Tusk (2014): Anlamsız, Sebepsiz, Gereksiz…

Tusk

Hollywood seri filmleri haricinde çoğu filmi izlerken o filmin çekilme amacını merak ederim. Senaristin hayal dünyasında yaşananlar, gerçek hayatta karşılaştığı olayların perdeye yansıması hep merakımı çekmiştir ve bu yüzden ‘sebepsiz’ yere çekildiğini hissettiğim filmlere karşı hep mesafeli durmuşumdur. Tabi arka planda hemen hemen her filmin yapım amacı ‘para kazanmaktır’ ancak ön planda bir derdi olmayan film baştan eksi puanla başlar. 90’lı yıllar Amerikan bağımsız filmlerine damga vuran isimlerden biri olan Kevin Smith, doksanlardaki başarısını ne yazık ki ilerleyen yıllarda sürdüremedi ve bu sene if 2015 kapsamında izleyeceğimiz ‘Tusk’ hiçbir amacı olmayan, ‘geyik’ bir sohbetin sonucunda oluştuğu belli olan, senenin ve festival programının açık ara en kötü filmlerinden.

Wallace, arkadaşı Teddy ile birlikte internetten radyo yayını yapan, alaycı biridir ve programında da genel olarak insanlarla alay etmeyi ve hayatla dalga geçmeyi esas almıştır. Programında olduğu gibi kız arkadaşına karşı da plansız, günü yaşayan, gerçek duygulardan uzak bir tavır içerisinde olan Wallace, ‘sağlam hikaye’ olarak programında anlattığı, samuray kılıcıyla oynarken yanlışlıkla bacağını kesen adamla röportaj yapmak için Kanada’ya gider ancak orada aradığı hikayeyi bulamaz. Amerika’ya programında anlatacağı bir hikaye bulamadan dönmek istemeyen Wallace, şans eseri bir el ilanına rastlar ve hayatını denizlerde geçirmiş yaşlı bir adamın peşine düşer. Howard Howe adında, tek başına yaşayan adam gizemli biridir ve Wallace hikaye ararken bir anda Howe’un yeni hikayesi haline düşer.

Filmi üç kısma ayırdığımızda ilk kısım Wallace’ı tanımakla geçiyor, eskiden daha samimi ancak az para kazanan biri olan Wallace, hayatının ikinci döneminde çok para kazanan duygusuz, ruhsuz ve kaba bir insana dönüşüyor. Onun bu tüketici, çevresindeki enerjiyi sömüren yapısını tanıdıktan sonra filmin ikinci kısmında Howard Howe’la tanışıyoruz. Howe, tehlikeli, psikopat bir karakter ve Wallace’a şımarıklığının bedelini misliyle ona geri ödeyebilecek biri. İkinci kısımda Howe’un Wallace’ı başka bir ‘forma’ dönüştürmesini izliyoruz ve üçüncü kısımda da Wallace’ın arkadaşlarının eski bir polisle işbirliği yaparak Wallace’ı arama macerasını izliyoruz.

tusk-podcast

Kevin Smith, arkadaşlarıyla sohbet ederken kurduğu bir fikri perdeye yansıtmak istemiş ve düşüncede eğlenceli, parlak ve arkası dolu bir fikir gibi gelen ‘insanı morsa dönüştürme’ esprisi, kayıt altına alındıktan sonra saçma, amaçsız, boş bir şeye dönüşmüş. Wallace başta olmak üzere bütün karakterlerin fazlaca karikatürize olması da seyirci olarak bir türlü filmin içine girmemizi engelliyor ve zaten ‘fazlasıyla hafif olan konu’ iki saat boyunca havada salınıp uçup gidiyor.

Kevin Smith denince akla gelen zeki, komik diyaloglardan eser yok. Belki Howe’un Wallace’u oyalamak için sürekli yalanlar söylediği ilk sahne komik olarak nitelendirilebilir, onun haricinde ne korku türünü, ne komedi türünü, ne de suç filmi olmayı becerememiş bir film ‘Tusk’. Bütün bu olmamışlıkların üzerine garip bir polis karakteri ve garip bir son ile iyice allak bullak oluyor film ve seyirciye niye böyle bir film izlediğine anlam vermeye çalışmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor.

Hazır festival biletleri satışa çıkmışken bu filmden uzak durmanızı tavsiye ederim.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s