if 2015 Programından 10 ‘Kaçmaz’ Tavsiye

!f-istanbul-2015If 2015 Hakkında

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye’ye getiriyor, partileriyle şehri ayağa kaldırıyor, etkinlikleriyle dünyamızı değiştirmeye devam ediyor. Brezilya’dan Endonezya’ya, Hindistan’dan Kenya’ya, 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği !f İstanbul, 12 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor, 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat-1 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileri İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f² de 34 şehir, 40 farklı noktaya film götürecek.

42 ülkeden 115 filmin gösterileceği 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, Cinemaximum Kanyon, Cinemaximum Budak; 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.
If 2015’te Kaçırmamanız Gereken 10 Film

1)Birdman

Iñárritu filmlerinin ortak tek bir özelliği varsa, o da yoğunluk olmalı. Duygusal, entelektüel ya da hicivsel… Allahtan hepsi bir arada değil! Birdman’e gelince, oyunculuğuna mı, teatral tarzına mı, dokümanter kamerasına mı bakalım karar vermek zor. Batman’in Michael Keaton’ı, en çok Birdman rolüyle hatırlanan Riggman adlı bir oyuncuyu canlandırıyor. Yönettiği ve oynadığı kısa tiyatro oyununun maddi, manevi, kimliksel, mesleksel her derdine deva olabilmesini umut ediyor. Lakin süreç aklının sınırlarını zorlayan bir deneyime dönüşüyor. Kameranın sürekli takibi, Riggman’in her nefes alışını ya da alamayışını duymamıza neden oluyor. Sanki Michael Keaton’ın hayatından gerçek anlar çalar gibi… Öte yandan dışavurumlar fantastik olsa da fantezi bir noktadan sonra sadece metafor olmaktan çıkıyor. Sonuçta filmi duygusal olmaktan çok düşünsel yapan da bunlar. Iñárritu şöhret dünyasının derin ve yoğun bir hicvini yapmış ve bunu sahnelemiş. Sonra da üşenmemiş, bu oyun içindeki oyunu, kamerayı gözümüze sokarak filme almış. Nasıl mı yapmış? Adı Iñárritu olan bir icatla.

Birdman

2)The Tale Princess of the Kaguya/Prenses Kaguya’nın Masalı

Bir bambu ağacının parıldayan sapında yaşlı bir oduncu ve karısı tarafından bulunan avuç içi büyüklüğündeki küçük kız, bir anda büyür ve güzeller güzeli bir kadına dönüşür. Kendisiyle her karşılaşanı büyüleyen bu gizemli prenses, onunla evlenmek için kapıya dizilen prensler arasında en uygununu aramaktadır. Studio Ghibli’nin bu son mucizesi, aynı zamanda stüdyonun kurucularından olan Isao Takahata’nın 1999 tarihli Komşularım Yamadalar’dan beri ilk filmi. Masalları özleyenler için duyusal bir şölen sunan Prenses Kaguya Masalı el yapımı suluboya çizimleri ve muazzam güzellikteki dokunuşlarıyla bize adeta başka bir dünyadan sesleniyor. Bir Japon halk masalından esinlenen, her ânı büyüleyici bu animasyon, melankolik ve dokunaklı ritmiyle pek alışılmadık bir güzelliğe sahip.

Princess-Kaguya

3) Look of Silence/Sessizliğin Bakışı

!f 2013’te gösterilen Öldürme Eylemi’nde 1960’larda Endonezya’da yüzbinlerce insanı öldüren katillerle bizi çok yakından tanıştıran Joshua Oppenheimer, Sessizliğin Bakışı’nda ise bizi o günlerde abisini kaybetmiş Adi ile tanıştırıyor. Ağabeyinin ölümünün detaylarını Öldürme Eylemi’nin çekimleri sırasında öğrenen Adi, bugün hâlâ iktidarda olan katillerle yüzleşmeye karar veriyor. Kuşkusuz çok cesur bir karar bu. Bazı sorular nasıl sorulur ki? Ama bir o kadar da sessiz bir onur var Adi’nin yüzleşmelerinde. Amacı suçlamak değil, anlamak. Adi, söze gelmeyecek kadar korkunç bir travmaya bir kapanış cümlesi arayan, kolektif bir kabusun özrünün ve dolayısıyla şifasının peşine düşmüş bir savaşçı.

The-Look-of-Silence

4) 52 Tuesdays /52 Salı

16 yaşındaki Billie’ye annesi Jane trans bir erkek olduğunu ve bundan böyle James olarak hayatını sürmek istediğini söyler. James hayatını değiştirecek olan bu geçiş döneminde biraz zamana ihtiyaç duyduğundan Billie bir yıl babasıyla yaşayacaktır. Birbirlerine yakın olduklarından, haftada bir her salı buluşup zaman geçireceklerinde anlaşırlar. Billie de bir geçiş dönemindedir ve arkadaşlarıyla videoya kaydettikleri bir cinsel araştırma süreci başlar. Bu süreçte kendi arzu ve bağımsızlığının sınırlarını yoklar. 52 Salı’nın çekimleri bir sene boyunca, kronolojik olarak her Salı yapılmış. Karakterler bu sayede zaman içinde derinleşip değişirken, hikaye de cilalı olmaktan çok uzak bir derinlik kazanıyor. Birçok festivalden ödülle dönen film kimlik, kabullenme ve sevginin karmaşık ve kafa karıştırıcı alanında beklenmedik bir yolculuğa çıkarıyor.

52-Tuesdays

5)Plemya/Kabile

Konuşma yok. Anlatıcı yok. Altyazı yok. Müzik yok. Tamamı işitme engelli insanlardan oluşan bir oyuncu kadrosu… Sağır ve dilsiz öğrencilere eğitim veren bir yatılı okula yeni bir çocuk gelir. Etüt dersleri yerine hırsızlık, gasp ve fuhuşun hüküm sürdüğü hiyerarşik bir düzenin içinde kendine yer edinmeye çabalarken, pazarladığı kızlardan birine gönlünü kaptırmasıyla beraber kuralları çiğneyerek düzeni altüst eder. Filmin ilk birkaç dakikasından sonra konuşma ve altyazının eksikliğini unutup ergenliğin sınırları zorlayan fevriliğine ve acımasızlığına teslim olacaksınız. Duyabiliyor olmanızın önem kazandığı tek sahnede ise sağır olmayı yeğleyeceksiniz. Kelimelerin yokluğunda bir yandan da beden performansına şapka çıkaran bu film, sizi bir Rammstein konserinden çıkmışçasına hırpalayacak. İddia ediyoruz, sessizlik hiç bu kadar hunhar ve merhametsiz olmamıştı.

Plemya

6)1001 Grams/ 1001 Gram

Bilim kadını olan Marie (Ane Dahl Torp) her şeyin fiziksel olarak ölçülebilir olmasına takıktır ve hem özel hem de iş hayatını aynı mesafeli tavırla idare etmektedir. Kendisi gibi bu konuda fanatik olan babası Ernst’le birlikte Norveç’in ağırlık ve ölçekler enstitüsünde çalışır. Ernst kalp krizi geçirince, Paris’te gerçekleşecek olan uluslararası kalibrasyon konferansına katılmak Marie’ye düşer. Yolculuk Marie için bir dönüm noktası, içsel değişiminin başlangıcı olacaktır. Orada tanıştığı Pi’nin farklı düşünceleri ve sıcaklığı Marie’ye kendi mutluluğunu ne kadar önemsediğini düşündürür. Sıra dışı komedinin ve absürt filmlerin ustası Bent Hamer bu kez bilim ile insan duyguları arasındaki gri alanda gezinirken, yine hafifliği elden bırakmayarak, birbirimize duyduğumuz ihtiyacı, insan olmanın tuhaflıklarını irdeliyor.

1001-Grams

7)Eden/Cennet

Cennet, “Fransız dokunuşu” denilen Daft Punk ve Cassius gibi efsanelerin doğuşuna tanıklık etmiş elektronik müzik akımının kurucularından Fransız DJ Paul’un 18 yıllık yükseliş ve düşüş hikayesini ekrana getiriyor. Mia Hansen-Løve’ın (aynı zamanda senaryoya da katkıda bulunan) kendi kardeşinin gerçek hikayesinden yola çıkan film, müzikal bir yolculuğa kişisel bir boyut katarken, Fransız elektronik müziğinin bol danslı ve partili arkaplanını da sergilemeyi ihmal etmiyor. !f seyircisinin Elveda İlk Aşk’tan hatırladığı Hansen-Løve, önceki filmlerinde olduğu gibi sanatsal yaratım, zamanın geçişi, ünlü olmanın güzelliklerini ve düş kırıklıklarını kendine has yaklaşımıyla, nostaljinin bilindik tuzaklarına düşmeden yakalıyor. Greta Gerwig, Paul Etienne ve Brady Corbet’in de performanslarıyla dikkat çeken Cennet, hata yapmanın ve düşerken başkalarında yakalanabilen umudun parıltılarıyla dolu.

Eden

8)Tokyo Tribe /Tokyo Çetesi

Santa Inoue’nin meşhur mangasından uyarlanan Tokyo Çetesi, !f’in pek sevdiği yönetmenlerden Sion Sono’nun son deliliği. Belki de kendi kuşağının en gözü pek yönetmenlerinden olan Sono bu sefer de kendine has bir türle karşımızda: Yakuza filmi gibi başlayıp hip-hop resitaline dönüşen bir hikaye, ya da tam tersi. Distopik bir Tokyo’dayız. Şehir mahallelere bölünmüş durumdadır ve bu bölgeler Yakuza çeteleri tarafından kontrol edilmektedir. Bütün bu organizasyonun arkasındaki patron Lord Buppa’dır ve büyük Shibuya ayaklanmalarından beri bu çeteleri kontrol altında tutmaktadır. Birbirleriyle şimdilik müzik aracılığıyla çatışan bu çetelerin aralarında bir savaşın kopması için Musashino Saru çetesinin iki üyesinin ve Kim’in, Wu-Ron bölgesini izinsiz ziyaret etmeleri yetecektir. Hip-hop’ın adeta filmin bir karakteri gibi olduğu, muazzam dövüş koreografileriyle aklınızı başınızdan alacak Tokyo Çetesi hem gözler hem de kulaklar için bir şölen!

Tokyo-Tribe

9)Life Itself

Altmışlarda ve yetmişlerde, yani pek çok kişi için sinemanın altın çağında, Roger Ebert sinema aşkını ve yazma tutkusunu birleştiren ilk sinema yazarlarından oldu. Tam 46 yıl tahtını korudu. Stüdyoların önce destek olduğu, sonra nefret ettiği ve nihayetinde alenen korktuğu bütün mesleki aşamalardan geçti. Bir dönem yorumlarının etkisi öyle arttı ki, en büyük rakibi ve arkadaşı Gene Siskel ile birlikte yaptığı ateşli televizyon programı nerdeyse filmlerin başarısını belirler oldu. Mesela bilir miydiniz Martin Scorsese’nin ilk Ebert tarafından keşfedildiğini? Ya da Werner Herzog’un kariyerinde sadece tek filmi birisine, “sinemanın askeri” Ebert’e adadığını? Ebert popülistti, anaakımı bağrına bastı, Chicago Sun Times’ın emektarı olmaktan gurur duydu, sinemanın nasıl olması gerektiğiyle ilgili ideolojik tartışmalara hiç takılmadı. Sinemayı ve filmler üzerine konuşmayı çok sevdi. Sesini kansere yitirdiğinde, blogu sayesinde hiç konuşmadığı kadar konuştu. Yazamayıncaya kadar yazdı.

Life-Itself

10) The One I Love

Rayından çıkan bir romantik komedi. Kesin çözümün yolunu bulmuş bir evlilik terapisti. “İyi günde ve kötü günde” sözüne sonuna kadar inanmış bir evlilik; ta ki öteyi görene kadar! Çiftler, evlilikler ve ilişkiler hakkında yapılabilecek her türlü filmi gördüğümüzü düşündüğümüz anda karşımıza çıkan bir yenisi. Tek Sevdiğim, her türlü yıkım veya telafi, en güzel aldanış veya en sert gerçeklik üzerine söylenebilecek yeni bir şey kalmadığını sananları yanıltıyor. Filmin bir yerinde Ethan, Kim Korkar Virginia Woolf’tan? filminin alternatif, tuhaf bir boyutunda gibi olduklarını soyluyor. Yorumun epey ince ve isabetli olduğunu görüyoruz.

The-One-I-Love

 

Kaynak: http://ifistanbul.com/

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s