasında arkadaşlarını kaybetmesi ve bunun üzerine yaşadığı travmatik dönem, farklı kültürlere ve farklı dillere olan merakı hep yazdığı eserlere yansıttığını görürüz. Öyle ki Yüzüklerin Efendisi üçlemesi iyi ile kötü arasındaki savaşta, savaşın kazananını belirleyecek bir güç yüzüğünün yok edilmesi serüveninden çok, farklı özellikte ve kimlikte grupların beraber mücadele etme hikayesine odaklanmaktadır. Peter Jackson hikayeye saplantılı bir tutkuyla bağlı bir yönetmen olarak, doğru tercihlerle üçlemenin altından kalkmayı başardığında bunu hikayeye duyduğu sevgiyle ve kendisini Orta Dünya’ya adayarak başardı. Yönetmenlerin röportajlarına baktığımız zaman onun Orta Dünya’ya ne kadar bağımlı olduğunu görebiliyoruz. Hobbit serisinin son filmiyle ilgili kritiğe başlamadan önce neden Tolkien’in kitapları yazarken ya da P.J.’nin Yüzüklerin Efendisi serisini çekerken sahip oldukları duygu yoğunluğuna değindiğime gelirsek, Hobbit’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden tek ve en büyük farkı bir türlü erişemediği duygusal yoğunluk. Yüzüklerin Efendisi beslendiği kaynaktan çekimlerin yapıldığı yere, yönetmenin heyecanından filmlerin seyirciyle olan bağına kadar özel bir projeydi ve hep duygusal yoğunluk üst noktadaydı. Ancak Hobbit, henüz ilk aşamasında Tolkien’in çocuk kitabı olarak tasarladığı bir hikayenin başına P.J.’nin oturmasıyla güçsüz bir başlangıç yapmış oldu. Ardından Hobbit’in üçleme olarak çekilmesine karar verilmesi ikinci büyük hataydı ki hikayenin beslendiği kaynağın kapasitesi üç adet iki buçuk saatlik filmi kaldıracak ebatta değildi. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi hikayesinden üç film çıkabilir, Silmarillion kitabından üçlemeyi geçtim, on tane film çıkabilir ancak Hobbit filmi tek film halinde bile olsa büyük bir risk taşıyordu. Taşıdığı risk, yazarın hikayeyi çocuk kitabı için oluşturmasıydı ve P.J. Yüzüklerin Efendisi’nin sahip olduğu içerik doygunluğunu Hobbit filmine de kopyala/yapıştır yaparak sorunu çözebileceğini sandı ve üçüncü tercih yanlışı da böyle oldu. İki seri arasındaki benzer sahnelere baktığımızda arada kaybolan ruhu çok net bir şekilde görebiliriz; ilk seride savaşta farklı ırktan orduların birbirlerine yardıma gidişlerini izlerken tüyleri diken diken olan seyirci, bu seride olan biteni takip etmekten öteye geçemedi. Duygusal yoğunluğunu kaybeden bir Orta Dünya hikayesi haliyle en fazla muazzam bir görsel şov olabilir ki Hobbit üçlemesinin de tarifi özetle bu.

hobbit-battle-five-armies

İlk üçleme Peter Jackson’un Tolkien’in hikayesi üzerinden doğru tercihler yaparak başarıya ulaştığı, Hobbit üçlemesi ise P.J.’nin yine Tolkien’in hikayesi üzerinden sürekli yanlış tercihler yaparak işi endüstriyel bir ürün haline getirmesinin sonucu. İlk iki Hobbit filminden sonra üçüncü filmi büyük beklentilerle izleyip yapılan yanlışlara şaşırmak seyirci için olası bir durum değil çünkü zaten ilk iki filmle ‘efektlere boğulmuş bir eğlence’ haline indirgenmişti seri. Bu açıdan baktığımızda ‘The Battle of the Five Armies’ zaten seyircinin algısında oluşan eğlence dürtüsüne tam olarak karşılık veriyor ancak Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin yanında değerlendirildiğinde hayal kırıklığından öteye geçemiyor.

hobbit-battle-five-armies

Legolas’ın kurtarıcı misali olayların etrafında dolanması, sıfırdan ‘üretilen’ cüce-elf aşkı, yine Legolas’ın okunun bitmesi gibi fantastik evrenin içerisinde düşünüldüğünde ‘saçma’ olan aksiyon çabaları işte hep bu duygu eksikliğinin ve endüstriyel materyal ortaya çıkarma gayretinin sonucu meydana gelen ‘yanlışlar’. Hepsini tek tek saymaya gerek bile yok, ancak özetle Peter Jackson’un Orta Dünya’ya gönül vermiş adam imajının bu seriyle yıkıldığını, artık Michael Bay tarzı filmlerin aranan yönetmeni olacağını söylemek çok da yanlış olmaz. PJ’nin bu mantaliteyle Silmarillion hikayelerini filmleştirmeye çalışması yine gişede iş yapar ama yıllar içerisinde değerini yitirir, tek beklenti bu saatten sonra yönetmenin elinin altında duran ‘eserlerin’ ruhundan kopmadan bu kıymetli fantastik dünyayı göstermesi.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s